YÖK, özgürlük, tutsaklık

17 Ekim 2017 Salı  |  MENTOR

Size bir eğitim hikayesi anlatacağım, Atatürk ve laiklik diye yola çıkan insanların nasıl kör karanlığa koştuklarını anlatan bir hikaye. Bu aynı zamanda toplumları refaha ulaştıran şeyin otorite değil özgürlük olduğunun da teyididir .

Ne zaman insanlardan özgürlüğü alsan geriye sadece acı ve gözyaşı kalır.

12 Eylül 1980 dünyadaki en karanlık tarihlerden biridir çünkü kendini halkın üzerinde gören bir otorite halkın temsilcilerini alaşağı etmiş ve bir grup asker ve sivil bürokrat halka haddini bildirme gücünü kendinde görmüştür. Adeta ülkeyi talan etmişler, her şeyi bozmuş parçalamışlar ve toplumu yürüyen uyur gezerler yapmak için, her türlü düşünceyi yok etmek üzere yeniden organize etmişlerdir.

Saldırdıkları ilk hedeflerden biri özgür üniversite ve bilimdir çünkü onlara göre okumak anarşist olmaya neden olmaktadır, o yüzden onlar nasıl öngörürse öyle okunmalıdır. Bilinenin aksine 12 Eylül sadece solu yok etmemiştir, Türkiye'nin tüm entelektüel yaşamını yok etmişlerdir, bundan her zaman devleti savunan ülkücüler de payını almıştır çünkü bunlara göre ülkücüler de düşünmektedir ve düşünmek zararlıdır.

İlk iş üniversiteleri yüksek lise yaptılar, düşünmek ve üretmek üzere tasarlanmış her şey itaat etmeyi sağlamak üzere düzenlendi, önce YÖK sonra bilimin yok edilmesi sonrası düşünmeyen bir toplum.

Aslında o dönem YÖK'ünün en ağır tahribat yapan eylemi üniversiteleri yüksek lise yapmaktan çok bir sosyal sınıf atlama aracı olan eğitimi kastlaşmış bir yapıya dönüştürmesidir. 

50'li yaşlarda olanlar bilir, o dönemde üniversite sınavı böyle değildi bilgiden çok zekaya dayalı idi ve fakir çocukları eğer kafaları çalışıyorsa bu sınavda başarılı olup yaşamlarını değiştirme şansına kavuşuyorlardı ama o dönem YÖK'ü bundan memnun değildi, zeki adam çok düşünüyordu ve düşünmek doğru değildi.

Çok kısa sürede iki aşamalı ve bilgiye dayanan sınav sistemini getirdiler, o da yetmedi paralı özel üniversiteleri kurdular.

Bilgiye dayalı sınav ise dersane ve para demekti giderek zeki ama yetersiz eğitim alan fakir çocukları üniversite sisteminin dışına atıldılar çünkü ne dersaneye gidecek ne de özel üniversite paraları vardı, sistemle tek başına mücadele etme şansları asla yoktu. İşte tam burada devreye başta FETÖ/PDY ve tarikatlar girdi hem dersane sistemini kullanıp kendi kirli emellerine finansman sağladılar hem zeki ama  fakir çocuklarını devşirip kendi amaçları için kullanıp beyinlerini yıkadılar.    

Yani sözün özü FETÖ ve diğerlerinin yaratıcısı güya Atatürkçü geçinen bu düşünce düşmanı asker sivil bürokrat elitizmidir. 

12 Eylül 1980 tarihinde eğitime verdikleri zarar bu kadar da değil, henüz  kişiliklerinin geliştiği yaşlarda çocuklarımız yaşamlarını dersanelerde ve özel hocalarda, kapalı odalarda geçiren çok iyi matematik çözen ama kişiliği gelişmemiş, asosyal, yaşamı tanımayan, apolitik, düşünmeyen insanlara dönüştüler. Yaratıcılıktan uzak hepsi birbirine benzeyen bir toplum olduk.

Sonuç;  bizi sürekli geriye götüren bu eğitim sisteminden kurtulmalıyız, çok zor değil bu;

1- Üniversite sınav sistemi bilgiye değil, zekaya dayalı olmalı.

2- Özel üniversite ve kolejlerin öğrenci sayılarının en az % 50'si % 100 burslu olmalı ve  hatta mümkünse ailesi için bir gelir kıstası getirilmeli.

Son söz; en kötü özgürlük en iyi tutsaklıktan iyidir.