Bir bayram anısı

01 Eylül 2017 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Bizim çocukluğumuzda bambaşka yeri vardı balonların. Bayram gelmeden bayram ederdik balon tutkusu yüzünden. Hele havada duranı, uçanı olursa sımsıkı yapışırdık iplerine, irademiz dışında gökyüzüyle buluşmak üzere yükselmesinler diye...
 
Albenisi renklerindedir balonların. Deniz mavisi, kan kırmızısı, limon sarısı, zümrüt yeşili var... Cırlak kırmızısı, narçiçeği, küf sarısı, gül kurusu var... Kızıl kırmızısı, çingene pembesi, ceviz yaprağı, yosun yeşili var...
 
Gökkuşağının renklerinden türemiş renk cümbüşü yaşatırdı bize çocukluğumuzda balonlar. 
 
Hele hele, parmaklarımız arasındaki ipinden tuttuğumuz balon havaya doğru yükseldikçe içimiz bir tuhaf olurdu. Sanki balonla birlikte biz de yükselecekmişiz gibi, tedirgin olurduk:
 
- Ya elimden kaçırırsam? 
 
Hiç unutmam; ama hangi bayramdı bilmiyorum. İlkokuldayım. Sınıf ya 2, ya 3. Hava güzel. Gökyüzü masmavi. Kocaeli-Gölcük'te dört tarafı çitle çevrili lojman bir evde oturuyoruz. Mevsim yaz, pencereler açık. 
 
Dışarıdan bir ses:
 
- Baloncuuu...
 
Koştum pencereye, baktım. Yukarıda renklerini saymaya çalıştığım onlarca balon satıcının beline urganla bağlanmış, baloncu sağa sola bakıp gözleriyle çevreyi tarıyor. Aynı ses tonu ile çocukları dışarıya davet ediyor:
 
- Balonlarım vaaar...
 
Dışarı attım kendimi, baloncunun etrafını çevreleyen çocukları seyrediyorum. Kaç dakika geçti bilmiyorum. Yanımda bitiveren annemin sesi kulaklarımı çınlattı:
 
- Hangi renk olsun balonun?
 
Anlamsız gelmişti annemin sorusu bana. Olsun da hangi renk olursa olsun, gibilerinden ses çıkarmadım. 
 
Annem baloncuya seslendi:
 
- Kaç para balon?
 
Baloncu:
 
- 10 kuruş abla! 
 
-  Ver bir tane...
 
Annem baloncudan aldığı balonun ipini elime tutuşturdu. Mutluyum. Ama tedirginim. Yüreğimde ürperti:
 
- Ya kaçırırsam?
 
Daha önceleri sahip olmak isteyip de sahip olamadığım ilk balonumdu o benim. Aklımda kaldığı kadarıyla deniz mavisiydi. Avucumda sımsıkı tuttuğum ipin ucundaki balonun gökyüzüne doğru nazlı nazlı salınışına bakıyorum. Gözlerim kamaştı güneş ışınlarından. Masmavi gökyüzü adeta beni de içine çekiyor, balonumla birlikte yükselecekmişim gibi...
 
Sevinç içindeyim ama içimde yine o tedirginlik. 
 
- Ya kaçırırsam?
 
Annem farkına vardı:
 
- Neyin var?
 
- Bir şeyim yok. 
 
- Gel, balonu bileğine bağlayayım.
 
- Olmaz, istemem...
 
Mavi balonum benimle mavi gök arasında bir gizli buluşmaydı sanki. Mutluluğumu paylaşıyordum gökyüzü ile...
 
Ne kadar koştum, ne kadar zıpladım, hopladım bilmiyorum. Bildiğim tek şey, içimde bitmek tükenmek bilmeyen, balonun mavi rengine, havada süzülürken salınışına, uçuşuna bakmak olmuştu. 
 
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. 
 
Kan ter içinde kalmıştım. 
 
O da ne? 
 
Ayağım bir taşa takıldı, yüz üstü kapaklandım yere.
 
Balon kurtulmuştu elimden. Yüreğim kalktı, burkuldu. Biliyordum; bir daha hiç buluşamayacağımız ayrılıktı söz konusu olan.  
 
Gidiyordu işte. Hiç durmadan yükseliyordu mavi balonum masmaviliklere, bir bilinmezliğe, yalnızlığa...
 
Kaç dakika yerde kaldım bilmiyorum. Dişlerim kilitlenmiş halde idim. 
 
Artık hiçbir şey umurumda değildi...
 
Ne renk renk şekerlemeler. Ne alacağım gül kokulu mendiller, ne dolmakalem. Ne atlı karınca, ne az sonra giymek üzere hazırlanmış, ütülenmiş takım elbisem. Ne yeni boyanmış, gıcır gıcır hazır bekleyen iskarpinlerim...
 
Geldik yazının finaline...
 
Çok mu romantik oldu bu yazı, bilemem. Yaşam paylaştıkça güzel der eskiler. Çok eskilere dayanan yaşadığım bir bayram sabahı anımı paylaştım, umarım hoşgörürsünüz.
 
Sevgi dolu nice bayramlar...