Türkiye'nin sağı solu

28 Ağustos 2017 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Daha önce de yazmıştım, aslında Türk solu diye bir şeyden bahsetmek "ideolojik olarak" mümkün değildir, daha da ötesi fiziki koşullar nedeniyle Türkiye'de sol olamaz çünkü Türkiye ne sanayileşme sürecini tamamlayabilmiş ne de sol ideolojinin kendi tanımı ile üretim araçları sahipliği veya sahipsizliği netleşmiştir.

O yüzden yine sol ideolojinin tanımı ile bu ülkede "zincirlerinden başka kaybedecek" insanlar olmadığı için sol da zaten bizzat sol ideolojinin kendi tanımı ile Türkiye'de var olamaz. Dünyada da farklı değildir, sol söylemler ve hareketler kapitalizmin kendini adam akıllı gözden geçirmesine neden olmuş ve sol ideolojide beklendiği gibi işçiler köleleşmek yerine özellikle sanayi devriminin başladığı Avrupa ülkelerinde zenginleşmiş refahları artmıştır. Bir Alman işçisi ortalama Türk patrondan az çalışır, Audi'ye Mercedes'e biner, Türkiye'ye tatile gelir, izni vardır, sağlık konusunda eksikliği yoktur ve oldukça rahat bir emeklilik dönemi geçirir. Bırakın zinciri, adamlar neredeyse dört başı mamur bir hayat yaşıyorlar.

Kapitalizmin salt çıkar ve kazanma amacından oluştuğu içinde asla insan ve duygu olmayacağı öngörüsü solun tüm dünyada yenilgisine neden  en temel yanlış varsayımıdır. Bir başka yanlış varsayım ise kolektivizmdir, ortak yaşam iyi bir şey olsa ve çok ideal görünse bile ütopikdir, insan doğasına aykırıdır, yaşama geçirilemez.

Solu güncellemek adına yapılan cılız girişimlerden Thomas Piketty'nin Kapital'i ve  Guy Standing'in Prekarya'sı ise oldukça havada gerçek yaşamı tek yönüyle yakalayan diğer yönlerini ihmal eden girişimleridir.

Ancak solun klasik değerleri olan gelir paylaşımı, eşitlik, özgürlük kapitalizm tarafından benimsenmiş ve yaşama geçirilmiş olmasına rağmen kapitalizm onun refah yaratan ve insan doğasını özgür bırakan özelliklerine duyarsız kalmış ve halen alternatif olma becerisi kazanamamıştır.

Ülkemizde "sol" adı altında değerlendirilen hareketler geniş ölçüde gençlik ve öğrenci hareketidir, daha dar çerçevede bakıldığında ise hali vakti yerinde ailelerin çocuklarının dünyadaki romantizme uyarak daha iyiyi arama çabasıdır. Hepsinin iyi insanlar olduğu ve başkalarına kendilerinden çok değer verdikleri tartışma götürmez ancak yaşamak yerine ölümü yüceltmek, en temel duygu olan yaşama güdüsüne aykırıdır zaten.

Bu ölüm ve silah tercihi zaten fiziksel olarak "özgürlüğün" gelişmesi konusunda sorunları olan ülkemizde her türlü aykırı sesten rahatsız olan elitist asker ve bürokratlara, bir avuç seçkine her türlü düşünceyi ezme ve yok etme fırsatı vermiştir. Belki fırsatını bulunca bunu kendi amaçları uğrunda kullanmak için teşvik de etmişlerdir ama ilk tercihin yanlışlığı da su götürmez. Bu tercih nedeniyle şair, sanatçı ve yazar olan sol ölümle anılır olmuş, zaten fiziki olarak yok olduğu ülkede düşünsel olarak da yok olmuştur.

1980 sonrası gelişen ortamda bu çelişkiyi en iyi analiz edip yaşamın gerçeğine uygulayan solun adalet ve paylaşım söylemlerini ülke özelinin muhafazakar yapısıyla birleştiren ise AKP olmuştur bu analizi çok iyi yaptıkları tarihimizde ilk defa ülke insanının % 35-45 arası bir kesimini ikna ediyor olmalarından bellidir.

Türkiye'de zaten sol parti yoktur, HDP sadece tek etnik kökene hitap eden milliyetçi bir partidir, CHP ise geniş halk yığınları ile bağı olmayan statükocu ve tuzu kuru, yazlığa giden, çocukları yurt dışında okuyan insanların partisidir.

Hal böyle olunca da Türkiye'de sağın alternatifi Türkiye'de yine sağdır. Bundan sonraki iktidar odağı merkez sağda oluşacaktır ve geçmişte yaşanan tecrübelerin ışığı ile sağın da kendi içinde çok farklı uygulamaları olabileceği ortaya çıktığı için solun değerlerini reddetmeyen, onu öcü olarak görmeyen  milliyetçi-muhafazakar çizgide bir siyasi hareket bekliyorum ama işin açıkçası bunun yeni bir parti olmaktan çok AKP'nin kendini reorganize edip merkeze doğru hareket etmesi sonucu oluşması daha büyük olasılık.