Küresel nefret

01 Eylül 2017 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

Küreselleşmiş dünyamızda barış her geçen gün daha önemli hale geliyor. İnsanın gelişiminin, insan türünün şu anki mevcut  durumuna baktığımızda bireysel, toplumsal anlamda merhamet, doğruluk, adalet ve barış gibi önemli özelliklerimizi kaybettiğimizi görüyoruz. İnsanların entelektüel yanı dili, dini, yönetim şekilleri, ekonomik sistemleri, toplumsal barışı amaçlarken insan doğasındaki saldırganlık duygusunu besleyen düşünceler dünyayı bu hale getirdi.

İnsanlar sürekli psikolojik, zihinsel sebeplerinden kaynaklanan şiddet duygusunu din, inanç, kültürel,coğrafi, yönetimsel konuları bahane ederek  bu tür duygu, düşünceler altında şiddet davranışlarını meşrulaştırıyor. Bu, insanların birbirine karşı olan hoşgörüsüzlüğünden kaynaklanmaktadır. Dine ya da çeşitli inanç, düşünce sistemlerine dayandırılan şiddet uygulamalarının temelinde, farklı olana karşı beslenen önyargılı ve dışlamacı tutum yatmaktadır .Gerek devletler arası ilişkilerde gerekse aynı toplumda yaşayan insanlar arasında barışın tesis edilmesinde insan tabiatının barış içinde birlikte yaşamayı öğrenmeye uygun olduğu asla unutulmamalıdır.

Dünya barışı, tüm insanların mutluluk, barış içinde yaşaması ilkesidir. Ama gelin görün ki, tüm uluslar gönüllü ya da savaşı önleyen politika söylemleri, küresel bir şiddetsizlik amacı güderken nasıl oluyor da dünya bu kadar yaşanmaz hale geliyor? Bir dünya düşünün ki, yazılı ,görsel basında gündem sadece ölene, öldürene endeksli, korku,şiddet, zulüm, tehdit, patlamalar, cenazeler, savaş, saldırı haberleri, tehdit demeçleri, yoksulluk, işsizlik ve mutsuzluk haberleri. Medeniyetin uygarlığın insanlığın var olduğu ilk günden bu yana insanoğlunun hem doğa  hem de canlılar üzerine kurmak istediği en temel güdülerinden biri olan hâkimiyet, güç, baskı kurma anlayışı, büyük kavgalara zulümlere sebebiyet vermiştir.

1999 Nobel ödüllü Günter Blobel, son yapılan araştırmalarda canlılarda şiddet geni ya da vahşet geni ve buna bağlı olarak çalışan beyinde bir saldırganlık merkezi bulunduğunu açıklayarak elbette ödülü haketti. Blobel'e göre beynin bu merkezine ışın verildiğinde canlı saldırganlaşıyor. İnsanlara da yazılı ,görsel medya gibi araçlar kullanılarak devletler tarafından radikal milliyetçilik , ideoloji, din, ırk, cinsiyet ve partizanlık maskesi altında ışınlar veriliyor, bu da büyük acılar yaşanmasına sebeb oluyor.

İdealizm, liberalizm, cumhuriyet,demokratik barış kuramı, uluslararası entegrasyon kuramları, realizm, marksizm, komünizm gelenekleri ile postyapısalcı teori ve ekonomik sistemler barış kavramına yaklaşımlarına bu kadar olumlu bakarken nasıl oluyor da dünya bu kadar yaşanmaz, acılarla yoğrulur duruma geldi? Bugün dünyada semavi dört din varken yaklaşık 4300 çeşit din insanları barışa mutluluğa huzura hem dünyada hem ahirette vaatlerde bulunuyor ise, nasıl oluyor da insanlar bu kadar acı yaşıyorlar anlamış değilim. İşin kötü tarafı bütün saldırganlık davranışlarını yapan kişi , toplumlar,devletler kendi açılarından oldukça haklı sebeplere dayandırıyor. Ve saldırıyı, şiddeti, zulmü aklileştirme yoluna gidiyor herkes. Bu yüzdendir ki, dünyayı hem kendimize hem de tüm canlılara gün geçtikçe yaşanmaz hale getirdik.

Albert Einstein'ın dediği gibi, "Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden". Zulme, acıya, şiddete sessiz kaldığımız için  bizlerin de bu zulme,şiddette payımız yadsınamaz.

Hiç olmasa çocuklarımızı topluma ve insan haklarına saygılı, bireysel farklılıklara duyarlı, barış kültürüne sahip bireyler olarak yetiştiebilirsek, doğru yöntemle barış eğitimi verebilirsek küresel barışa ulaşabiliriz.

Erdal Çolak