Rusya'nın dediğine geldik!

09 Ekim 2017 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Son günlerde Suriye cephesinde ilginç ve son derece önemli gelişmeler yaşanıyor: Rusya, Türkiye ve İran arasında varılan "çatışmasızlık bölgeleri" oluşturulması anlaşması çerçevesinde İdlip operasyonu fiili olarak başladı.

Suriye'de başaktör konumunda bulunan Rusya ile ilişkilerin düzelmesi Türkiye'ye, hemen güneyindeki İdlip'te gelişmeleri yönlendirenler arasına katılma olanağı verdi. Oysa, 24 Kasım 2015'te başlayan ve dokuz ay süren "Rus uçağı krizi" döneminde Türkiye değil Suriye'ye adım atmak, hava sahası yakınlarında uçaklarını bile uçuramıyordu.

Ankara'nın Batı ile ilişkilerinin 15 Temmuz darbe girişiminden sonra daha da bozulmasının ardından Moskova ile dikkat çeken bir yakınlaşma yaşanıyor. Yakınlaşma sadece Suriye ile sınırlı değil, Türkiye Rusya'dan S-400 füzeleri almak için de uzun süredir pazarlıkları sürdürüyor.

Bu aslında, Rusların  uzun süre önce planladığı ama değişik nedenlerle gerçekleşemeyen taktik bir ittifak.

Önce hafızalarımızı tazeleyelim...

1 Mart 2003'te ABD'nin ısrarına, hatta baskısına karşın Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Irak tezkeresini reddetti.

Bu duruma en çok şaşıranların başında Türkiye'nin ABD'nin her istediğini koşulsuz yerine getiren bir ülke olduğuna emin olan Ruslar geliyordu.

Moskova beklenmedik "ret" kararının hemen ardından bu durumu kendi çıkarı için kullanabilmek amacıyla Türkiye politikasında ani bir taktik değişikliğe gitti. Rusya -belki tam olarak bu kelimelerle değil ama-  Türkiye'ye, "Gelin iki büyük ülke olarak bu bölgeyi birlikte yönetelim" anlamına gelebilecek bir sinyal gönderdi.

Bu öneriyi yaparken elbette Rusların kafasında bir plan vardı.

Planın asıl amacı, Türkiye ile Batı arasındaki çatlaktan yararlanarak özellikle ABD'yi bölgeden uzak tutmaktı. ABD'nin devre dışında kalması, Rusya'nın ipleri eline alması, sadece "arka bahçesi" olarak gördüğü eski Sovyet coğrafyasında değil, Karadeniz ve Orta Doğu'da istediği gibi at koşturabilmesi demekti. Rusya Türkiye'yi kendisiyle eşit bir güç olarak görmüyordu ama Ankara'nın ağırlığının da farkındaydı. Bu aynı zamanda bölgesel ihtirasları olan Türkiye'nin Rusya'nın yakınında tutularak kontrol edilebilmesini sağlayacaktı.(Sanılanın tersine Rusya'nın amacı Türkiye ile stratejik ortaklık değil) Rusların hesabı basitti: Bir gün hesaplaşma anı gelirse karşılarında ABD'yi değil Türkiye'yi görmek istiyorlardı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in tezkerenin reddedilmesinden yaklaşık bir yıl sonra yaptığı Ankara ziyareti işbirliğinin derinleşmesinin ve boyutlanmasının yolunu açtı. Fakat işbirliği ekonomi ve enerji alanlarıyla sınırlı kaldı, Türkiye Moskova'dan gelen "buraları birlikte yönetelim" mesajı karşısında kararsız kaldı, Batı ittifakının parçası olduğu için karşı tarafın beklediği adımları atmaktan kaçındı.

Böylece Rusya'nın beklentisi gerçekleşmedi, üstüne yaşanan uçak krizi Türkiye'yi "yakınlaşarak kontrol etme" taktiği rafa kaldırıldı.

Bu dönemde İran'la da işbirliği yaparak Suriye'deki gelişmeleri yönlendiren ülke konumunu güçlendirse de Rusya Türkiye'yi tamamen karşısına almasının kendi çıkarına ters düştüğünün farkındaydı. Evet, Ankara Moskova ile arasını düzeltebilmek için çok uğraştı, arabucular aradı ama ilişkileri düzeltme kararını gerçekte Rusya verdi.

Dokuz aylık kriz döneminin 9 Ağustos 2016'da son bulmasından sadece bir kaç hafta sonra Türkiye "Fırat Kalkanı" operasyonunu başlattı.

Elbette operasyon Rusya'nın onayı olmadan yapılamazdı.

Moskova neden "yeşil ışık" yaktı?

Suriye'de Türkiye'nin desteğini alabilmek için Rusya bazı "jest"ler yapması gerektiğini, yani bazı isteklerini yerine getirmesi gerektiğini biliyordu.

Ama...

Bunun bir sınırı vardı, o sınır da Beşar Esad rejimine zarar verilecek hamlelerin yapılmamasıydı. Rusya bu pozisyonunu "Fırat Kalkanı"nından bu yana korudu ve Türkiye'nin taleplerini hep o gözle değerlendirdi.

İronik bir durum.

Başlıktaki gibi sonunda "Rusya'nın dediğine geldik!"

En azından şu andaki manzara böyle.

ABD başta Batı ile ilişkileri gerginleşen Türkiye Rusya'nın 2004 yılındaki çağrısına 2017'de karşılık vermeye başlamış görünüyor.

Ama arada önemli bir fark var:

Türkiye o zaman-en azından şekilsel olarak- Rusya ile "iki eşit ülke gibi" taktik bir ittifak kurma olanağına sahipti.

Oysa şimdi mecburiyetten kaynaklanan ve Rusya'nın ipleri eline aldığı bir ilişki söz konusu.