Petro-dolar bizi kurtarır mı?

08 Ağustos 2017 Salı  |  MENTOR

Farklı bir ekonomi yazısı yazmak istiyorum, ağır yorumlar ve kafa karıştırmaktan uzak.

2000'li yıllar dünyada ekonomik gelişme ve bol paranın olduğu yıllardı, para o kadar çoktu ki her yere para akıyordu. Bize de aktı, 2008 yılına kadar böyle devam etti derken emlak krizi patladı ve  para kazanmak için bin türlü dümenle üretilmiş finansal ürünler patladı, bankalar battı, ekonomiler dibe çöktü.

Top merkez bankalarına geçti, onlar da hasarı azaltmak, hem Avrupa'da hem de Amerika'da ekonomiyi canlandırmak için yeniden piyasayı daha fazla paraya boğdular, daha fazla getiri meraklısı para yine bizim gibi fırsatlar ülkesine aktı.

Bu arada hükümet de bütçe disiplininden taviz vermedi ve mali sistemin sağlıklı yapısını azami şeklide korumaya özen gösterdi ancak biz bu dönemde ekonomimizin kronik sorunları olan tasarruf eksikliği ve katma değer yaratmayan üretime çözüm bulamadık, bireysel emeklilik gibi yatırım teşvik programları gibi iyi niyetli girişimler sonuç üretmedi. Gelen para ağırlıklı inşaata gitti; sonsuza kadar inşaat yapıp büyüyemezsiniz, üretmek zorundasınız.

Ancak deniz bitti, Amerika ve Avrupa büyüyor, Avrupa biraz geriden gelse ve yavaş bile olsa oldukça sağlıklı, ancak Amerika'da Trump krizi var.

Bunun anlamı piyasadaki parayı çekecekler yani bizden para çıkacak ve büyümemiz için gerekli  paradan mahrum olacağız.

Amerika'daki faiz artırımının ardından bunun işaretleri görününce hükümet bunu görüp KGF ve vergi teşvikleri ile ekonomiyi kısmen canlandırdı, başarılı da oldu ancak kısa sürede çok yüksek miktarda kredi veren ekonomide krediye kaynak oluşturan mevduata talep çoğaldı, bu da faizleri artırdı.  

Faizlerin artması reel ekonomi için maliyet artışı anlamına geliyor, maliyet artışı ise enflasyon, enflasyon da geleceğe dönük beklentileri olumsuz etkiliyor, geleceği göremeyen iş adamı zaten finansman bulmakta da zorlandığı için yatırım yapamıyor.

Hükümet bu açığı kapatmak için bütçe harcamalarını artırıyor ve bankaları ucuz kredi verme konusunda teşvik etmeye çalışıyor ama bu durum zorlama olunca hem bütçeyi hem de bankaların bilançosunu bozuyor.

Hal böyle olunca da uzun süredir bizi koruyan bütçe disiplini ve mali sistemin gücü, kalkanları çöküyor. 

Kabul etsek de etmesek de büyümek için tasarrufa ihtiyacımız var ama tasarrufumuz yetersiz , bunun için yurt dışından sermaye ödünç almamız gerekiyor, sermayenin fiyatı faiz, jeopolitik riskler, ülkedeki kamplaşma ve hukuk tartışmaları varken ve üstelik sermayenin faiz dediğimiz fiyatını ödemeye çok istekli değilken büyümemiz zor. Ancak faizi ödemeyince başka bir sorunumuz daha oluyor: Yabancılar bize borç verdikleri paraları vadesinde geri alıyor, bu da aşırı döviz talebi ve dövizde artış yaratıyor, bunun sonucu ise çok ciddi hammadde ve enerji ithal eden ülkemizin maliyetleri ve enflasyon artıyor, bu da daha önce anlattığımız yatırımların yapılmaması sonucunu üretiyor.

Sonuç; derhal ve hızla ülkenin inşaat ekonomisi görünümünden çıkıp % 100'ü veya mümkün olduğunca büyük kısmı yerli ürünle üretilmiş mallar ihraç eden bir ekonomi olması gerekiyor ve bunu sağlamak için hem büyümek hem de teknoloji geliştirmek zorundayız. Bunun için para lazım, para bizde yok ödünç almalıyız. Öyleyse sorunlarımızı çözene kadar faiz dediğimiz bedeli ödemek dışında çaremiz yok.

Aksi takdirde; üretimde çok fazla ithal girdi kullandığımız için büyüdüğümüzde ithalatın artması, ithalatın artmasının cari açığa yol açması (aslında bu ekonominin yarattığından fazla döviz tüketmesi anlamına geliyor), bunu döviz talebini artırması ve sonuçta kurların patlayıp gitmesi ve krize girmemiz kısır döngüsünden kurtulmamız oldukça zor.

Eğer bize zaman kazandıracak bir faiz artırımına yanaşmazsak -ki bize zaman kazandırabilir ve bu sürede bir reform paketi uygulayabiliriz- görünen o ki; döviz lirayı, avro da Trumpzede doları dövecek. 

Ancak faizlerin artması da doğrudan seçmenin cebini ve dolayısıyla da oyları vuruyor  ve hükümet iki arada bir derede kalıyor, DSP-MHP koalisyonunu hatırlarsanız siyasi tarihimizin en büyük çöküşünü yaşamışlardı.

Büyüme-oy-iktidar-döviz talebi-artan kurlar-kriz- artan faizler-kızgın seçmen ve iktidarı kaybetme. Tasarruf açığı ve katma değeri olmayan üretimin yarattığı siyasi sonuç bu maalesef. 

Zor bir karar, bakalım hükümet bugüne kadar hiçbir hükümetin kıramadığı bu döngüyü kırabilecek mi?

Hükümetin önemli planlarından biri 11 Eylül sonrası Batı dünyasında hem toplumsal kabul hem de paralarının kontrolü konusundaki endişeleri nedeni ile kendilerini rahat hissedecekleri Arap petro-dolarlarını Türkiye'ye çekmek, bence de çok da mantıklı çünkü daha ucuza finansman bulma şansı yaratıyor.

Ancak Araplara da hiç güven olmuyor, geçmişte olduğu hemen saf değiştirdiler, Katar krizine böyle yaklaşılmalı bence.