Suudi blöfü

12 Kasım 2017 Pazar  |  SERBEST KÜRSÜ

Suudi Arabistan'ın yeni blöfü, Katar'ı hedef alan yaptırımlarının iki üç hafta içinde unutulması  gibi  gündemden düşecek mi, yoksa sistemli bir tırmanışla bir sıcak çatışma potansiyeline ulaşacak mı?

Riyad yönetiminin genç ve gözükara lideri veliaht prens Muhammed bin Salman ne yaptığını gerçekten biliyor mu, yoksa 81 yasındaki babası Kral Salman'ın ülkenin geleceğini yönlendirmesi için verdiği açık çeki  bir mirasyedi maceracılığıyla heba mı ediyor?

Veliaht prensin son  iki-üç  yıllık  karnesi başarılı bir liderlik açısından sınıfı geçer bir not alabilecek kadar iyi değil...

Halen dünyanın en genç savunma bakanı ünvanına sahip olan, ayrıca  ülkenin tüm petrol gelirlerinin ve maliye politikasının kontrolünü elinde bulunduran 32 yasındaki  Muhammed'in kırdığı cevizler uluslararası diplomasi ve istihbarat dünyasında  en azından bir kaç kez kaşların kalkmasına neden olmuş.

Örneğin, New York Times dergisinin  haberine göre, bir seferinde  kafasına estiği için veliaht prens bir Rus milyarderine gözünü kırpmadan  500 milyon Avro ödeyip yatını satın almış. Yolsuzluk yaptıkları ve devleti  soydukları gereckesiyle onlarca kraliyet ailesi mensubunu tutuklatan bir genç  prensin  devlet yönetimine ne kadar ciddi yaklaşacağını düşündürtecek bir olay.

Avrupa basınında yer alan haberlere göre, Alman istihbarat servislerinin hazırladığı bir raporda Muhammed bin Salman için "siyasi bir kumarbaz,  Yemen ve Suriye'deki iç savaşları Arap dünyasını karıştırmak için kullanıyor" değerlendirmesi yapılmış.

Ayrıca küstahlığına örnek olarak da, ABD'nin eski Başkanı Barak Obama'nın Riyad'ı ziyareti sırasında, babasının lafını kesip Obama'ya siyasi nutuk çekmiş olması gösteriliyor.

Kısacası prensin  İran'a verdiği son gözdağı ve Lübnan'ı uzaktan kumandayla karıştırmaya çabalaması, yukarıda verilen örneklerin ışığında bakıldığında pek ciddiye alınabilecek gibi  görünmüyor.

Basında yer alan haberleri dedikodu sayıp ve değerlendirme dışı tutup bölgenin somut gerçeklerine bakacak olursak:

ABD'nin kitlesel imha silahlarını etksizileştirme iddiasıyla Irak'ı işgal ettiği 2003 yılından beri Ortadoğu'daki tüm gelişmeler İran'ın lehine işliyor: Saddam'ın devrilmesinden sonra ülkedeki yönetim boşluğunu Irak'ın Şii siyasi güçleri doldurdu, yapılan seçimler sonucu ardarda Irak parlamentosunda başat gücü oluşturan Şiiler sayesinde, Tahran'daki liderler uzaktan kumandayla Irak politikasını yönlendirir duruma geldiler.

İran'ın silah ve mali desteğin yanısıra  siyasi destek verdiği Hizbullah, zaman içinde  bölgenin en sağlam silahlı gücü haline geldi, öyle ki İsrail'in kurulduğu 1948 yılından beri savaşta yenemediği tek Arap silahlı kuvveti olarak Hizbullah  tarihe adını yazdırdı.

Arap Baharı'yla başlayan süreç sonucunda Mısır, Arap dünyasında Cemal Abdülnasır döneminden beri taşıdığı önderlik bayrağını yitirdi. Bunda Mısır'ın Araplara önerdiği laik modelin Müslüman Kardeşler tarafından seçimle alaşağı edilmesi, bunun ardından da Müslüman Kardeşler iktidarının askeri darbeyle yıkılması başlıca rolü oynadı.

Arap Baharı'nın Suriye'de başlattığı  iç savaşta ise, İran'ın baştan beri desteklediği Esad yönetiminin imdadına Rusya'nın yetişmesine zemin hazırlayarak savaşın gidişini değiştirmeyi başarmasıyla, Şii Tahran yönetiminin nüfuzu Basra Körfezi'nden Akdeniz'e kesintisiz bir biçimde genişledi.

Türkiye'nin Arap Baharı'yla  başlayan süreçteki dış politika gafları nedeniyle bütün Arap komşularıyla  ilişkilerinin  gerginleşmesi sonucu, bölgedeki etkinliği ve otoritesi gittikçe gerilerken İran sürekli olarak durumdan avantaj çıkarmayı başardı.

Tahran'ın karşısına şimdi Suudi Arabistan'Iı koyalım karşılaştırma için:

İran'ın en az üç bin yıllık bir devlet ve diplomasi geleneği var, Suudi Arabistan devlet olalı 100 yıl bile geçmedi. Suudi Arabistan'ın kabileden ulus devlete evrildiğini söyleyebilir miyiz?

İran yönetimindeki rakip gruplar, ABD tehdidi karşısında görüş ayrılıklarını bir yana bırakıp kenetlenebiliyorlar. Suudi Arabistan veliaht prensi ise, strateji bilimince kabul edilmez bir hata yaparak, dış düşmana karşı geri cephesini güvenceye almak bir yana, dış düşmanı tehdit ederken kendine içeride  geniş bir düşman cephesi yarattı.

Saray entrikalarıyla ünlü Suudi Arabistan'da, görevden alınan, tutuklanan, servetlerine el konulan kraliyet ailesi mensupları, eski bakanlar ve bürokratlar, veliahd prensin yaptığı bu saray darbesi karşısında  boyunlarını büküp kaderlerine razı olacaklar mı? Unutmayalım, bunlar arasında dünyanın sayılı milyarderleri, dev çok uluslu şirketlerin hissedarları var.

Dikkate alınması gereken bir başka etken Suudi Arabistan'ın uluslararası petrol ticaretindeki otorite konumunun artık iyice aşınmış olduğu gerçeği. 

Unutulmamalı ki OPEC artık uluslararası piyasalara petrol fiyatını dayatma gücünü çoktan yitirdi. Petrol fiyatının yeniden varil başına 55 doların üzerine çıkmasını sağlayan üretimi kısıtlama anlaşması, Rusya'nın OPEC üyesi olmayan üretici ülkeler üzerine yaptığı baskılar olmasaydı gerçekleşmeyebilirdi. Ham petrolün şu andaki fiyatı Suudi Arabistan'ın  bütçe açığı sorunlarına çözüm getirmeye yetmiyor. Ama fiyatlar varil başına 70 dolara ulaştığında Kuzey Amerika'daki yatay sondaj yöntemiyle yapılan petrol üretimi yeniden patlama yapmaya aday. Yani petrol fiyatı artsa da, bugünkü düzeyde kalsa da, Riyad için sorun ortadan kalkmış olmuyor.

Veliaht Prens Salman'ın Yemen'deki İran destekli Hutilere karşı başlattığı savaş ardı arkası kesilmeyen fiyaskolarla devam ederken, Lübnan Başbakanı Refik Hariri'yi istifaya zorlayarak yerine ağabeyi Baha Hariri'yi atamak için yaptığı ayak oyunu da hüsrana uğradı.

Reuters'ın haberine göre, Muhammed tüm Hariri ailesini  Riyad'a çağırarak Baha Hariri'yi yeni başbakan olarak desteklemelerini istedi, ancak aile üyeleri Suudi Arabistan'a gitmeyi reddettiler.

Zaten Hariri'nin istifa ettirilmesi o denli abuk bir hareketti ki,  Lübnan'daki Hristiyan nüfus üzerinde hala önemli ölçüde nüfuz sahibi olan Fransa'nın yeni Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron apar topar Riyad'a gidip Lübnan'daki anayasal düzenin sarsılmaması yolunda uyarıda bulundu.

ABD Dışişleri Bakan Rex Tillerson ise, Riyad yönetimini doğrudan zikretmeden, hiçbir ülkenin Lübnan'da  uzaktan kumandayla bir savaş çıkarmaması için uyarıda bulundu.

Bütün veriler alt alta sıralandığında görünen, veliaht prensin ülkesini de kendisini de biraz komik duruma düşürdüğü ve bütün bu gerilimden Suudi Arabistan'ın önemli ölçüde zararlı çıkacağı.

Cengiz İzmirli (mahlas)