Uzun ince bir yol

13 Kasım 2017 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında bugün yapılacak zirvede ikili ilişkiler ve Suriye'deki gelişmeler gündemin ön sıralarında yer alıyor.

Rusya'nın Karadeniz kıyısındaki Soçi kentindeki zirve, 24 Kasım 2015 tarihinde yaşanan "uçak krizi"nin geride kalmasının ardından iki lider arasında yapılan sekizinci, son bir yıldaki ise beşinci görüşme olacak. Bu açıdan bakıldığında, Türk-Rus ilişkileri kriz öncesindeki sık görüşme temposunu yakalamış görünüyor.

Her iki ülkenin de dış politika gündeminde öncelikli maddeler arasında bulunan Suriye, Putin-Erdoğan görüşmesinde ele alınması beklenen konuların başında geliyor. Moskova, Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaşın artık son bulmasını ve soruna siyasi bir çözüm bulunması sürecine hız kazandırmak istiyor. Rusların önemli beklentilerin biri de, radikal unsurların İdlip'teki çatışmasızlık bölgesinden uzaklaştırılması için Türkiye'nin çabalarını yoğunlaştırması. Ankara'nın, Türkiye sınırındaki Afrin'i YPG'den temizlemek istediği uzun süredir biliniyor ancak bunu Moskova "yeşil ışık" yakmadan yapması çok zor görünüyor.

Zaten PYD/YPG meselesi iki ülke ilişkilerinde aslında sürekli var olan, zaman zaman ön plana çıkması engellenemeyen ama genellikle arka plana atılan bir sorun. Zirve öncesinde, Rusların Moskova'da düzenlenecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'ne PYD'nin de davet edildiği haberleri bu sorunun yeniden güncellik kazanmasına yol açtı. Önce Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, kongrenin ertelendiğini ve Rusya'nın PYD'yi davet etmekten vazgeçtiğini açıkladı. Ancak ardından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, kongrenin tarihinin henüz belirlenmediğini, dolayısıyla ertelenmesinin söz konusu olmadığını söyledi.

Rusya'nın Suriye'de iç savaşın son bulmasından sonra Kürtlere özerklik vermek istediği konusunda haberler çıkmıştı. Moskova hem Kürtlerin yeni Suriye'nin unsurlarından biri olmasını istiyor hem de PYD kozunu ABD'ye kaptırmaya çekiniyor. Bu tespitleri yaptıktan sonra, Rusya'nın Kürtler konusunda , ABD'nin tersine, Türkiye'nin itirazlarına tümüyle kulaklarını kapamadığını da eklemek gerekiyor. Bu pencereden bakıldığında Rusya'nın, ABD-PYD ilişkisinin daha da yakınlaşmasını engellemek ve gözdağı da vermek amacıyla Türkiye'ye Afrin operasyonu için onay vermesi söz konusu olabilir.

Akkuyu anlaşmazlığı

Akkuyu'da kurulacak Türkiye'nin ilk nükleer santraliyle ilgili olarak iki ülke arasında kamuoyuna fazla yansımayan bir gerilim var. Bunun nedeni, iki ülke arasındaki anlaşmaya göre 22 milyar dolar değerindeki projenin yüzde 49'u için Türk şirketlerinin para yatırma zorunluluğunun şu ana kadar gerçekleşmemiş olması. Üstelik, üç Türk şirketinden (Cengiz, Kolin, Kanyon) ikisinin projeden çekilmek istediği yönünde Rus medyası kaynaklı iddialar var. Şimdiye kadar Akkuyu için yaklaşık üç milyar dolar harcayan Rusya, Türk tarafının da bir an önce yatırım yapması ve artık projeye başlanılması için acele ediyor. Moskova'nın bir diğer önemli beklentisi de, Akkuyu için üretim lisansının çıkarılması. Dolasıyla Soçi zirvesinin gündemindeki belki de asıl kritik madde nükleer santral meselesi olacak.

S-400'ler

Putin'le Erdoğan'ın konuşması beklenen konulardan biri de, Türkiye'nin Rusya'dan almayı düşündüğü S-400 hava savunma sistemi. Aslında bu konuda taraflar arasında önemli bir görüş ayrılığı bulunmuyor ve bütün işaretler S-400'lerle ilgili nihai anlaşmanın imzalanacağını gösteriyor. Daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, füzeler için Rusya'ya ön ödeme yapıldığını söylemişti, hafta sonunda da Savunma Bakanı Nurettin Canikli, ""O iş bitti, S-400 füzeleri satın alınmıştır. Bundan sonra artık detay" dedi.

Her silah satışı askeriden önce politik bir karardır.

Hele hele söz konusu olan NATO üyesi bir ülkenin ittifakın "düşmanı" Rusya'dan silah almasıysa...

Bu nedenle Rus füzelerinin alınması, Türkiye'nin dış politikada bir makas değişikliğine gidebileceğinin şu ana kadar verilen en somut işareti olacak. Bir süredir artık yüksek sesle dile getirilen yeni bir durum var: Türkiye'nin Rusya'dan hava savunma sistemi almasının nedeni "tehdit" olarak Batı'yı görmeye başlaması. Bu elbette, eğer beklendiği gibi, Türkiye Rusya'dan füzeleri alırsa hemen Batı kampının terkedilmesi anlamına gelmeyecek ama ciddi soru işaretlerine yol açacak. Dolayısıyla, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Batı ile ilişkileri daha da gerginleşen, buna karşılık Rusya ile giderek yakınlaşan, hatta belki de ona "potansiyel koruyucu" gözüyle bakan Türkiye bir süredir uzun ince bir yola girmiş görünüyor.

Bu yolun "Kuzey"e mi, yoksa ani bir "u dönüşü"yle yeniden "Batı"ya mı çıkacağı şimdilik meçhul...