Rusya'da komünist kalmadı!

06 Kasım 2017 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Rusya'nın başkenti Moskova'nın sokaklarında dolaşırken, çok değil, bundan sadece 26 yıl önce bu ülkenin Komünist Parti tarafından yönetildiğine inanmak neredeyse olanaksız.

Kentin, özellikle Yeni Arbat gibi merkezindeki semtlerde toptan bir yenilenme yaşanmış, temizliği ve düzeniyle insan sanki bir Avrupa şehrindeymiş izlenimine kapılıyor. Işıl ışıl binalar, Türkiye'de çok ender görebileceğimiz lüks arabalar ve üzerlerindeki markalı giysileri "göstere göstere" taşıyan insanlar kapitalizmin sadece bir çeyrek asırda eski ideolojiyi nasıl yerle bir ettiğini kanıtlıyor.

Burası, Ekim Devrimi'nin yarınki 100. yılını kutlamaya hazırlanan bir ülkenin başkenti!

"Kutlama" aslında lafın gelişi çünkü kimsenin, daha doğrusu devletin yıldönümünü anma niyeti yok; hatta kutlama bir yana 1917'yi unutturma çabası var.

Destekleyeni de olabilir desteklemeyeni de ama Ekim Devrimi bugün kendini "demokratik" olarak adlandıran Rusya'nın tarihinin çok önemli bir köşe taşı. Oysa, Devlet Başkanı Vladimir Putin başta, ülkeyi yönetenlerin açıklamalarına bakıldığında sanki Rus tarihinde 1917-1991 arasındaki 74 yıl hiç yaşanmamış, Rusya imparatorluktan bugünlere "sıçramış".

Putin'in hiçbir zaman komünist olmadığı sır değil ama iktidarının ilk yıllarında Sovyetler Birliği'nin dağılmasını 20. yüzyılın en büyük trajedilerinden biri olarak gören, Jozef Stalin'e sahip çıkan da o, şimdi 7 Kasım'ın toplumu bölen bir tarih olduğunu, Stalin dönemindeki baskıların maruz görülemeyeceğini söyleyen de o.

Sovyetler Birliği'ni unutmamak onu mutlaka övmek anlamına gelmiyor.

Gerçek şu ki, ABD ile silahlanma ve uzay yarışına giren, kaynaklarını bu alanlara harcayan Sovyetler Birliği'nde devrim idealleri bir süre sonra unutuldu, iktidar bir grup ayrıcalıklı parti yöneticisinin elinde kaldı ve devlet özellikle son dönemlerinde halkına en basit gereksinimleri bile sağlayamadı.

O zor günler devletin geçmişi unutturma çabasıyla birleşince tüketime aç toplum artık her mala ulaşabildiği piyasa ekonomisini mutlulukla kucakladı, Rusların çok övündüğü maneviyat ne pahasına olursa olsun zenginleşme hırsı karşısında bozguna uğradı ve halkın büyük bölümünün hafızası sıfırlandı. Bu koşullarda, 1992'den sonra doğan günümüzün neslinden bazı gençlerin bugün artık kutlanmayan devrimin lideri olan Vladimir Lenin'i tanımamasına şaşırmamalı.

Eriyen parti

Peki, bütün bu yaşananlar Rusya Komünist Partisi ne diyor?

Adı dışında komünizmle hiçbir ilgisi bulunmayan parti ve lideri Gennadiy Züganov muhalefet yapıyormuş gibi davranıyor, gerçekte Kremlin'i kızdırabilecek herhangi bir adım atmaktan kaçınıyor. Parti tabanını oluşturan yaşlı nesil azaldıkça oy oranı düşen, 2016 parlamento seçimlerinde yüzde 13'e kadar gerileyen Rusya Komünist Partisi, hem etkisiz muhalefetiyle hem de bol bol milliyetçilik pompalayan iktidarın seçmenlerini kapması sonucu günden güne eriyor. Züganov'un bir özelliği de, Sovyetlerin dağılmasından sonra yapılan başkanlık ve parlamento seçimlerinde hiç zafer kazanamamış olması. Yani, Rusya Komünist Partisi'nden komünistlere bir hayır yok! Bu koşullarda başlıktaki "Rusya'da komünist kalmadı!" ifadesi elbette abartılı ama bu gidişle kalmazsa kimse şaşırmamalı.

Sahte refah

Moskova her ne kadar güzelleşse de, modern ve düzenli görünmeye başlasa da, ortalık lüks arabalardan geçilmese de, sadece kaldırımların yenilenmesi için-iddiaya göre-800 milyon dolar harcansa da bu sahte bir refah.

Gerçekte ise, Rusya iki yıldır pencesine düştüğü ekonomik krizden çıkabilmiş, halkın yaşam seviyesi kriz öncesine göre düzelebilmiş değil. Krizin nedeni, ekonomisi enerji kaynaklarından elde ettiği gelire dayanmaya devam eden Rusya'nın, petrol fiyatlarındaki düşüşten doğrudan etkilenmesi, ayrıca Kırım'ın ilhaki ve Ukrayna'daki ayrılıkçıları desteklemesi nedeniyle Batı'nın yaptırımlarıyla boğuşmak zorunda kalması. Her kriz döneminde yapısal reformlardan söz eden ama geride kalınca eski düzene dönen Rusya için gelecek çok da aydınlık görünmüyor. Bu açıdan bakıldığında ekonomik krizin halkta yarattığı hoşnutsuzluk, Putin için cılız muhalefetten daha tehlikeli görünüyor.

Gelecek yıl 18 Mart'ta yapılacak başkanlık seçimlerine aday olup olmayacağını henüz açıklamayan Putin'in bir sürpriz yapması tümüyle olanaksız değil. Putin'in dış politikadaki başarısını ekonomi alanında gösteremediğini ve Batı ile sürekli cepheleşme siyasetinin yaptırımlara zemin hazırladığını düşünen bazı oligarkların onun iktidardan ayrılmasını istediği sır değil. Henüz yanıtı bilinmeyen soru, zengin iş adamlarının bunu sağlayabilecek güçe sahip bulunup bulunmadığı.

Diğer yandan, eğer Putin aday olursa anayasaya göre 2024 yılındaki seçimlere katılma şansı kalmayacak. Bu nedenle geçmişte Dmitriy Medvedev'le yaptığı gibi, 2018'te aday olmayarak başbakanlık koltuğuna dönmesi ve 2024'te tekrar aday olması da ihtimallerden biri.

Ankara-Moskova

Türk-Rus ilişkilerine gelince

Tam da Moskova'da  bulunduğumuz sıralarda Putin, "uçak krizi"nin aşılmasındaki arabuculuk girişimlerinde önemli rol oynadığı açıklanan Nergis Holding'in sahibi Cavit Çağlar'a "dostluk nişanı" taktı.

Ankara-Moskova hattında ilişkiler, tarih boyunca olduğu gibi sık sık inişlerle ve çıkışlarla seyrediyor, iki ülke kimi zaman yakınlaşıyor, kimi zaman da kopma noktasına gelebiliyor.

Aslında, 2004-2011 arasındaki dönem Türk-Rus ilişkileri açısından, özellikle ekonomi ve enerji alanlarında son derece gelişti ta ki Suriye'de iç savaş çıkana kadar. Bir anda kendilerini ayrı kamplarda bulan iki ülke arasındaki gerilim birikti birikti ve 24 Kasım 2015'te Türkiye'nin hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle bir Rus savaş uçağını düşürmesiyle patlamaya dönüştü.

Neredeyse bağların kesildiği yedi aylık sürecin ardından hızlı bir toparlanma yaşandı ve krizin etkileri tümüyle olmasa da aşıldı.

Ancak, kriz öncesiyle sonrası arasında Türkiye açısından çok önemli değişiklikler yaşanmış, 15 Temmuz'daki darbe girişiminin ardından başta ABD Batılı ülkelerle ilişkiler son derece bozulmuştu.

Büyük olasılıkla "uçak olayı" nedeniyle Türkiye'yi "cezalandırma" siyasetine uzun süre devam etmeyi düşünen Moskova, dengelerin değişmeye başladığını çabuk farketti ve bu durumu kendi lehine kullanabilmek için beklenmedik bir "u dönüşü" yaptı. Ancak bu dönüşün bedeli Türkiye'nin, özellikle Suriye'de Rusya'ya bir anlamda bağımlı hale gelmesi, başka bir ifadeyle işbirliğinin çerçevesini artık Moskova'nın çizmeye başlaması oldu.

Türk-Rus ilişkilerinde bundan sonraki en kritik aşama S-400 füzeleri konusunda uzun süredir devam eden pazarlığın nasıl noktalacağı olacak. Eğer son anda bir sürpriz olmazsa Türkiye Rus füzelerini satın alacak görünüyor, bu ise Ankara'nın Batı'dan biraz daha uzaklaşarak Moskova'ya yakınlaşması olarak yorumlanacak.