Kendin olmak

17 Ağustos 2017 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Türün sıradan örneğine birey diyebiliriz.

Koyunlar içinde bir koyun, aslanlar içinde bir aslan.

Sinek de bir bireydir ve onu diğer sinek bireylerinden ayırmak için laboratuvar gerekir.

Bir canlı türü olarak insanlar içinde bir birey olabilirsiniz, buna hiçbir itirazım olmaz ve lâkin yüzlerce Hasan içinde hangi Hasan olduğunuzu belirler mi birey oluşunuz?

Bütün Hasanl'ar da tıpkı yazıdaki Hasan gibi ve kadar bireydir.

Onu diğer Hasan'lardan ve hatta diğer bütün insanlardan ayıracak ve kendisi yapacak bişey vardır, yoksa da olmalıdır.

Hasan, kendini biricik kılacak ve sürü, yığın içindeki diğer bütün bireylerden ayıracak bir şeyi oldurmalıdır.

Oldurabilirse bu ayrıcalığı işte o zaman kendi olacaktır Hasan ve bu, bütün insanların insanlaşabilmek için boyun borcudur.

Hangi Hasan olduğuna, hangi Hüseyin ya da Erinç, Çiğdem kişinin kendisi karar verecektir ki kişi olup, kişilik geliştirsin.

Aksi halde, hakkaten birey olacaktır ki dünya nüfusu 8 milyar bireyden ibaret olur ki, bu bireylerin hiç biri Picasso değildir ne de Cahit Arif ve hatta duvarcı ustası Ali.

Ne Dali ne de Federer birey değildir.

Dali'dir Dali ve Navrotilova Navrotilova'dır

Kaç tane Genco Erkal vardır ki Genco Erkal'a bireylerden bir birey muamelesi yapalım.

Birey kavramın dilimize pelesenk olması ve her birimizin de kendinden vaz geçerek birey olma sevdasına düşürülmesi globalizmle girmiştir hayatımıza.

Oysa, küreselleşme öncesinde bireyci olmayı toplumsal hayat içerisinde bir kusur gibi tanımlıyorduk.

Niye böyle oldu ?

Aslında bu kendiliğinden olmadı olduruldu.

Dünya hepimizin köyüdür- evidir safsatasına inandırdılar bizi, biz de inanmaya teşne miydik ne?

Dünya tarihinin gördüğü en katı sınırlarla korunan bir ekonomik ağırlıklı siyasal örgütlenme olan AB, hepimizin önüne bir özgürlük ve insanlık projesi olarak sunulurken, bu projenin, insanları kuzey batılı beyaz, hristiyan insanlar ve diğerleri diye iki kategoriye ayırdığını görmezden gelmemizi sağladılar.

Evvel emirde bilmeliyiz ki insan toplum içerisinde kendine ve hayatına bir anlam verebilir, biz hepimiz toplumsal bir kimlik içerisinde kendimiz olabilme olanağına ve olasılığına sahipken, birey birey ayrışarak sürü içinde yer almak, bizi kendine özgü bir insan olma yerine, kalabalıkta o kalabalığı var eden ve aslında her biri diğerinin tıpkısı olan bir kitlenin unsuru haline dönüştürecektir, ki Necmeddin Erbakan yıllar yıllar önce "halk diye pazar yerine toplanmış insan sürüsüne denir" diyerek, günümüz ortamının ipuçlarını verirken, kendisi olan, olabilen, kendini olduran insanların ne kadar da güç yönetilebileceğinin farkında olduğunu ve asıl yapılması gerekenin de insanları aynileştirerek yönetmenin kolay çok kolay olduğunu, belki de farkına varmadan faş ediyordu.

Bugün de bu zihniyetin ileri aşamalarını yaşıyoruz.

Demem o ki, Genco Erkal tiyatrocular içinde bir tiyatrocu birey değil ve fakat tiyatroya anlam katan Genco Erkal'dır. Genco Erkal tiyatrosunun aynısı  yoktur yeryüzünde.

Hiçbir bakkal diğerinin tıpkısı değildi ve fakat bütün süper market kasiyerleri birbirlerinin tıpkısıdır.

Nokta.