Çevremizde ne oluyor?..

23 Ekim 2017 Pazartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, apar topar ayarlanan bir ziyaret için Suudi Arabistan'da görüşmeler yaptı, sonra da bir haftalık turunun öteki duraklarına gitmek üzere ülkeden ayrıldı. Yapılan resmi açıklamalarda, Tillerson'un temaslarında Katar krizi, Yemen'deki iç savaş ve İran'la olan gerginliklerin görüşüldüğü bildirildi.

Ama acaba hepsi bu kadar mı?

Bu ziyaretin Suudi Arabistan Kralı Salman'ın Moskova'ya yaptığı ziyaretten ve Rusya'dan S-400 füzeleri satın alma kararından hemen sonra yapılmış olması Tillerson'un Riyad'a yakın markaj için gittiğini düşündürüyor.

Aslında belediye başkanlarının istifa ettririlmeleri, İdlib'deki operasyon, müftülere nikah kıyma yetkisi gibi tartışmaların biraz üstüne çıkıp etrafımıza bakabilsek, hem bölgemizde hem de küresel dengelerde yaşanan köklü değişlikleri görebileceğiz, bunları yakından izlemeyi beceremezsek de pek çok treni kaçırmış olabileceğiz.

Bu gelişmelerin bazılarına kısa başlıklarla değinirsek...

Rusya ve Orta Doğu'da değişen dengeler:

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eski SSCB'nin köklü diplomatik geleneğinin deneyimlerinden son derece etkin bir biçimde yararlanarak, sadece iki yıl içinde, Ortadoğu'da ABD'den daha çok sözü dinlenen bir lider konumuna erişti. Şöyle ki:

Putin İran'la işbirliği içinde, Suriye'deki iç savaşta dengeleri Beşar Esad rejimi lehinde etkilerken bile Esad'ın baş düşmanı Suudi rejimini petrol silahını kullanarak yola getirdi. Eğer Putin'in baskısı olmasaydı, petrol ihracatçısı ülkelerin örgütü OPEC'in üyeleri ve örgüte üye olmayan petrol ihracatçıları arasında geçen yıl, petrol fiyatlarına bir zemin oluşturmak için sağlanmış olan anlaşma gerçekleşemeyecekti. Bu anlaşma petrol fiyatlarının geçen yıl varil başına 30 dolara kadar düşüşünden büyük zarar gören Suudi hazinesine önemli ölçüde nefes aldırdı. Ve Putin, Suudilere petrol fiyatını desteklemek için verdiği sözü tutarken ABD Başkanı Donald Trump, Riyad'da hayal kırıklığı yaratmış bulunuyor. Göreve geldikten sonra ilk yurtdışı gezisine Riyad'dan başlayan Trump'ın İran'a karşı sertleşme politikası vaadini yerine getirmemesi Suudi sarayında hoş karşılanmadı. Evet Trump, İran'ın 2015 tarihli nükleer faaliyetlerini sınırlama anlaşmasına uymadığını ilan etti ama anlaşmadan geri çekilmedi ve topu Kongre'ye attı.

Trump'ın gezisinde Suudi Arabistan ayrıca ABD'den 110 milyar dolarlık silah alacağını ilan etmiş, ABD'de büyük ekonomik yatırımlar da vaad etmişti. En önemlisi, Suudi Arabistan'ın petrol üretim ve ihracatını kontrol eden dev kamu kuruluşu Aramco'nun hisselerini New York borsasında satışa sunacağını açıklamıştı. Bu vaadler halen sadece sözde kalmış durum. (Aramco'nun hisseleriyle ilgili başka heyecanlı gelişmeler aşağıda.)

Evet, Trump Araplar nezdinde puan kaybederken, Putin'in bölgedeki, İsrail dahil, tüm siyasi aktörlerle siyasi diyaloğunu sürdürebilmesi ve Suudi Arabistan kralını Moskova'da ağırlayabilecek diplomatik beceriyi göstermiş olması, bölgedeki dengelerin nasıl yeniden kurulmakta olduğunun ilk göstergesi.

Buradan Çin'e atlayacak olursak, öncelikle Çin'in de Suudi Arabistan'a duyduğu yakın ilgiden sözetmek, bağlantıları kurmak açısından yararlı olacak.

Yukarıda belirtildiği gibi, Aramco'nun kamuya satılacak hisseleri dünyanın dört köşesinde ağızları sulandırıyor. Değeri 2 ila 2,5 trilyon dolar arasında olduğu sanılan şirketin kamuya satılacak yüzde 5 hissesi için Singapur, Londra, Frankfurt ve New York borsaları amansız bir yarış içinde. Ama Çin, hisselere sulanan bütün alıcıları hayal kırıklığına uğratmaya çalışıyor: Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin'in devlete ait iki petrol şirketinin, söz konusu yüzde beş Aramco hissesini, borsalara düşmeden önce doğrudan satın almak için Suudiler nezdinde girişimlerde bulunduğu bildirildi.

Ne Pekin ne de Riyad bu konudaki haberleri yalanladı, ama resmi bir açıklama da yapılmadı.

Çin'in bu hisselere göz koyması ilk anda düşündürdüklerinden çok daha fazla derinliğe sahip bir girişim. Nedenleri şöyle sıralamak mümkün:

- Dünyanın en büyük petrol şirketine hissedar olmakla, kamu şirketleri aracılığıyla Çin hükümeti Suudi Arabistan'ın petrol üretim politikaları üzerinde söz söyleme hakkına sahip olmnakla kalmayacak, hissedar olarak fiyatlandırmadan ihracat pazarlarına ve kotalarına kadar Suudi petrolünün üzerinde önemli ölçüde etkili olacak.

- İkinci neden ise çok daha kapsamlı, dünya ekonomisinde sarsıntılar yaratacak gelişmelerin potansiyeli olabilecek:  Çin, Eylül ayından beri yuan cinsinden petrol kontratlarıyla ithalat yapmaya başladı. Yaz aylarında deneme olarak başlayan bu uygulamada, petrolünü Çin limanına indiren tanker, yuan olarak aldığı ödemeyi Şanghay borsasında derhal altına çevirme olanağına sahip. Bu uygulama, ABD'nin ekonomik ambargo uyguladığı İran, Rusya, Venezuela gibi ülkeler için gökte ararken yerde bulunmuş bir cevher. Bu ülkeler bu kontratlar sayesinde, ABD dolarına hiç dokunmadan, yani satış bedelleri  Amerikan bankalarına teğet bile geçmeden, sattıkları petrolün karşılığını ister altın ister yuan olarak tahsil edip keyiflerine bakacaklar.

Şimdi, pencereyi biraz daha genişletip olaya şöyle bakarsak: 1970'li yıllardan beri petrodoları ayakta tutan ülke olan Suudi Arabistan'ın kamu petrol şirketinin, ABD dolarının altını oymaya çalışan Çin hükümetinin petrol şirketleriyle aynı şemsiye altında birleşmesi, ABD dolarının uluslararası rezerv para statüsüne nasıl bir darbe vuracak?

Unutulmamalı ki, Çin para birimi yuan geçen Ekim ayından beri Uluslararası Para Fonu'nun kullandığı para birimi "Özel Çekme Hakkı"nı  (Special Drawing Rights-SDR) oluşturan ayrıcalıklı parar birimleri sepetine dahil edilmiş durumda.

Mao'dan bu yana yönetime gelmiş en güçlü lider olarak tanımlanan Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, bugünlerde tamamlanacak Komünist Parti kongresini açarken yaptığı üç buçuk saatlik konuşmada, ülkesinin "artık dünyada hak ettiği konuma sahip olması" için zamanın geldiğini söyledi.

Kongre'nin sonunda, kilit parti ve devlet görevlerine kendisine yakın kişileri yerleştirdikten sonra, bu amacı gerçekleştirmek için Xi'nin kararlı ve hızlı adımlar atacağı söyleniyor.

Bu adımlardan biri de yuanın aşamalı devaülasyonu olursa şaşırmamalı...

Cengiz İzmirli (mahlas)