Ruhunu kaybetmiş satılık bir meta

15 Kasım 2017 Çarşamba  |  MENTOR

Spor kulüplerine spor dışında çok büyük anlamlar yüklenmesine karşıyım çünkü bu bir oyun basit bir eğlence, çok yüce bir amacı falan yok, öyle olduğunu düşünmek kendini kandırmak ve bireysel tatmindir daha ötesine geçmez. 

Spor kulüplerine çok büyük anlamlar yüklemek yaşama ilişkin kendi yetersizliklerini spor külübü üzerinden tatmin etmek dışında anlamı olmayan bir davranış biçimi.

Diyelim ki spor kulüplerine kendi gerçekliklerinin çok ötesinde anlamlar yüklediniz;

Rakibi penaltı kaçırsın diye saatlerce su içen, hocasının arkasından dolap çeviren bir kaleciyi hangi ahlaki çerçeveye veya değerin içine koyacaksınız?

Ya da genç yıldızları tokatlayan bir Orta Çağ zihniyetini hangi eğitsel değeri ifade ettiğini düşünüyorsunuz.

Rakibinin başarısını kıskandığı için ona iftira eden hırsız diyen bir kontrolsüzlüğün, ahlaki düşkünlüğün neresini biz farklıyız diye yorumlayıp mutlu olabilirsiniz ki?

Sahada rakibinin hakkını çalmak için kendini yere atan bir aç gözlülüğü hangi erdemle açıklayıp spor kulüplerine yüksek değerler ithaf edilebilir ki..
 
Hiç kimse sinsilik, ikiyüzlülük yapıp kendi çirkinlik ve yetersizliklerini kulüplerin sportif başarı amaçlarının yerine ölçülemeyen yüce amaçlar koyarak örtmeye kalkmasın.

Zaten profesyonel sporun içinde nerede erdem var ki; parayı bastırıp oyuncu alıyorsun ve en çok parayı vereni görünce formasını satıyor adamlar, bunun neresinde erdem var?

Spor, sporun endüstrileşmesi ile ruhunu kaybetmiş satılık bir metadır parasını verip eğlenmek için izliyoruz, bu kadar... Eğlence bir şekilde, parasını ödeyip eğleniyoruz.

Kendi çirkin hesaplarınıza lütfen çok daha yüce değerleri alet ederek onları da kirletmeyin.

Onun yerine aldığınız paranın karşılığını verin, ucuz çakma kahramanlık hikayelerini pembe dizilerde seyredebiliyoruz, zaten daha fazlasına ihtiyacımız yok.

Yukarıda yazdıklarımın tek istisnası Fenerbahçeli'nin 3 Temmuz direnişidir, futbol tarihinin hatta siyasi tarihin görmediği göz kamaştırıcı bir sivil itaatsizliktir ancak bunun genel bir özellik olması için tekrar edilebilir olması gerekir. Sosyal bilimlerde kesin doğrular yoktur, istisnalar her zaman vardır. Olayları genel bir kural veya özellik olarak görmek için tekrar edilebilir olması gerekir, oysa Fenerbahçe'nin zarar gördüğü bir çok durumda Fenerbahçe bu direnişi gösteremiyor.

Her Allahın günü Fenerbahçe'ye küfür eden gazeteciler, Fenerbahçe düşmanlığını yayın politikası haline getirmiş medya kuruluşları var, bir kaç çaresiz muhabirin ekmeği ile oynamak dışında sonuç yok.

Fenerbahçe basketbolu Obradovic ile yükseldiğinden beri Türkiye'de hakem katliamı var, hiçbir çarpıcı, demokratik tepki gösterilemedi.

Futbolda yaşadığımız dramlar artık kitap olur, hiçbir yasal protesto olamadı. 

Fenerbahçe tarihinin her açıdan en kötü günlerini yaşıyor, taraftar sayısında geriye düşmüş, sponsoru yok, borç içinde, sportif başarı yok ama Fenerbahçeli'nin Fenerbahçe'sini içine düştüğü durumdan kurtarma konusunda hiçbir elle tutulur çabası yok.

Bunu yazmak bir Fenerbahçeli olarak bana büyük acı veriyor ama doğruyu görmeden de gelişmek imkansız. Sanırım 3 Temmuz'daki Fenerbahçe bağlılığı bir daha tekrar edilemeyecek.

Bana kızmayın, yaşam sürüyor, tekrarlarsa görürüz ama bugün tekrar etmeyecekse ne zaman edecek ki?