Ordu Trump'ı devirir mi?

05 Eylül 2017 Salı  |  SERBEST KÜRSÜ

Donald Trump'ın ABD başkanlık koltuğunda yedinci ayını doldurduğunda, artık Beyaz Saray'ın bünyesinde varlığı gizlenemeyen rahatsızlığın adını koymak artık mümkün: Trump ile ABD'nin yerleşik yönetim  gelenek ve uygulamaları arasında giderek belirginleşen bir doku uyuşmazlığı var.

Sadece ilk dört yılını tamamlamakla kalmayıp 2020 seçimlerini de kazanmaya niyetli olan milyarder işadamı/başkan Trump, göreve geldiğinden beri Beyaz Saray bürokrasisini kendine uyum sağlamaya zorladı ve büyük ölçüde de başarılı oldu. Ama güçler dengesinin çok sağlam bir temele oturduğu ABD yönetim sisteminde Beyaz Saray, sahip olduğu bütün yetkilere karşın, her türlü kural ve yasanın üzerinde değil ve göründüğü kadarıyla, bu doku uyuşmazlığının yönetimde bir kangrene dönüşmesini engellemek için bünyeye uymayan doku, yani Trump, bir şekilde zehirlemeye başladığı bünyeden atılmak zorunda .

ABD'nin Virginia eyaletindeki Charlottesville kasabasında ırkçı ve Neo-Nazi grupların gösterilerinde çıkan şiddet olaylarında bir kişinin ölmesinden sonra,  şiddetin sorumluluğunun yalnızca aşırı sağcılara yüklenemeyeceği söyleminden vazgeçmeyi reddeden Trump'ın bu davranışı, sözü edilen doku uyuşmazlığının bünyede yarattığı rahatsızlığın belki de en önemli göstergesi olarak kayda geçirilmeyi hak ediyor.

ABD siyaset sahnesini yakından izleyen gözlemciler,  aşırı sağcı ideolog Steve Bannon'un  Beyaz Saray'daki görevinden uzaklaştırılmış olmasına karşın, ABD Başkanı'ının aşırı sağın teorik zemininden sapmamaya kararlı olduğunun anlaşıldığını belirtiyorlar.

Trump'ın bu ısrarlı tutumuna karşın, kendi kabinesinin üyeleri bile ABD Başkanı'nın tavrını benimsemediklerini açıkça ortaya koymaktan çekinmiyorlar.

Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Charlottesville olaylarından sonra Trump'ın ırkçı ve neo-Nazileri isim vererek suçlamayı reddetmesi üzerine sorulan bir soruya yanıt olarak "Başkan sadece kendi adına konuşuyor" dedi.

Bundan daha ilginç bir çelişki Kuzey Kore konusunda gözlendi: Kuzey Kore'nin son olarak Japonya'nın hava sahasını ihlal ederek gerçekleştirdiği balistik füze denemesinden sonra Trump, ünlü sabah tweetlerinden birinde ABD'nin 25 yıldır Kuzey Kore'ye haraç ödediğinden yakınarak "artık konuşmak çözüm değil" dedi. Ama bu tweetin üzerinden iki saat bile geçmeden, Savunma Bakanı james Mattis "Diplomasi için her zaman yer vardır" diyerek dolaylı olarak Trump'a karşı çıktı.

Tabii bütün bunlar, Trumnp'in ABD Kongresi'ndeki Cunhuriyetçi Parti lderlerine yönelttiği suçlamaların yarattığı gerginliklere ekleniyor.

Önceki Başkan Barack Obama'nın sağlık sigortası yasasını yürürlükten kaldıramadıkları için ABD Senatosu'ndeki Cumhuriyetçi parti üyelerini beceriksizlikle suçlayan Trump'ın, bu ortamda yıl sonuna kadar yürürlüğe sokmayı vaad ettiği vergi reformunu  Senato'ya nasıl kabul ettirebileceği kuşkulu. Çünkü yeni vergi reform yasasının kabulü için Senato'da 60 oy alması zorunlu. Senato'da toplam 52 Cumhuriyetçi Partili senatör var ve bunların bir bölümü Trump'a açıkça muhalafet yürütüor.
Dünyanın en büyük ekonomisindeki bu yönetim arızaları elbette tüm dünyada merakla ve giderek artan bir kaygıyla izleniyor. Öyle ki, Japonya hükümetinin ABD ile olan ilişkilerini politikacılar ile değil bürokratlar üzerinden yürütmeye  çalıştığı söyleniyor .

ABD Başkanı'nın sorunları saymakla bitecek gibi değil: Eylül ayı sonuna kadar  ABD Hazinesi'nin alabileceği borç miktarının yasal olarak artırılması zorunlu, çünkü hazine yeniden borçlanamazsa, bazı maaşlar ödenemeyecek, borçlanma tahvillerinin karşılığı ödenemeyecek, bazı bakanlıkların bazı dairelerine kilit vurulacak vs. Bunun yanı sıra, yine Eylül ayının sonuna kadar ya 2018 bütçesinin ya da geçici bir bütçe yasasının kabul edilmesi  zorunlu. Trump burada da büyük bir cam devirerek, Meksika sınırına dikileceğini vaad ettiği duvar için kaynak verilmezse bütçeyi veto edeceğini ve gerekirse bürokrasinin kapısına kilit vurmaktan çekinmeyeceğini ilan etti. Kongre'de bu duvar konusuna sempati duyan pek az üyenin olduğu da bir sır değil.

Nihayet, seçim kampanyası sırasında rakibi Hillary Clinton'un kazanmasını önlemek içn  Trump'ın Rusya'daki bazı odaklarla işbirliği yaptığı iddialarını soruşturmakla  görevli özel savcı Robert Müeller'in giderek genişlemekte olan araştırması var. Basında çok yankı bulmayan ama ciddi sonuçların habercisi olabilecek bazı bilgilere göre Müeller, soruşturmasını artık New York başsavcısıyla birlikte yürütüyor.

Bu haberin önemi  şurada ki, Trump gözünü karartıp, tıpkı önceki FBI Başkanı James Comey gibi Özel Savcı Robert Müeller'i de görevden alsa bile (ki buna yetkisi var), anayasal olarak New York Başsavcısı'na  dokunamıyor. Yani Müeller'in gidişi Trump için kurtuluş olamaz çünkü onun bıraktığı noktadan soruşturmayı New York Başsavcısı'nın alıp sonuçlandırmasını ABD'de hiçbir güç engelleyemez.

Görüldüğü  gibi Trump'ın etrafındaki çember gittikçe daralıyor ve milyarder  işadamı başkanın, şapkadan bir tavşan çıkarma gibi becerileri de yoksa, Beyaz Saray'daki  ikametinin hızla kısalmaya aday olduğunu görmek zor değil.

Bütün bu hengame arasında Trump başkanlık koltuğundaki yerini sağlamlaştırma uğruna bir bir çılgınlık yapar ve Kuzey Kore'ye (ya da başka bir ülkeye) askeri müdahale kararı alır mı? Evet, ABD Başkanı olarak Trump bütün Amerikan silahlı kuvvetlerinin başkomutanı ama vereceği karar komuta kademesi tarafından harfiyen uygulanacak mı? Yani ordu başkomutanına karşı çıkar mı, bir başka deyişle ordu Trump'ı devirir mi?

Cengiz İzmirli (mahlas)