Bir simitçi ile sohbet

21 Ağustos 2017 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Medya Günlüğü'ndeki "Pazartesi Söyleşileri"nin bu haftaki konuğu ne bir gazeteci ne bir medya uzmanı ne de bir akademisyen. Bu kez konuğumuz 29 yıldır İstanbul sokaklarında simit satan Tokatlı Bayram Bıdık.

Simit kadar ucuz, leziz, bulması, tüketmesi kolay, büyük çoğunluğun damak tadına uygun bir yiyecek azdır. Sabahları kahvaltı yapacak vakti olmayanların da, öğlen yemeğini geçiştirenlerin de, ani açlığını bastırmak isteyenlerin de, zenginin de, fakirin de " can simidi"dir. Mideniz gurulduyorsa yanından geçtğiniz simit tezgahından yükselen kokuya direnmek çok zordur, zaten neden direnesiniz ki! Hele hele simit-çay-beyaz peynir üçlüsü varken...

Tokatlı sokak simitçisi Bıdık'la ilk kez bir kaç hafta önce Bakırköy'deki İDO iskelesinin önünde karşılaştık. Fırından yeni çıktığı belli olan simidinin yanında kendi demlediği çayı ikram ederken yaptığımız kısa sohbette söyledikleri ilginçti. Meraklıları bilir, eski simitlerin tadını yakalamak artık zordur, taze olmasına taze, çıtır olmasına çıtır ama eski lezzet yok ama bunun nedeni var... Bayram Dayı ile yeniden görüşüp söyleşi yapmak üzere sözleşiyoruz.

13 yaşında İstanbul

Geçen hafta kendisini yine aynı yerde, yani "simit tekeli"ni elinde tuttuğu noktada buluyoruz. "Simit tekeli" tabii işin şakası ama gerçekten iskele çevresinde ondan başka seyyar simitçi yok. Yine çay ikram ederek hikayesini anlatmaya başlıyor...

1961 yılında Niksar'da doğmuş, 1973 yılında, yani 13 yaşında, hem de yanında ailesi olmadan İstanbul'a gelmiş, bir kaç ay çalışıp dönmüş. Çocuk yaşta bir genç, hem de tek başına büyük şehre neden gelir? "Çünkü ailemin en büyük çocuğu bendim, para kazanmam lazımdı..."
Araya askerlik girer, 1986 yılında İstanbul'a döner ve bir fabrikaya girer ama maaşını alamayınca oradan çıkar ve simitçilik yapmaya başlar.

- Dayı, simitçilik nereden aklına geldi?

- E çünkü bizim buradaki köylülerin hepsi simitçilik yapıyordu, başka iş bilmiyordum. Hem buradaki (İstanbul) simitçilerin çoğu Tokatlı'dır zaten...

- İlk tezgahı nerede açtın?

- Aksaray'da UFİ diye bir mağaza açılmıştı. Onun tam önünde. İlk yürüyen merdiveni de orada görmüştüm.

- O zaman kaça satıyordun?

- Vallahi hatırlamıyorum ki. 50 kuruş falandı galiba.

İlkokul mezunu Bıdık 3-4 yıl simitleri aldığı fırında yatıp kalkar, tezgahıyla İstanbul sokaklarını turlamaya başlar, sonunda Bakırköy İDO'nun önüne gelir.

- Bayram Dayı, en fazla kaç simit sattın?

- Aksaray'dayken 400-500 sattığım oluyordu. Şimdi 150 civarı.

- Açma gidiyor mu?

- Yok, günde en fazla 15-20 tane.

- Çatal göremedim, niye satmıyorsun?

- Çatalı taşıması zor, buraya getirene kadar hep kırılıyor, zarar ediyorum onun için satmıyorum.

- Diğer simitçilerle sorun yaşadığın oldu mu?

- Yok.

Sohbet sürerken arada müşteriler simit alıyor, son derece kibar, herkese "efendim" diye hitap ediyor.

Dar gelirli müşteriler

En büyüğü 27 yaşında üç çocuğu olan Bıdık, her gün 05.00'de  kalkıyor, fırına gidiyor, simitleri alıyor, taşıyor ve Bostancı'dan 07.00'de kalkan ilk denizotobüsünün yolcularını beklemeye başlıyor

- Müşterilerin kim?

- Herkes alıyor ama genelde  öğrenciler, fazla parası olmayanlar.

- Müşteriler sohbet eder mi?

- Sohbet edeni de çıkar ama genelde alır giderler.

- Sen kaça satıyorsun simidi?

- İstanbul'da üç ayrı fiyat var: 1 lira, 1.25 ve 1.40. Ben 1.25'e satıyorum.

- Ekonomik durumu nasıl görüyorsun?

- Kötü!

- Neden?

- Çünkü gelir dağılımı adaletsiz! Bir de eskiden orta sınıf vardı, o artık yok şimdi sadece fakirle zengin var.

- Yeni simit çeşitleri çıktı, sen neden satmıyorsun?

- Evet, kepeklisi var, susamsızı var, ayçekirdeklisi var ama bizim burada gitmez onlar.

- Eski simitlerin tadı neden yok şimdi?

- Onlar taş fırın simidi. Taş fırında odun ateşinde pişirilenlerde o tadı bulursun. Diğerlerinde bulamazsın, onlar doğal gazla çalışan fırınlar. O senin sevmediğin simitler doğal gazla pişenler.

- Geceleri tezgahı burada mı bırakıyorsun?

- Evet ama marinanın güvenliği var, sorun olmuyor.

Bir simitten 30-40 kuruş kazanan, belediyeye işgaliye parası ödeyen Bıdık, sosyal güvencesi olmadığını, eli ayağı tutana kadar mecburen çalışmaya devam edeceğini söylüyor.

İstanbul'da 300'e yakın simit fırını ve sekiz bin civarında sokak simitçisi var. Tezgahın bulunduğu semte göre aylık gelirleri değişiyor. Bir simitten ortalama 35-40 kuruş kazandıklarına göre, günde 100 tane satan bir simitçinin aylık geliri ortalama bin lira civarında. Kadıköy'de iskele önündeki simitçiler havaya bağlı olarak günde bin adedi geçebiliyor ama onlar bir liradan satıyor.

Simit sadece Türkiye'de değil, başta Yunanistan olmak üzere Balkan ülkelerinde de popüler. Geleneksel olarak "pekmezleme" yöntemi kullanarak yapılan simide bazı yerlerde farklı isim veriliyor, örneğin İzmirliler "gevrek" diyor. Bir simitte ortalama 300 kalori var.

Son bir not: Eğer simide meraklıysanız, alıp buzluğa atın, canınız çok çektiğinde tavaya koyun, hafif ateşte ısıtın, aldığınız andan bile lezzetli simidi afiyetle yiyin!

Not: Bu söyleşi Medya Günlüğü'nde daha önce yayınlanmıştır.