Türkiye'nin başına örülen çoraplar

06 Kasım 2017 Pazartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Türkiye'yi çevreleyen coğrafyada son bir hafta içinde kaydedilen gelişlemeler, başımızı günlük tartışmalardan kaldırıp etrafa stratejik gözlüklerle bakmamızın ne kadar zorunlu olduğunun ve bunu yapmazsak yakın geleceğin başımıza ne çoraplar örebileceğinin göstergeleriyle dolu.
 
Bu yazıda, sözü edilen gelişmelerden şu üçünü mercek altına alıp Türkiye'nin bunlardan nasıl ve ne derecede etkileneceğini irdelemeye çalışalım:  Mesut Barzani'nin istifası, Rusya devlet başkanı Vladimir Putin'in Tahran ziyareti ve Suudi Arabistan'da  kraliyet ailesi içindeki tasfiyeler.
 
Riyad'da saray darbesi
 
Önce Türkiye'yi en az ilgilendiriyormuş gibi görünen Suudi Arabistan'dan başlarsak: Kral Salman'ın, veliaht prens olan oğlu Muhammed'in başkanlığında kurulan  bir yolsuzlukla mücadele komisyonunun 4 Kasım Cumartesi günü resmen ilan edilmesinden bir kaç saat sonra yıldırım hızıyla, görevdeki iki bakan ve yakın geçmişte hükümette yer almış bakanlar dahil, onlarca yüksek düzeydeki kraliyet ailes mensubu gözaltına  alındı veya işten el çektirildi. Bunların arasında en önemli görevden uzaklaştırma, krallığın ulusal muhafız gücünün başındaki Prens Miteb'in tasfiyesiydi. Miteb, Salman'dan önceki Kral Abdullah'ın oğlu olarak bir ara Suudi Arabistan'ın gelecekteki kralı olarak görülüyordu.
 
Riyad'daki bu saray darbesini, münferit bir Suudi iç politika çatışması olarak görmek yanıltıcı olacaktır. Çünkü bu Kral Salman'ın ve daha çok da veliaht prens olan oğlu Muhammed bin Salman'ın, ülke için çizdiği yeni yörüngenin yapı taşlarının yerli yerine konulması sürecinin önemli bir aşaması olarak görülmelidir. Bu yeni yörüngede, yalnızca petrodolar için değil güvenliği için de ABD'ye olan bağımlılığından vazgeçmeye çalışan yeni Riyad yönetiminin, Rusya ve Çin ile işbirliği arayışları; Arap dünyasında bir zamanlar Mısır'ın sahip olduğu liderlik konumunu üstlenme çabası ve en önemlisi Sünni İslam'ın bayraktarlığı iddiası var. Öteki iki gelişmeyle birlikte bunun Türkiye'ye nasıl yansıyabileceği yazının sonunda tartışılacak.
 
Moskova-Tahran ekseni
 
Daha önceki bir yazımızda Suudi Arabistan Kralı Salman'ın Moskova ziyaretinin önemine değinmiş ve Putin'in, ABD'yi kıskandıracak bir biçimde, Ortadoğu'daki, İsrail dahil,  tüm siyasi aktörlerle  diyaloğunu koruyabilen ve daha da önemlisi sözünü dinleten bir lider konumuna yükseldiğini değerlendirmiştik.*
 
Putin geçen hafta içinde Tahran'a yaptığı ziyarette, kendisiyle aynı frekanstan konuşmaya çok teşne bir İran yönetimi buldu. Öyle ki, Putin'le  görüşmelerden sonra yapılan açıklamalar, iran yönetimi  içinde amansız bir rekabeti sürdüren refomcu ve muhafazakar kesimlerin bile, Rusya lideriyle, ABD'nin Ortadoğu'daki nüfuzunu yok etme amacında birleştiklerini gösteriyordu. Haber ajanslarına göre, İran'daki siyasi ve dini otroritenin doruğunda oturan Ali Hameney, sözlerini hiç sakınmaya filan gerek görmeden Putin'e  ABD'yi Ortadoğu'dan silmek için işbirliği önerdi. Bu önerinin, muhatabı tarafından nasıl karşılandığını tahmin etmek için herhalde siyaset bilimi uzmanı olmak gerekmiyor.
 
İran, zaten son iki üç yıldır ABD'nin Ortadoğu'daki nüfuzunu aşındırma konsunda önemli ölçüde başarılı olmuş, Rusya'nın Beşar Esad lehinde Suriye'deki iç savaşa müdahalesine zemin hazırlamıştı  Son olarak, Irak hükümetini, Kürtlerin bağımsızlık referandumunun sonucunu reddetmekle kalmayıp Kürdistan özerk bölgesini yeniden Bağdat merkezi hükümetine bağlaması için uzaktan kumandayla yönettiği operasyon, ABD'nin (ve İsrail'in) bölgede bir Kürt devleti kurdurma planlarına önemli bir darbe vurdu.
 
Barzani'nin istifası
 
Bağımsızlık referandumunun Kürt devletinin kuruluşu yolunda büyük bir zafer yerine utanç verici bir fiyaskoyla sonuçlanmasının ardından Mesud Barzani'nin istifa etmesi bölgedeki Kürt siyasi hareketinin geleceği açısından ne anlam taşıyor?
 
Bu soruyu yanıtlamadan önce, yakın geçmişe bir göz atmakta yarar var: ABD bölgede bir Kürt devletinin kuruluşu için yıllardır  yatırım yapmakta.
 
Hatırlanacak olursa, Irak'ın 2003 yılında işgalinden sonra, ABD'nin dev C-130 nakliye uçaklarıyla binlerce Türkiye ve Irak vatandaşı Kürt, ABD toprağı olan  Pasifik'teki Guam adasına götürülmüşler ve burada askeri, idari ve mali eğitimden geçirilmişlerdi. Kısacası Guam'daki askeri tesislerde ABD gelecek Kürt devletinin yönetim kadrosunu oluşturmaya başlamıştı. İslam devletine karşı hem Suriye'de hem de Irak'ta mücadele ederek "iyi çocuklar" olmaya  ve dolayısıyla en modern silah ve teçhizatlar bçiminde yeni  oyuncaklara hak kazanan Peşmergeler de, bu yeni oluşumun güvenlik örgütünü oluşturacaktı.
 
Peki Barzani'nin istifası bütün bu yatırımları boşa gitmesine mi neden olacak?
 
Düğüm nereye atılıyor?
 
Karşımızdaki tablonun Türkiye açısından artılarına ve eksilerine bakılacak olursa:
 
ABD'nin bölgedeki gelişmeleri etkileme gücü ve nüfuzu hızla aşınıyor. Trump, seçim kampanyasında söz verdiği  gibi İsrail'deki ABD büyükelçiliğini Kudüs'e naklederse, sadece Araplardan değil, bütün uluslararası kamuoyundan tepki görecek. Suudi Arabistan'daki  son gelişmelerden sonra Washington'un bölgede zorlanmadan söz geçirebileceği sadece  Türkiye ve Mısır kalıyor. Yani bir anlamda Washington'a bugün olduğundan daha fazla gebe kalacağız;
 
Kürt siyasi hareketi Barzani'nin istifasına karşın hala Türkiye açısından önemli bir tehdit unsuru olmaya devam ediyor. Şöyle ki, Putin, Suriye'de  birlikte hareket etmek zorunda olduğu İran'ın, Irak'taki Kürt bağımsızlık referandumunun sonuçlarını uzaktan kumandayla yok saydırmasına itiraz etmedi. Ama Suriye'nin geleceği konusundaki konferansta Kürtler, Rusya'nın dayatmasıyla masada yer alacaklar. Ayrıca hem Türkiye, hem de Suriye'deki Kürt silahlı hareketlerinin siyasi temsicileri Moskova'da resmi kabul görüyorlar. Bir anlamda Kürtlerin kontrolü için ABD ile Rusya  arasında sessiz sedasız bir rekabet yaşandığını görmek gerekir.  Putin, Irak'taki Kürtleri, İran'ın hatırına kendi hallerine bırakabilir ama Suriye ve Türkiye'deki silahlı ve siyasi Kürt oluşumları Rusya'nın Ortadoğu'daki uzun vadeli çıkarları açısından çok önemli bir koz olarak kullanılabilecek unsurlardır.
 
Türkiye, Suriye başta olmak üzere, bölgedeki yalpalayan politikaları ve Katar gerginliği nedeniyle  Riyad'la arasına mesafe koymasıyla, diplomatik yalnızlığını derinleştirmekten başka bir şey yapmıyor. Ülkedeki iç gerginlikler de dış politikada ulusal bütünlükten destek alan bir tavır alınmasını engelliyor. İç siyasi gerilimin artması durumunda, Kürt bölücülüğünün bundan yararlanarak uluslararası siyasi forumlarda destek araması durumunda, Türkiye'nin destek bulabileceği odakların sayısı da hızla azalıyor.
 
Cengiz İzmirli (mahlas)