29 Ekim'e doğru...

24 Ekim 2017 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

Kim ne derse desin!
 
Ya da şöyle söyleyelim:
 
Neresinden isterseniz orasından ele alın, sonuç değişmez: 
 
1923, "aydın insan" olma yolunda atılan en önemli adımın kilometre taşlarından biridir. 
 
Diğer deyişle, yaklaşık bir buçuk milyar nüfuslu İslam toplumunu aydınlatan meşalenin adıdır.
 
Cumhuriyet kolay kazanılmadı...
 
Vahşi emperyalizmin "paylaşım uğruna" başlattığı Birinci Dünya Savaşı, o zamanki adıyla "devleti muazzama", şimdinin "süper güçler" i, yeryüzünü bölük pörçük edip paylaşmak için savaşa girdiler.
 
O günün koşullarında "çare" arayan Osmanlı Devleti, Enver Paşa komutasında savaşa girmiş, yenik düştüğümüz savaştan sonra yazgımız belirlenmiş, koca Osmanlı paylaşım masasına yatırılmıştı.
 
İmparatorluğun bütün toprakları paylaşılıyor, Anadolu elden gidiyordu.
 
Durum bu halde iken, ne bir dost ülkeden, ne de Avrupalı ülkelerden ses çıkmıyordu.
 
Sevr Antlaşması'nın girişinde şöyle yazıyordu:
 
"Uluslar arasında işbirliğini geliştirmek, barış ve güvenliği sağlamak, adaletli ve onurlu uluslararası ilişkileri sürdürmek, hukuk kurallarına kesinlikle uymak için 'Milletler Cemiyeti' misakına uymayı taraflar kabul etmişlerdir..." (*)
 
Demek istenen şudur:
 
"Yeniksin. Bu nedenle seni böldüm, parçaladım. Anadolu'nun bir köşesinde, gösterdiğim yerde, bana bağlı, itiraz etmeden yaşayacaksın!"
 
O günün "Milletler Cemiyeti", bugünün "Birleşmiş Milletler"idir.
 
Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları liderliğinde Sevr'e karşı direndi, kazandı. 
 
Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.
 
Paramparça olmak üzereyken var olmuştuk.
 
Ve savaş sonrasında, "yeni dünya" düzeninde Türkiye kendi iradesini kabul ettirmiş, o koşullarda, tüm dünyaya "onur savaşı"nın nasıl kazanıldığını göstermiştik.
 
1920'li yıllardan 1930'lara gelindiğinde Türkiye çok önemli ilerlemeler kaydetti...
 
Yine o yıllarda Milletler Cemiyeti yaklaşık 50 üyeden oluşuyordu. Dünya haritasında yer alan devletler 'sömürgeler ülkesi' diye biliniyordu. 
 
1949 yılına gelindiğinde, bekletilmeden Avrupa Konseyi'ne üye olduk. 

Dünyanın "en medeni ülkesi" gösterilen İsviçre kapıda bekletilirken, Türkiye'ye önemli kapıların açılması, o tarihte Türkiye'nin nerelerden gelip nereye vardığını belirler.
 
                                      *            *              *
 
Yıl 2017...
 
Değer yargıları, dengeler, alışkanlıklar değişti.
 
Ülkenin yarıdan fazlası mutsuz.
 
Daha da kötüsü; halk geleceğinden umutsuz.
 
Dış ilişkiler dip yapmış, nasıl düzelecek kimse bilmiyor. 
 
Büyük, gelişmiş ülkeler "bizi çekemiyor!".
 
Hollanda devleti TC Bakanını ülkesine sokmuyor.
 
Avusturya hükümeti, havaalanlarında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına "köpek işkencesi" yaptırıyor.
 
Alman Başbakan Merkel, kimi açıklamalarında, satır aralarına gizlediği cümlelerle, "kafamı bozma, 'açıklarım ha'" gibi göndermeler yapıyor.
 
ABD desen, yok birbirlerinden farkları 
 
Kimi başkan beyzbol sopasıyla poz veriyor. Emlakçı Başkan Trump vize koyuyor, bizimkisi "restine rest" diyor.
 
Türkiye şaşkın...
 
Vatandaş şaşkın...
 
Deneyimsiz, bilgisiz, çapsız, donanımsız, basiretsiz kimi siyasetçiler şaşkın, gereksiz tartışmalara çanak tutan siyasetçiler şaşkın...
 
 Kolay kazanılmadı Cumhuriyet. 
 
29 Ekim'e, Cumhuriyet'e sahip çıkalım, yoksa hep birlikte kaybedeceğiz.
 

 (*)  İlhan Selçuk, İskele Sancak. Çağdaş Yayınları, s. 69