Tuğluk'un cenazesi...

15 Eylül 2017 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Kimi zaman, doğruyu bulmak için kendini bir başkasının yerine koyacaksın. Yaşanan olayları aklın mahkemesinde yargılayıp doğru yolu arayacaksın.

Kimdir o başkası?

Eşindir, kardeşindir, çocuğundur, halandır, teyzendir...

Babandır, annendir!

Yüzyıllardır seninle aynı topraklarda yaşayan Ermeni'dir, Rum'dur, Arap'tır, Kürt'tür, Alevi, Çerkez, Arnavut, Laz'dır. 

Yahut, görüşlerine hiç mi hiç katılmadığın bir siyasetçidir.

Ne fark eder? 

Göz göre göre bir insan haksızlığa uğramışsa...

İnsan onuruna yakışmayan bir durumla karlı karşıya kalmışsa, ne yapacaksın?

Aklın yolu birdir...

Demokratik haklarını kullanacaksın:

Ses vereceksin. 

Karşı çıkacaksın.

Yapılanın yanlış olduğunu yüksek perdeden haykıracaksın.

Düşünün:

Çok yakınınız, canınız, ciğeriniz, anneniz ölmüş, mezara koyacaksınız, koyamıyorsunuz.

Böyle bir şey olabilir mi?

Normal bir ülkede olmaz, ama bizde oluyor. 
 
                 *                      *                          *
 

Annesinin defin işlemleri için yattığı cezaevinden özel izinle çıkan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk ve bazı yakınları, cenaze töreni sırasında saldırıya uğramış. Yapılan protesto söylemlerinin  ardından Tuğluk'un annesi Hatun Tuğluk'un cenazesi başka bir yere defnedilmek üzere mezarından çıkarılmış. 
 
Kimi gazetelerde yer alan haberlere göre, cenazenin İncek Mezarlığına gömdürülmemesinin nedeni şu imiş:
 
- Burada şehir mezarlığı var, buraya terörist cenazesi gömdürmeyiz.
 
Lafın burasında bir parantez açalım:

Aysel Tuğluk'un ne siyaseti, ne geçmişte eylemleri, ne de mensubu olduğu partisi ile zerre muhabbetim olmaz. Anlatmak istediğim insanlık onurunu kurtarmak adına, eşit şartlarda kardeşçe yaşamanın gerekliliğine dikkat çekmektir.

Parantezi kapatıp konuya dönelim:

Çok yakınımda olan, kafa yoldaşım Kürt, Alevi vb. dostlarım var. 

Kendi kendime soruyorum:

- Aynı durum benim başıma gelse ne yaparım?

Sorunun yanıtını bulmak zor olsa da, aklımdan geçenleri sayayım.

Oturur düşünürüm. 

Kuvvetle muhtemel, öfke basar her yanımı. 

Öfkem kine dönüşür, kimseye anlatamam.

Yüreğime bir taş gelir oturur, o zaman düşman olurum benden yana olmayana...

Kime ne kazandırır bu duruma düşmek?

Alevi, Kürt, Ermeni diye diye "ötekileştirilip"  geldiğimiz, getirildiğimiz yerin ne zaman, nasıl farkına varacağız?
                          *                       *                      *
Yaşanan olaya yüksek siyasetçilerden tepkiler gelmiş. 

Diyorlar ki:

- Bu bir provokasyondur.

Kimi haber kanallarının değişmez şen bülbülleri: 

- Bu işte eski Türkiye'nin kokuları var.
 
Herkes her şeyi diyor da, kimse şu soruyu sormuyor:

- Nereye gidiyoruz?

Son bir cümle ile bitirelim yazıyı...

Kime, nerede, nasıl ve ne şekilde yapılırsa yapılsın; haksızlığa demokratik tepkini ver, korkma, PKK'lı olmazsın!