Sovyetlerde kadının özgürleşmesi

26 Kasım 2017 Pazar  |  SERBEST KÜRSÜ

Çarlık döneminde Rus kadını, 

diğer Avrupa kadınlarından çok farklı değildi.

mutlaka istisnaları olsa da

edilgindi- 2. sınıftı- üretimde uzaktaydı.

toplumsal hayatta yegâne görevi

kocasına iyi bir eş ve çocuklarına iyi bir anne olmaktı.

***
Stalin hakkında epey yazı yazdım.

Şahıs olarak psikopat- gaddar-megaloman ve korkaktı.

Lenin ölünce muhtelif entrikalarla tam yetkili olarak

rejimi 30 küsûr yıl diktatör olarak yöneterek

hem SSCB döneminde hem de

yeni Rusya Federasyonu'ndaki sistemde 

etkileri hâlâ görülen kalıpları oturttu.

***

Çok gaddardı.

Bunu söylüyorsam, 

sadece basmakalıp düşüncelerimden dolayı söylemiyorum.

Amatörce de olsa,

bu "insanın" olumlu ve olumsuz yönlerini

ailemden başlayarak

büyük bir dikkat ile izlemem

ve bana yaradanın bir lûtfu olan eşimle olan

8 yıllık ortak yaşamımda 

onun, ailesinin ve diğer Ruslarla 

haşır neşir olarak edindiğim

derince sayılabilecek gördüklerim ve 

okuyup, araştırdıklarım sonucu söylemek, 

ifade ve kısmen iddia etmek durumundayım.

*** 

Büyük kısmı köylerde oturan sovyet insanları,

önce tüm kişisel mal ve arazileri ile varlıklarına el konulup

devlete ait büyük çiftliklerde (kolhoz) 

kadın erkek çalışmak zorunda kaldılar.

kadınların ilk uyanmaları burada başladı.

belli bir süre sonra- 1930'ların başında-

Stalin'in emri ile

SSCB'de büyük endrüstrileşme faaliyetleri başladı.

bunun için gereken insan gücü

genellikle zor kullanılarak

köylerinden koparılıp

şehirlere yerleştirildi.

Bunun için olabildiğince basit evler kuruldu veya 

Petersburg (Leningrad) gibi eski aristokratların el konulan devasa evlerine

8-10 aile yerleştirildi - bunlara "komunalka" denildi.

Diğer yerlerde yurtlar, kışla benzeri yerler üretildi.

***

Bu sistemin ilk yaptığı idi. 

Şehirlere zorunlu olarak yerleştirilen bu insanlar

kadın erkek çalışmak zorunda olduklarından

çocukları devlete ait kreşlerde ve kız/ erkek ayrılmadan

sistemin indoktrinasyonu ile yetiştirildi.

***

Akabinde bu çocukların tümünün 

devlete ait ücretsiz okul ve üniversitelere gitmeleri sağlandı.

Kadınlar artık erkeklerle aynı haklara sahip ve 

aynı miktarda üretime katkı sağlamaya başladı.

Daha da enteresanı, yüzyıllardır köylerde yaşayan ve 

kısmen serf olarak bir büyük toprak sahibinin malı olan insanlar

kadın erkek daha önce büyük bir ayrıcalık olan ,

üniversitelerde eğitim almak ve 

yetenekleri ile orantılı olarak yükselmek durumuna eriştiler.

***

Sonrasında sayı olarak (Yahudilerin en az 4-5 katı) Sovyet insanı - 

sivil/ asker- 2. Dünya Savaşı'nda ölünce

hızla bunların yerlerini 

partizan veya düzenli orduda kadınlar almaya başladı. 

Fedakârlıkları ve vatanları için kendilerini ölüme atan 

Sovyet kadınlarının sayısı, efsanevî yüksekliktedir.

***

Bu şekilde, uyuyan devin, uyuyan kadınları da

erkeklerle eşit haklarda eğitim ve 

üretimde aynı haklara sahip oldular.

Bu da doğal olarak, özgüvenlerini geliştirdi- 

erkeklerin yüzyıllardır patriarkal ve dinsel etkiyle 

baskı kurdukları kadın prototipi gidip,

yerine kendine güvenen ve eşit haklara sahip 

yeni nesil kadınlar gelmeye başladı.

Gerek eğitimin ciddîliği gerekse 

Sovyet kadınının okulda ev işi/ tamirat/ hemşirelik/ güzel sanatlar ve spor vs ile 

eğitimi de, onu tam anlamıyla bugünkü konumuna getirdi.

***

Özel bilgi olarak eşimin anne babası da 

köy kökenli olmakla beraber, 

yeni sistemin imkânları ile 

babasının makina mühendisi annesinin de harita mühendisi olması ve 

çocukları olan 3 kız çocuğunun da ,

yüksek eğitim almaları bunun tipik örneklerdendir.

SSCB yıkıldığında bu insanlar, 

en zor koşullarda ayakta kalmanın yollarını aramış ve bulmuş olup, 

her türlü sıradan sıkıntıya rahatça göğüs gerebilmektedirler .

asla kolay kolay pes etmemektedirler.

SSCB yıkıldıktan sonra biraz bocalayan Rus sistemi

17 yıl önce Vladimir Vladimiroviç başa geldikten sonra 

gene sıkı bir eğitim ile dünya çapında gelişmektedir.

***

Yazımdan sakın ola, naif bir şekilde 

Stalin'i övdüğüm falan düşünülmesin. 

Yaptığı hataları, gaddarlıklar, baskı, zulüm ve cinayetleri 

çok iyi biliyor ve lânetliyorum. 

Belki de bir "suikasta" (?) kurban giden 

eski Leningrad KP Başkanı Sergey Kirov 

başa geçebilseydi, daha az cinayet olur ve 

2. Dünya Savaşı'nda SSCB daha az kurban verirdi. 

ama ne demiş atalarımız: "ölmüş ile olmuşa çare yok"...

 

Ali Rıza Sığırcı

Yazının orjinalini okumak için tıklayın