Ozan Tufan sendromu

07 Eylül 2017 Perşembe  |  MENTOR

Genelde Türk toplumu, özelde ise Fenerbahçe camiası "Ozan Tufan Sendromu"na yakalanmış durumda.

Psikolojide buna yansıtma deniyor; insan aslında kendine ait kusur ve yanlışları kendine yakıştırmayıp karşısındakine mal eder. Aslında kendisine söylemesi gereken şeyleri karşıdakine yansıtıp onu eleştirerek egosunu tatmin eder. Genelde kişilik zaafiyetinden ve aşağılık duygusundan kaynaklanır ve bir çok psikolojik bozukluğun temelinde yatan bir davranış bozukluğudur.

Ozan Tufan, genç, yetenekli ama çok çalışması gerekir demek bir eleştiridir  ama Ozan'ın saçına, başına, fiziksel görünüşüne, zekasına hakarete varan tacizlerde bulunmak ise eleştiri değil kişisel egosunu tatmin etmek kendi kusurlarını başkasına yansıtarak bir tür mastürbasyon yapmaktır.

Ozan Tufan 22 yaşında, yılda 3 milyon Avro kazanıyor, bu parayı 5 yıl boyunca alması garanti ve ülkenin en büyük takımında oynuyor, içimizde bu başarının yanına yaklaşabilmiş olan var mı, yok. Ozan Tufan'a eleştiri adı altından kustuğumuz nefretin büyük kısmı kendi başarısızlıklarımızı ona yükleyip bundan tatmin sağlamak olabilir mi veya onu bilinçaltında kıskanıyor olabilir miyiz, bence kesin öyle.

Olabiliriz çünkü Ozan daha çocuk, elbette hataları var ama kendini geliştirmesi için desteklenmesi gerekir, hakarete uğraması değil. Bence siz her fırsatta Ozan Tufan'a hakaret etmek yerine aynaya bakın ve aynaya baktığınızda göreceksiniz ki aslında Ozan Tufan sandığınız kişi sizsiniz.

Ozan 22 yaşında ve büyük bir servete sahip, hepinizden daha başarılı.

Ona yapılan haksızlıklar kendisini eleştiriden kurtarır mı? Elbette hayır, başarı, saygınlık ve para falan demeyeceğim eğer bu şekilde devam edersen, kendini geliştirmez, herkesten çok çalışmazsan hiçbir servet seni kurtaramaz, bir çok meslektaşın gibi bir köşede ya alkol komasından ya da sokakta yaşamak zorunda kaldığın için donarak ölürsün, kendine yapabileceğin en büyük iyilik daha çok çalışarak bu insanlara hak ettikleri dersi vermektir.

Büyümek zorundasın Ozancığım, avrolarla oynayan çocuk olarak yola devam edersen her şeyini kaybedersin.

ADAMLIĞI ÖZLEMİŞİZ..

Ben insanlar arasındaki her türlü farklılık ve üstünlük iddiasını reddeden bir insanım, hatta kendini diğerlerinden üstün görenleri sevmem, dahası onları insanlık için tehlike olarak görürüm. Bu bağlamda ben daha çok eğitimliyim sizden daha çok şey hak ediyorum gibi bir anlayışa her zaman karşı çıkarım ama bu durum eğitimin insanı daha iyi insan yaptığı gerçeğini de değiştirmez.

Denk geldi, futbol ve basketbol milli takımlarını aynı dönemde izleme fırsatı yakaladık ve sanırım futbolumuzda neyin eksik olduğu ortaya çıktı.

Basketbol Milli Takımız çok başarılı değil ama çok mücadele ediyorlar, önce kendilerine sonra ülkelerine saygıları var, terbiyeli, saygıdeğer insanlar, prim kavgası yok, gazeteci dövmek yok, hepsi en az bir yabancı dil bilmesine ve çoğu Amerika'nın ve Türkiye'nin saygıdeğer üniversitelerinden mezun olmalarına rağmen çoğu ilk mektep sonrası dışarıdan lise diploması edinmiş olanlardan çok daha mütevazi ve saygılı insanlar, onca eğitime rağmen dünya hakkında bir çok fikirleri olmasına rağmen atlas gördüğünde masa örtüsü sanması olası insanlar gibi herkese yaşam dersi ve ayar vermeye kalkmıyorlar.

Konuştukları dinleniyor, akım derken kakım demeyecek kadar Türkçeye hakimler, iyi ve eğitimli insanlar o yüzden hiç biri sahada meslektaşının emeğini çalmaya çalışmıyor, sırta çarpan topa hep birlikte penaltı diye bağırıp emek hırsızlığı yapmak yerine hakeme top benden çıktı hocam diyebiliyorlar.

O yüzden de insanlar onları seviyorlar başarılı veya başarısız fark etmez onlar adamlıkları ile gönlümüzün tahtına oturdular zaten. 

Kısacası futbolumuzdaki en büyük sorun görgü ve adamlık eksikliğidir.

Bu vesile ile bize basketbolu sevdiren herkese sonsuz saygılarımı iletiyorum ve asla basketbol düzeyine erişmesi mümkün olamayacak insanlardan tek bir şey diliyorum.;

Lütfen siz basketbolu sevmeyin, futbolu sevin ve orada kalın.