Gitti Görmez, geldi 'had' bilmez!

21 Eylül 2017 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

"(...) Ata'nın huzuruna girdiğimde beni ayakta karşılardı. Utanır, ezilir, büzülürdü. 'Paşam beni mahcup ediyorsunuz' dediğim zaman, 'Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır' diye buyuruyorlardı. Atatürk, şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi." 
 
- Bu sözleri söyleyen kim?
 
Mustafa Kemal Atatürk'ün 3 Mart 1924'te kurduğu ve 1 Nisan 1924'te Diyanet İşleri Başkanlığı'na getirdiği din bilgini Mehmed Rifat Börekçi.  (*)

                                            *              *               *

 "(...) 15 Temmuz şehitlerimiz başta olmak üzere kanlarıyla bu toprakları bize vatan kılan bütün şühedanın emanetine sahip çıkıp, şehit ve gazilerimize milletçe sadakatimizi göstermek için umut olan, dua alan ülkemizin örnek teşkilatı başkanlığımızın; dağınık zihinleri toplamaya, parçalanmış gönülleri birleştirmeye, fitne ateşinde yitirilen ümmetin tevhit ve vahdet pınarında dirilişine vesile olmak için Allah ve resulunün ezeli ve ebedi çağrısını 'sekülerizm (laiklik) ve hiçbir değer tanımama kıskacında debelenen insanlığa' ulaştırmak için her zamankinden daha çok çalışmamız gerekiyor."

- Peki, bu laflar kimin?
  
Mehmet Görmez'den boşalan DİB koltuğuna oturtulan "din uleması"  Prof. Ali Erbaş'ın.
 
                                     *               *             *
 

Ne acıdır ki; Türkiye'de laiklik İslam karşıtlığı gibi gösterilmeye devam ediliyor.

Sormak lazım:

Yeni DİB başkanı, "Sekülerizm kıskacında debelenen insanlık" derken "haddini" aşmıyor mu?
 
Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en köklü kurumlarından birinin başına getirilen bir "zat-ı muhterem" ayağının tozuyla böyle laflar etmesi "siyasetle din işlerini" birbirine karıştırmak değil midir?
 
DİB'in başında bulunan insanların dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin, "ayrıştırıcı" olmak yerine "yapıştırıcı" söylemler yapması gerekmez mi?
 
Erbaş'ın mantığından yola çıkarsak; AB başta olmak üzere birçok Batılı ülkede, laiklik Hıristiyanlığa, Museviliğe, Asya'da Budizme de karşıdır. 
 
Böyle bir şey olabilir mi?
 
Dünyanın gelişmiş herhangi bir ülkesinde din dogmalarıyla bilimin yasaları çatıştığında, aklın gereği olarak bilim devreye girmiyor mu?
 
Ortaçağ toplumlarında olduğu gibi ülkemizde bitmeyen yarış devam ediyor:
 
- Kim daha Müslüman!
 
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin temel direği laiklik; Atatürk'ün kafasında oluşan bir "fantezi" değildir. 
 
Laiklik, Türkiye'de halktan kopuk "sözüm ona"  kimi aydınların yaptığı gibi "siyaset züppeliği" de değildir.
 
(*) Kaynak: Falih Rıfkı Atay/ Kim daha cumhuriyetçi, Bediüzzaman mı M. Kemal mi? Timaş Yayınları, S. 220-230.