Yağmak yağmuru

28 Eylül 2017 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Ne kokabilir ki başka...

Yemek kokar aşcılar.

Ve para, bankalar, kredi kartı plastik kokar. Ve hiç bir şey kokmaz yeni matbaalar,

onlar medya artık.

Artık deyip dursak ve düşünceye dalsak, derin düşünceye.

Ne kadar da tiryakiyiz derin devlete de, dalmayız artık derin düşüncelere.

Düşünce karanfil kokar, tan atımında tabiatın bir kokusu vardır. Tariflere sığmaz bir kokudur.

İşte öyle gibi kokar da dallanır budaklanır gökyüzüne bir yandan da kök salar yerin en dibine, daha derinine belki rahmine hayatın ve ufkuna

Canın kokusu canlanmanın.

Gider gelir bir kokusu da vardır uykunun, rüya üzre, uyanmak üzre ve bir daha uyanmayacağını sanmak üzre.

Uyanmak sonsuzdur oysa yürekli olunca.

Boşuna değildir ahalinin "ölür ise ten ölür canlar ölesi değil" demesi.

Ve zaten ahali boşuna demez ve boşuna sürmez toprağı, buğdayı boşuna ekmez ve boşuna yakmaz türkülerin şarkıların yangınını.

Belki de değil, kesine yakın bir olasılıkla geçmiş zamanlardan mı söz ediyorum ne...

Can ölümsüz olduğuna göre ama aşk da ölümsüzdür ve aşkın suyunda yıkanmak hergün yeniden yıkanmak olasıdır.

Bir ihtimal daha var, o da "AŞK"...

Aşk ölümsüzdür canla birlik ve kucaklaşıp giderler ezelden gelip sonsuza.

Nehirler boş kalmıyacak asla, aşk doldurmaktır nehirleri çünkü suyla.

Zuladaki mahzun resimdir aşk ve yürek zula.

Nehirler aka aka.

Yenileyerek yapraklar kendilerini ve çiçekler yineleyerek değil yenileyerek yüzünü her sabah uyanmak.

Çok uzakları gören gözlerimle, iğnenin deliğinden Hindistan'ı gören gözlerimle örtünmek yağmuru üstüme ve girmek bahçesine, yasaklanmış bahçesine elmanın.

Dişlemek yeşil yarısını ve çekirdeğini öpmek usulca amentüsüyle başlamanın bitimsiz yürüyüşüne uzakların.

Falda çıkan atların, çıplak atların "vahşi" atların yatıp yelesine rüzgârlanmak yedi dağın rüzgârıyla ve sularıyla bütün denizlerin düşmek dalgaya, ayına bakıp yüzünün ayılmak sonra...

Mendiline yatırdığın fulun mesajını almak, ilk kahvesinde sabahın ve açıp kapısını sokağın vurmak insanların içine, yolsuz yordamsız destursuz girmek dikenli tellerle korunan bağlarına beyzadelerin.

Bozmak bağını sınırların yükselmek bulutlara da yağmak

Yağmurunu...