Falda çıkan öpücük

01 Aralık 2017 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

Çatışma yaratma ve çözme. Günler bunun ustası olmuş. Haftanın belli günleri işleri yokuşa sürüp, düğümlerken, bazen de her şey kolayca halloluyor, sorunlar çözülüyor bir anda.

Son zamanlarda kendimi bu fikre mi kaptırdım ne; haftanın ikinci günü iyi gelmiyor, dördüncü gün benim günüm. Uğur, nazar, fal, hayatımıza girmiş meğer. Rüya ise tam kaptırmış kendini. İyi bir üniversiteden mezun, yüksek mühendis ama geçen gün kurşun döktürmeye gitmiş. Annesinin zoruyla olduğunu söylese de ikna edemedi beni. Geçenlerde Kızılay'da bir yere gidip, tarot falı baktırdığını söylediğinde annesiyle ilgisi olmadığını anladım işin. Neymiş kırkına yaklaşmışız, hala bekarmışız, belki de hiç evlenemeyecekmişiz. Hayat da bir hikayeyse eğer içinde bulunduğumuz çatışmalar, bilinmezlikler bir noktada çözülecekmiş, bu saatten sonra bilse bilse falcı bilirmiş. Ah Rüya ah. Geçen gün de gelip "Önümüzdeki beş sene daha birini bulamazsak birbirimize teklif edelim", demez mi gülerek. Oysa onun aradığı tip ben değildim. Öyle dememiş miydi yıllar önce. Yine de yanından ayırmadı senelerdir. Ama falcıya gitmeye ikna edemiyor.

Dün akşam sinemadan sonra oturduğumuz kafede hiç yeri değilken, bir kadından bahsetti uzun uzun. Sözde ne derse çıkıyormuş. Hem de bilgili bir kadınmış.

"Sence ne kadar iyi olsa da her dediği çıkar mı bir falcının?" dedim.

"Çıkmayabilir elbet, kahin değiller ki, falcılar sonuçta."

"Yine de anlamıyorum bunu neden yaptığınızı."

"Bir ihtiyacı karşılıyorlar belki de. Bir çok arkadaşım fal baktırır, biliyorum bunu. Sıkıntıları, sorunları olduğu için, geleceği merak ettikleri için giderler. Hayatlarını onların söylediklerine göre şekillendirenler bile olur."

"Sen de onlardan biri olmayasın?"

"Kim bilir."

"Yapma lütfen, inanmam buna."

"İnsanlar geleceği merak eder, buna bir tek Tanrı ihtiyaç duymaz, biz sonluyuz, geleceği bilmek isteriz."

"Öyle düşünmüyorum Rüya. Geleceği bilmek olmaz bence, çünkü gelecek yaratılır. Dün içinde olduğumdan, bugün yaptıklarımdan bağımsız olur mu gelecek, böyle ise o benim geleceğim değildir artık. Bu yüzden, yürüyeceğim yolu kendim inşa etmeyi tercih ederim."

"Aman sen de her şeye bir cevabın var."

"Bilmiyorum, karışık işler. Sonuçta belki biraz uğura inanırım ama falcıya gitmem."

Bu konuyu neden sürekli ele aldığını ve düşüncelerimi öğrenince neden suratını astığını anlayamıyordum. "Kalkalım mı?" dedi. Otoparka yürürken yüzü asıktı. Neden halen birini bulamamıştı. Akıllıydı, bana göre güzeldi de. Nereden kaptırmış şu fal işlerine kendini. Ama hakkını ödeyemem onun, kadınlar hakkında birçok şeyi açıkça anlatır bana. Acaba ondan halen hoşlandığımın farkında mıdır? Beyaz atlı prensini aradığına göre farkında olsa ne olur ki.

Onu eve bıraktıktan sonra düşüncelere dalmıştım. Kızılay'a gidip bir şeyler içmeye karar verdim. Her zaman gittiğim mekana doğru yol alıp, ışıklı tabelalara göz gezdirirken  Rüya'nın bahsettiği kafe gözüme ilişti. İçeriden gelen ışıklara bakılırsa halen açıktı. Bir ara kafam karıştı. Gidip bakmayı düşündüm. Rüya'ya sürpriz yapardım hem. Fala inandığımdan değil, hem merakımı gidermek, hem de konuyu Rüya'yla tartışırken daha kıvrak olabilmek için.

İstikametimi değiştirip, binanın üçüncü katına çıktığımda beyaz önlüklü bir kadın açtı kapıyı. Daracık bir mutfak ile masa sandalye koydukları, küçük bir salon. Beni karşılayan kadından başka kimse olmadığını görünce kadının falcı olduğunu düşünmüştüm. Ancak dışarıdan kapatılmış, içeriyle sürgülü bir kapı ile birleştirilmiş küçücük balkonda başka bir kadının o sırada fal baktığını anlamam uzun sürmedi. Kapıyı açan kadın "Buyurun" dedikten sonra bir şey söylemeden cam önündeki bir masaya oturdum. Kadın isteğimin ne olduğunu sorunca:

 "Fal baktıracağım" dedim.

"Anladım da hangisini, kahve mi, tarot mu?"

"Tarot."

"Falcımız şu an meşgul, biraz beklemeniz lazım, bir şey içer misiniz beklerken?"

"Evet, bir neskafe alayım."

Çantamdaki kitabı çıkarıp, okumaya başladığım sırada yirmili yaşlarda birkaç kız girdi içeriye. Bir masaya oturup, kahve falı baktırmak istediklerini söyleyerek, kahvelerini ısmarladılar. Beni bir süre süzdükten sonra konuşmaya  daldılar. Eğlenceli bir iş yaptıklarını gülüşmeleriyle belli etseler de, birazdan duyacakları gelecek haberlerinin heyecanı da yok değildi üzerlerinde. Kitabımdan beş on sayfa okuduktan sonra, balkonun sürgülü kapısı açıldı ve sert mizaçlı falcı ile oldukça kilolu bir kadın çıktı içeriden. Beni karşılayan kadınla bir süre konuşan falcı bana dönerek:

"Sizi alabiliriz" dedi.

Kendimi bir an için doktora gitmiş gibi hissettim. Bekleyen kızların inceleyen bakışlarının içinden geçerek balkondaki küçücük masaya oturdum.

Onlardan utanmadım değil; bir erkektim ne de olsa ve fal biraz da kadınların rağbet gösterdiği bir faaliyet olsa gerekti. Buraya gelmek zayıflık mıydı? Bir süre sonra içeriye gelip tam karşıma oturan falcı, buyurgan bakışlarıyla süzdü. Yüzüme dikkatle bakarak:

"Detaylı mı istiyorsunuz, yani daha çok kartla mı?" diye sordu.

"Öyle olsun."

"Fiyatı elli lira."

"Tamam."

"Konularımız aşk, iş, para ve sağlık. Bunlardan üçünü seçebilirsiniz."

Adımı, anne ve babamın adlarını, yaşımı ve burcumu sorduktan sonra, yapmam gerekenleri tarif etti. "Her seferinde sol elinizle kart seçeceksiniz, ben de ilave kartlar çekip yorumlayacağım" dedi.

Başta sorduğu bilgileri, önündeki büyük deftere yazıp, çıkan kartlardaki simgeleri bir yandan yorumluyor, bir yandan da deftere not alıyordu.

Fal bakma işi bittiğinde kısa sürede evleneceğimi, işimde yükseleceğimi ve gelirimde de artış olacağını öğrenmiş oldum. Parayı kendisine uzattığımda not aldığı defterin bütünüyle dolmuş olan sayfasını göstererek:

 "Size mi vereyim, ben de kalsın mı, genelde bana bırakırlar" dedi.

"Neden bırakırlar ya da siz neyi tercih edersiniz?"

"Bunları saklarım ben, kimileri gelip söylemediğim şeyleri mal eder bana, tarih attığım bu sayfaları alıp baktığım olur sonradan."

"İlginçmiş, bakın bunun çok doğru olmadığını biliyorum ama sizden bir şey istesem yapar mısınız?"

"Hele bir söyleyin bakalım."

"Size gelen bir arkadaşım var, isimlerdeki harflere ihtiyaç duyduğunuza göre gerçek adını söylemiş olmalı, kağıdına bakabilir miyim?"

 "Böyle bir şey olamaz."

 "İnanın, ondan çok hoşlanıyorum, ama ona yeniden açılmaya cesaret edemiyorum. O ise fala çok inanıyor. Belki bir yardımı olur yazılan şeylerin."

Bir süre düşünen kadın:

"Normalde bunu yapmamam gerekir ama bunun gizli kalacağına söz verirseniz olabilir belki" dedi.

"Söz veriyorum."

"Neydi adı?"

"Rüya."

"En son ne zaman gelmiş olabileceğini bilebilir misiniz?"

"Üç gün önce olabilir."

"Biraz bekleyin siz."

On dakika sonra elinde mavi bir klasörle gelen kadın, "Burada Rüya diye bir isim var" dedi. Sayfayı çıkarıp hızlıca baktıktan sonra bana uzattı.

Sayfayı gözden geçirirken ortalarda bir yerlere yazılmış bir cümle ile şaşkına dönmüştüm. Cümle şu şekilde idi: "Fala inanmayan ama kendi iradesiyle fal baktırmaya gelen bir adamla evleneceksin." Yüzüme dikkatle bakan kadın:

"Siz fala inanıyor musunuz?" dedi.

"Hayır."

"Peki buraya kendi iradenizle mi geldiniz?"

"Bunu size söyleyemem."

Dışarı çıktığımda kafam karmakarışık olmuştu. Sevineyim mi üzüleyim mi biledim. Demek Rüya'nın fala inanmadığımı bildiği halde beni sürekli falcıya göndermek istemesi boşuna değildi. Artık beklediği tipi bulmaktan ümidini kesip ben de mi karar kılmıştı. Yoksa fallar beni mi istemişti. Ne yani, şimdi ona gidip "inanmadığım halde falcıya gittim" desem üstüme mi atlayacaktı.

Kafamı toplamak için bir yere oturup içecek bir şeyler istedim. Ona bir ders vermeliydim belki de. Arayıp mutlaka gelmesini, çok önemli bir şey konuşacağımı söyledim. Yarım saat sonra her zaman gittiğimiz kafenin önünde buluştuk. Soran gözlerle baktı uzun uzun. Birden onu kendime doğru çektim ve öptüm. Benden kurtulunca, "Çıldırdın mı, ne yapıyorsun?" dedi. "Dur, anlatacağım şimdi" dedim:

"Senden ayrıldıktan sonra, canım bir şeyler içmek istemişti. Gittiğim yerde bizim Ali ve eşiyle karşılaştım. Beraber oturduk epey. Eşi çok iyi kahve falı bakarmış meğer. Kalkmaya doğru birer kahve içmiştik. Tutturdu falına bakacağım diye. Birine aşıkmışım. Öyle söyledi. Hem de çok yakınımdaymış. O da boş değilmiş bana. Onu bu gece saat on ikiden önce öpmem lazımmış."

Samih Güven

Yazının orjinalini okumak için tıklayın