Aykut Kocaman'ın 'korkusu'

25 Ağustos 2017 Cuma  |  MENTOR

Futbol basit bir oyun, iki temel amacı var;

1- Gol yemeyeceksin.

2- Gol atacaksın.

Aykut Kocaman'ın takımı ikisini de yapmaktan aciz, bir büyük takım hocası 2-0 kaybettiği ilk maçtan sonra gollere ihtiyacı varken, koskoca ilk yarıyı çöpe atmışken, aynı 11 ile sahaya çıkmaz, çıkarsa bunun adı teslimiyettir çünkü takımın şiddetle gole ihtiyaç varken gol atamayan bir takıma dokunamıyorsa futbolcu onun ya korkak ya da yetersiz olduğunu düşünür, maç o dakikada biter.

Zaten bitti!!! Büyük takım hocası ne olursa olsun ikinci yarıya mesaj verecek bir değişiklikle başlamalıydı, RVP'yi alıp Ahmethan ve Soldado'yu birlikte oyuna sokmak, Neustadter'i alıp Soldado'yu sokmak mesaj olurdu olmadı, böyle bir şey olmayınca da maç ikinci yarı daha kötü oldu golü bulmamıza rağmen hocasına inanmayan, kafasında turu çoktan kaybetmiş oyuncular maçı da kaybetti.
 
Maç, sahaya çıkarken kaybedilmişti.

Aykut Kocaman'ın savunma ağırlıklı kadrosunun amacını ben anlayamadım, gollere ihtiyacı varken savunma ağırlıklı kadro belki onun kendi kurduğu fantazi dünyada anlamlı olabilir ama gerçek dünyada "korkmak" dışında anlamı yoktu.

Sanırım korktuğu şey koltuğunu kaybetmekti çünkü Fenerbahçe'den ayrıldığında işsiz kalmıştı, araya giren hatırlı dostları olmasa belki de şimdi evde oturuyor olurdu.

Kameni Volkan'dan kötü, Soldado RVP'den kötü, Lens'in yerine daha yaşlı, daha kötü, daha pahalı Dirar'ı alıyorsun, transfer konusunda o kadar kötüsün ki sakat futbolcuyu bile alıyorsun. Sürekli yaptığın transferler çöp oluyor. 

Galatasaray bir türlü alamadığın Belhanda ve Feghouli'yi alıyor, Beşiktaş'ın ucuz transferleri cuk oturuyor ama sen sürekli hata yapıyorsun. Ben tesadüflere inanmam bu kadar tesadüf yaşamın akışına aykırı, Fenerbahçe'nin transferleri kötü kokuyor, kimseyi suçlamıyorum ama bu kadar saçmalığın tesadüfle açıklanması mümkün değil, araştırılması gerekir.  

Gelelim kendimize; bir camia düşünün,

- 20 yıldır Fenerbahçe'nin ona verdiği gücü sevdiği, en çok kendine hayran olduğu belli olan bir başkanı varken hala Fenerbahçelileri Fenerbahçe'yi sevdiğine inandırabiliyor.

- Kariyeri boyunca hatalı gol yemek en belirgin özelliği olan, son beş yılda  bu konuda rekor kırıp Fenerbahçe'nin başarısızlığındaki en büyük etkenlerden biri olan kaleci, taraftar şovları ile iyi kaleci olduğuna inandırabiliyor.

- Bir hoca düşünün futbolculuğunda adı her türlü entrikaya karışmış, kendi sorumluluğunda olan hocanın ve futbolcunu altını oymuş, Alex'in olmadığı sezonlarda koskoca bir sıfır, en önemli rakibinden peş peşe 10 puan fark yemiş ama camia onun iyi insan iyi hoca olduğuna inanıyor.

Bu tablodan umut çıkmaz. Mantığını kaybetmiş sadece duyguları ile hareket eden bir camia daha fazlasını bekleyemez.

En değer verdiği şey olan Fenerbahçe'nin onun bunun elinde oyuncak olmasına engel olamayan  tepkisizlikte bir camianın geleceği olmaz.

Aziz Yıldırım'ı da, Aykut Kocaman'ı da, Volkan Demirel'i de yaratan, QTM'nin camia ile kedinin fareyle oynar gibi oynamasına neden olan şey; camianın duygusal ve mantığını kaybetmiş olması nedeniyle kolayca kandırılabiliyor olmasıdır.

Şimdi Aziz Yıldırım "hapis yattım" der.

Aykut Kocaman  "boynumuzda ip ile dolaşıyoruz" der.

Volkan Demirel "köpeklerinizi bağlayın" der, biz de her şeyi unuturuz.