Ayakkabı tablacısı

10 Ağustos 2017 Perşembe  |  SERBEST KÜRSÜ

Bir yaz günü dolmuşla çarşıya gidiyordum. Çukurova sıcağında dışarı çıkmak kolay değildir. Hele ki dışarıda çalışanlar için cehennem sıcağıdır güneş.

Dolmuştayız ya az da olsa esiyor. İlerliyoruz.

Yol kenarında birileri koşuyor telaşla. Pek umursamıyorum ta ki ilerdeki kalabalığı görene kadar.

Bir ayakkabı tablası... yıkılmış.

Ayakkabı kutuları etrafa saçılmış. İnsanlar etrafta çaresizliğin verdiği rahatlıkla bekliyorlar. Elden bir şey gelmiyor, bekliyorlar ne olacak diye.

İnsanımızda vardır ya, yapılacak bir müdahale olmadığı halde zor durumda olanı yalnız bırakamama sahiplenişiyle ayrılmıyorlar oradan.

Tablanın arkasında, hayatın yükünü taşımaktan yorulmuş, çaresizliğin peşini bırakmadığı bedenin; artık rahatlamış, huzura ermişliği ile "Seninle artık boğuşmayacağım. Ne halin varsa gör hayat!" dercesine gazete parçaları ile örtülmüş yerde cansız hali ile karşılaştım. 

Sıcakta, yağmurda, çamurda evine ekmek parası götürebilmek için o tablayı sokak sokak itmenin ne zor olduğunu gayet iyi bilirim. Bunu yapan bir baba ise evin kapısında gelmesini dört gözle bekleyen çocukların var ise hele. Sanki çok kolay bir iş yaparmış gibi gülümseyerek yapar.

Babadır, güçlüdür. Yeter ki eşi ve çocukları mutlu olsun, karınları doysun, rahat yatsınlar gece. Tek düşüncesi budur. Bir de "Çocuklarım okusun da bizim çektiğimiz sıkıntıları çekmesin" düşüncesinin verdiği güçle, tebessümle sokak sokak gezer tablasıyla. Hele ki elinde eve getirebildiği sebzesi, meyvesi varsa deyme keyfine babanın. Ondan mutlusu yoktur. Çünkü çocukları mutludur.

Bir anlık dikkatsizlik ya da başka bir şey yüzünden çocuklarını, eşini bırakıp gider baba. Çocuklar evde akşam gelmesini bekler babalarının. Bir şeyler söylemek için, bir şeyler yapmak için babalarının gelmesini beklerler sabırsızlıkla, habersizce. 

Bir telefon gelir. Hemen hastaneye gelmelerini söyleyen bir ses...

Gerisini duymazsın zaten. Bir umutla dua ederek gidilir ama hissedilir artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Çocuklar için artık baba kelimesinin anlamı kalmamıştır. 

Eksik olacak bazı anlar, durumlar, hisler. Hiçbir şey doldurmayacak, bitirmeyecek kalplerindeki yarayı ve acıyı. Her mutlu anlarda bir hüzün kaplayacak kor gibi yanacak yürekleri, babaları yanlarında olmadıkları için.

Her an onlarla olacak bu acı ve bununla yaşamayı öğrenecek çocuklar. 

Çocuklar büyüyecekler bir anda.

Küçük oldukları halde bir çok kişiden daha büyük olacaklar artık.

Habibe Sevim