Aktif yaşlanmak

24 Ağustos 2017 Perşembe  |  BEYAZ ÖNLÜK

Gerek yaşam beklentisindeki artış gerekse doğurganlıkta azalma gibi sebeplerle toplumların yaş ortalamalarının arttığı bir gerçek. 2010 yılında 65 yaş ve üzerindeki birey sayısı tüm dünya nüfusunun %8'ine tekabül edecek biçimde 524 milyon iken, 2050'de bu rakamın üç katına çıkarak toplam nüfusun %16'sını teşkil edeceği tahmin edilmekte. 
 
İlerleyen yaşla birlikte kalp & damar hastalığı, kanser, şeker hastalığı, osteoporoz, depresyon demans, Alzheimer hastalığı gibi önemli sağlık sorunlarının görülme olasılığı artmakla kalmıyor, bunların görülmediği yaşlılarda da gerek zihinsel gerekse fiziksel kapasite giderek azalıyor. 
Yeterince egzersiz yapmamanın koroner hastalığa, şeker hastalığına, meme ve bağırsak kanserlerine bağlı ölümlerin %6-10'undan, beklenenden erken ölümlerin %9'undan sorumlu olduğu bildiriliyor. 
 
Aktif yaşlanma olarak adlandırabileceğimiz kavram, yaşları ilerlese de sosyal, ekonomik, kültürel, manevi ya da yurttaşlıkla ilgili faaliyetlere katılma becerisini kaybetmeyen bireyler için geçerli. Yaşlı bireyler ne kadar "aktif" yaşlanırlarsa milli ekonomilere olan yüklerinin azalması ve daha önemlisi ömürlerinin son dönemini hayattan zevk alarak geçirmeleri o derece mümkün olabiliyor. 
 
Fiziksel olarak aktif olmak tüm yaşlarda zihin ve beden sağlığına olumlu katkıda bulunmakta. Bu nedenle bilhassa aktif yaşlanma sürecini mümkün kılmaya dönük yaşam biçimi düzenlemelerinin en önemlisi ve başta geleninin düzenli egzersiz yapmak olduğu söylenebilir. Erişkinlerde tüm nedenlere ölüm riskini düşürdüğü kanıtlanmış olan fiziksel aktivite yaşlılarda düşme olasılığını azaltırken beden ve zihin sağlığının korunmasına büyük yarar sağlıyor. 
 
İyi bilinen olumlu etkilerine rağmen erişkin toplumun kimi ülkede dörtte birinin, kimi ülkede yarısının yeterince fiziksel aktivitede bulunmadıkları görülüyor. 65 yaşın üzerinde bu oran üçte ikiye, 75 yaş üzerinde dörtte üçe ulaşabiliyor. 
 
Günümüz bilimsel kılavuzlarının ışığında bir kişinin fiziksel olarak yeterince aktif olduğunu söyleyebilmemiz için haftada en az 150 dakika süreyle orta yoğunlukta egzersiz yapıyor olması gerekiyor. 
 
İleri yaşlardaki bireylerin yeterince fiziksel aktivitede bulunabilmeleri, başka bir deyişle aktif yaşlanmaları için neler yapabiliriz? 
 
Davranış biçimlerini düzenlemeye dönük ne tür bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği üzerine çalışmalar sürerken aktif yaşlanmayı mümkün kılabilecek en önemli unsurun sosyal destek olduğu üzerinde görüş birliği mevcut. Çevresindeki insanlarla yakın ilişkilerini sürdüren yaşlıların depresyona girme olasılıklarının daha düşük olduğu, kendilerini daha iyi hissettikleri, yaşamdan daha çok keyif aldıkları gözlenirken tüm nedenlere bağlı ölüm risklerinin dahi daha düşük olduğu gösterilebiliyor. 
 
Şunu göz önünde bulundurmak gerekiyor ki emeklilik, yakınların hastalıkları ya da kayıpları gibi nedenlerle yaşlıların sosyal desteklerini kaybetmeleri, hayatta kendilerini yalnız hissetmeleri olasılıkları artarken fiziksel aktivitelere dönük motivasyonda azalma söz konusu. 
 
Yapılan çalışmalar yaşlandıkça yalnızlaşan bireylerin fiziksel aktivitelerinin bununla orantılı biçimde azaldığını, gerek arkadaşlar gerekse ailenin, ama bilhassa ailenin sosyal desteğinin daha aktif bir yaşlanma sürecine önemli katkı sağladığını gösteriyor. 
 
Geçtiğimiz ay yayınlanan bir makalede 60 yaşın üzerindeki bireyleri düzenli egzersize teşvik eden faktörler üzerinde durulmaktaydı. Bu yaş grubundaki bireylerin kendi akranlarından oluşan grupları tercih ettikleri, spor faaliyetlerini yeni arkadaşlar edinmek gibi sosyal aktiviteler olarak gören daha genç bireylerden farklı olarak sağlıklarını koruma, kendilerini iyi hissetme, kilo kontrolü hedeflerini ön planda tuttukları gözlenmekte.
Egzersiz programlarının ekonomik maliyeti, evlerine olan uzaklıkları, kentlerin "yürünebilir" oluşu önemli faktörler olarak karşımıza çıkıyor. 
 
Hareketli, aktif yaşama alışkanlığının hayatın erken dönemlerde kazanılmış olmasının aktif yaşlanmaya katkıda bulunduğu gerçeğini bunalara eklememiz yerinde olur.
 
Kuşku yok ki uzun yaşamak, sağlıklı yaşamak anlamına gelmiyor. İleri yaşlara sağlıklı bir biçimde ulaşabilmede genetik etkenler çok önemli olsa da yaşam biçimi ve davranış alışkanlıklarının buna katkısının yarıdan az olmadığını biliyoruz. 
 
Toplumlarımızda 90'lı yaşlara ulaşabilmiş bireylere daha fazla rastlıyoruz ve bu eğilim devam edecek. İyi yaşlanmanın aktif yaşlanmayla mümkün olduğu bilincinin getirdiği sorumluluğun her bir erişkinden başlayarak kentleri, çevreyi, ülkeleri yönetme görevini üstlenenlere dek geniş bir yelpazede paylaşılması gerekiyor.   
 
KAYNAKLAR
 
Lindsay Smith G, et al: The association between social support and physical activity in older adults: a systematic review. Int J Behav Nutr Phys Act 2017;14: 56 
 
van Uffelen JGZ, Khan A, Burton NW: Gender differences in physical activity motivators and context preferences: a population-based study in people in their sixties. BMC Public Health 2017;17: 624 
 
Rea IM: Towards ageing well: Use it or lose it: Exercise, epigenetics and cognition. Biogerontology. 2017;18:679-691