N'oluyoruz ya?

21 Ekim 2017 Cumartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Sabah kahvemi hazırlamak üzere mutfağa gitmiştim. Bizim kızlar aralarında konuşuyorlardı. Mevzu, kırık camın nerede tamir ettirileceği idi. Camı kırılan Şule hariç herkes hareretli hararetli tartışıyordu. Normalde gözlerinin içi gülen, ışıl ışıl bir kız olan Şule, bu sabah oldukça solgun ve bitgin  görünüyordu. Sıkıntılı bir durum içinde olduğu belliydi. "Hayırdır?" dedim, "Geçmiş olsun, kaza mı yaptın?"  "Yok, Buket Hanım" dedi üzgün bir şekilde "Saldırıya uğradım." "Ne diyorsun?!" deyip, kahveyi mahveyi bırakıp pür dikkat onu dinlemeye başladım.

Bir gün önce şirkette mesaiye kalmış bizim Şule, gece olunca da arabasına atlayıp evinin yolunu tutmuş. Yolda giderken, önündeki araç serit çizgisini ortalayarak gittiği için selektör yapmış. Öndeki araba oralı olmamış. Şule de zaten yorgun "senle mi uğraşacağım?" diyerek sağ şeride geçmiş. Şu tesadüfe bakın ki öndeki araç da sağa çekmiş. Şule sola geçmiş, araç da sola geçmiş.  Sağ sol derken Şule anlamış ki tesadüf mesadüf değil, bariz öndeki araç ona takmış. Neyse ki evine varmasına çok az kalmış. "Ha gayret!" demiş içinden, lakin kırmızı ışığı hesaba katmamış. Şule kırmızı ışıkta durunca adam arabasıyla önünü kesmiş, öfkeden deliye dönmüş bir şekilde araçtan fırlayıp bağırmaya başlamış.
 
-Sen kim oluyorsun da özel harekat polisinden yol istiyorsun? Ne hakla bana selektör yaparsın!
 
Adam arabaya yanışınca belindeki kocaman silah da ortaya çıkmış.Şule daha "Aman Allahım, ne oluyor!" diyemeden adam sol arka camı yumruğuyla tuzla buz etmiş. Bu özel harekat polisi anlaşılan "Iron man"in akrabası filanmış. Şule diyor ki o anda "bu iş buraya kadar, öldün sen!" dedim kendi kendime. Cam da kırılınca, kendini arabada güvenli hissetmeyip kapıyı açıp kaçmaya kalkmış. Özel harekatçı durumu fırsat bilip Şuleyi kanlar içindeki eliyle yakalamış ve sürüklemeye başlamış. Hemen köşedeki, Kurtköy -Total benzin istasyonu çalışanları olayı fark etmiş ve Şule'yi koruma çemberine almışlar. Özel harekatçı hıncını döverek alamayınca, öfkeyle bağırmaya başlamış:
 
"Seni görev başındaki memura hakaretten 6 ay ile 1 yıl arası hapis cezasına çarptıracağım!" 

Bu da yetmemiş, kendisine taraf olması için polisi aramış. 
 
Bu arada özel harekatçı arabada yalnız değil, annesi, karısı ve kardeşi de araçta. Durumun kötüye gittiğini sezen özel harekatçının annesi de Şule'nin üzerine yürüyerek  "Senin bu saatte kız başına sokakta ne işin var ki?" diye olayı farklı bir yöne çekmeye çalışmış. Hadi bakalım, biraz da buradan buyrun.  "Kuzguna yavrusu anka görünür" diye bir söz vardır. Doğrudur, bir çok anne çocuğunun kusurlarını görmemezlikten gelir, korumak ister de... bu kadar da olur mu? Yok artık, pes!

Şule anlattıkça dehşete düştüğümü, kanımın vücudumdan çekildiğini hissettim. Spor yaparken dayak diyen kadın, şort giydiği için yumruklanan, yol vermediği için vurulan... bunlar gazetelerde okuduğumuz hep uzakta olup biten şeyler değil miydi? Yoo değilmiş işte, gayet de burnumuzun dibinde oluyormuş. 
 
Neyse devamını anlatayım da biraz içiniz rahat etsin. Özel harekatçının telefonuyla olay yerine gelen polis derhal Şule'yi korumaya alır, Şule'nin üstü başı kan içinde olduğundan polis darp raporu aldırmak ister. Aslında kan özel harekatçıya aittir, Şule yaralı değildir, hastaneye gitmeyi reddeder. Hep beraber karokola giderler. Karakol amiri özel harekatçıya döner ve "Cebindeki kimliğin ağırlığını taşıyamayacaksan bu görevi yapmayacaksın!" diye özel harekatçıyı azarlar. Oh, yüreğime su serpildi yahu. Polis dediğin böyle olur işte, hellal olsun! Gecenin sonunda özel harekatçı Şule'den özür diler. Şule tabii ki de affetmez ve kamu davası açılır...
 
Bu iş tatlıya bağlandığına göre ben neden hala huzurlu değilim? Dün akşam eve dönerken neden yüreğim pır pır etti? Her yol istediğim, ruh hastası bir deli çıkacak değil ya? Hem herkes hava karardığında sokakta olan kadına etiket yapıştıracak değil ya?  Karakolda şerefli polislerin de çalıştığını öğrenmedim mi? Öyle mi yoksa değil mi? N'oluyoruz ya?