Medyada ırkçılık

28 Ekim 2017 Cumartesi  |  MENTOR

Gözlerim fal taşı gibi açıldı derler ya, okuduğumda ondan fazlası oldum.

Ertuğrul Özkök'ün basın tribününde kaç ODTÜ, Boğaziçi, Koç, Sabancı mezunu var diye soran yazısını kasdediyorum. 

Özelde spor basınında, genelde medyadaki kalite sorununu yazılarına sıkça konu eden biri olarak bu sorunun böyle bir  kafatasçı anlayışla dile getirilmesi ve spor basınında da bu çirkin kafatasçı yaklaşımı görmeyip konuyu ciddi ciddi tartışması her ikisinin de içerdiği kalite sorununun açık bir göstergesidir.

Gerçi kaliteyi elitist bir kafatasçılıkla karıştırmak kaliteyi şarap içip "Art dinlemek" ve "evlilik yıldönümünde Paris'e gitmek" sanan bir anlayış için doğal sayılmalı ama toplumun böylesine ucuz bir kafatasçılığı görmezden gelip tepkisiz kalması da gelecek için umut olmadığını gösteriyor maalesef.

Bir işi Boğaziçili yapınca iyi, Anadolu Üniversitesi mezunu yapınca kötü öyle mi? 

Ertuğrul Özkök'e göre üniversite diploması olmayan Bill Gates ve Steve Jobs da adam değil, zaten şarap içip evlilik yıldönümünde Paris'e gitmeyen biri hele hele Art dinlemiyorsa adam olamaz.

Kalite, yapılan işi hangi okul mezununun yaptığı ile ilgili bir kavram değildir, yapılan işe saygı duymak, çok çalışmak ve o işin gerektirdiği nitelikleri kazanmak için kendini yaşamı boyu eğitmekle ilgili bir kavramdır. Ertuğrul Özkök'ün yazdığı şey ise kalite değil ırkçılıktır.

Bunun sonu Boğaziçi mezunu olmayandan milletvekili olur mu, ODTÜ'lü olmayan oy kullanmasına hatta diğer üniversite mezunları kaliteyi bozuyor hepsini gaz odalarında yok edip kaliteyi yükseltelim düşüncesine gider ki bunun adı faşizmdir ve 21. yüzyılda bu tarz bir kafatasçılığı konuşuyor olmak bile utanç vericidir.

Gelelim spor medyasına...

Böyle bir ırkçı kalite anlayışını atlayıp konuyu tartışmaları da zaten onların çok ciddi kalite sorunu yaşadıklarını gösteriyor, yoksa insanlık tarihini kabaca bilen entelektüel düzeye sahip olan bir gazeteci Ertuğrul Özkök'e dersini verir, konuyu bu şekilde tartışmayı kabul etmezdi.

Efendim 50 lira harcırahla kalite olmazmış, bu ifade bile spor medyasının içinde bulunduğu durumu özetliyor, kalite aldığın paraya ilişkin bir şey değildir. Yaptığın işi sevmene ve değer vermene ve o işe ilişkin herşeyi öğrenme çabana bağlı bir şeydir; para ise bu çabanın sonucudur. Bu çabayı göstermeden para talep etmek tam da medyanın içinde olduğu durumu gösterir, bu sen paradan haber ver biz  gazeteciliği o zaman yaparız anlayışıdır ki mesleğini böyle yapan her insanın kalite sorunu olur.

Sen masa başında haber uydurup nefret ve düşmanlık satıp, kavgadan beslenirsen bugünkü ücretler çok bile çünkü yaptığın şeyin değeri beş para etmez.

Sonuç; medyanın bugün içinde bulunduğu durumun sorumlusu medya mensuplarının hangi okuldan mezun oldukları değil gazetecilik yerine patronları adına iş takipçiliği yapan genel yayın yönetmenleridir.

Kalite emek harcayıp sürekli öğrenme sürecini ifade eder, basit bir üniversite ırkçılığı ile tanımlanması en büyük kalitesizliktir. Bir işin kalitesini işi yapanın hangi okuldan mezun olduğu tanımlamaz işi yaparken harcadığın emek ve o iş için gerekli niteliklere sahip olma çabası tanımlar ki bu çaba herhangi bir okulun tekelinde değildir herkese açıktır.

Kaliteyi elitist bir ırkçılıkla karıştıran gazetecilerin hala köşe yazdığı bir ülkede mevcut iktidarın gelecek 50 yıl daha seçim kazanması çok doğaldır, ülkede muhalefetin temsilciliğini halkın uzağına düşmüş, insanları ne yaptıkları ile değil hangi okuldan mezun olup ne içtikleri ile tanımlayan bu tür "Beyaz Türkler" yaptıkça sonuç asla değişmeyecektir.

Bir insan olarak medyada kalite sorununu Ertuğrul Özkök'ün çizdiği kafatasçı elitizm çerçevesinde tartışmayı kabul etmiyorum ve medya eleştirileri yapan bir sitenin yazarı ve bir insan olarak kaliteli iş yapan ve Ertuğrul Özkök tarafından emekleri yok sayılan insanlardan onun adına özür diliyorum.