Bir cenaze ve habercilik

20 Aralık 2017 Çarşamba  |  GÜNLÜK

İki gündür Mesut Yılmaz'ın oğlu Yavuz Yılmaz'ın ölümü ile ilgili haberleri izlerken, saç baş yoldurdu haber kanalları.

Ben bu yazıyı yazdığım sırada toprağa veriliyor çocuk. Ama haberci arkadaşlar hala karar veremedi:

- Georgetown University mezunu mu?

- George Washington University mezunu mu?

- Eve gelen hizmetçi mi cesedi buldu?

- Koruma görevlileri mi kapıyı çalamayınca çilingirle açtırıp buldular?

- Evden gelen "bir el silah sesini duyan komşular" mı haber verdi?

- Evin tüm camları kurşun geçirmez olduğu için, silah sesi hiç duyulmamış mıydı?

- Lokanta ve mekân işletmeciliği mi yapıyordu?

- Müteahhitlik (mesela 3. köprü hafriyatında) ile mi uğraşıyordu?

- Mesut-Berna Yılmaz çifti, haberi ABD'de alıp apar topar mı geldiler?

- Zaten geliyorlardı da, geldiklerinde havalimanında mı öğrendiler?

Ve bir yığın başka soru..

İntihar mı cinayet mi sorusu, ilk dakikalarda (belki de soruşturma sona erene kadar) tabii ki belli olmayabilir. Ama bazı teknik basit ayrıntılar (örneğin hangi okuldan mezun olduğu) bu kadar uzun süre geçmesine rağmen öğrenilemez mi yahu? İyi bir muhabir, iyi bir haber merkezi, bir kaç saat içinde en azından "teknik" detayları öğreniverir.

Habercilik öyle uzaktan göründüğü kadar kolay bir şey değil belki.. Ama bazı açılardan da reflekslerle adeta "kendiliğinden" önünüze düşüveren malzemeyi değerlendirme işidir. Bileni bulur şıp diye öğrenirsiniz. Sözünü ettiğimiz isim, bir dönemin Başbakanının oğlu. O aileye yakın bunca insan var medyatik. Birine telefon açtığınızda biter bu iş. Doğru insanı arayıp 5 dakika konuşularak yukarıdaki soruların hepsinin doğru yanıtı alınabilirdi.

Bunu da mı biz öğretelim çocuklar?

Ama, suç sizlerin değil. Bir mesleği, bir geleneği bir kutsal işi öldürdüler bu ülkede. Protokol ve propaganda haberciliği yüzünden.

Zafer Arapkirli