Futbolda 'sivil itaatsizlik'

20 Aralık 2017 Çarşamba  |  MENTOR

Sivil itaatsizlik için internette bulduğum tanım şöyle diyor: Sivil yönetim tarafından uygulanan yasaların özüne uyarak yasalara riayet etmeme, karşı koyma anlamına gelmektedir. Yasaların ya da hükümet politikasının değiştirilmesini hedefleyen, kamuoyu önünde icra edilen (aleni), şiddete dayanmayan, vicdani ancak yasal olmayan politik bir eylemdir. 

Aslında fikir babası John Locke'tur, kısaca devlet yasal sınırların dışına çıkarsa vatandaşın direnme hakkı doğar.

1789 Fransız Devrimi'nden sonra insan ve yurttaş hakları bildirgesinde de yerini almıştır.

Sivil itaatsizlik bir ülkede demokrasinin yerleşmesi ve politikacıların denetlenmesi için en önemli yollardan biridir.

Beğenirsiniz beğenmezsiniz bu ülkenin ilk sivil itaatsizliği Fenerbahçe camiasının FETÖ/PDY direnişidir, o gün bu örgüt devletin her yerine sızmış, seçilmiş iktidarın da tam desteğini almıştı ve kanun benim diyordu ancak Fenerbahçeli buna "hayır, devlet adaletli olmaz, yasaları keyfine göre uygularsa biz bunu kabul etmeyiz" dedi ve Türk siyasi tarihinde ilk defa  vatandaş devletin kararına karşı şiddete başvurmadan itaat etmeme hakkını kullandı. Bu olay binlerce yıllık siyasi tarihimizde bir kırılma noktası, halkın kendi demokratik haklarına sahip çıktığı ilk örnektir.

Sonrasında zaman zaman marjinal şiddet örgütlerinin katılımı ile amacından sapmış gibi görünse de Gezi olayları.

Ve en son Türk siyasi tarihinde ilk defa askeri bir darbeye direnen halk ve 15 Temmuz.

15 Temmuz'la ilgili bir çok şey söyleyebilirsiniz ama bu sonucu değiştirmez öyle veya böyle Türk tarihinde askere halkın dur dediği ilk örnektir ve ülke demokrasisinin geleceği açısından altın bir adımdır.

Elbette Fenerbahçe'nin Türk siyasi tarihini kalın harflerle değiştirmiş olmasına rakip taraftarları ikna etmenin bir yolu olmadığını biliyorum ama bu gerçeği değiştirmez, 3 Temmuz olmasa 15 Temmuz ne kadar olurdu diye düşünmelerini tavsiye ediyorum.

Sonuç olarak; Fenerbahçe'ye kumpas sürecindeki Aziz Yıldırım'ın "ne şikesi  kardeşim memleket elden gidiyor" sözü aklıma geliyor ve memleketi kurtarmak için ilk kurşunu atan Fenerbahçe camiasının bir parçası olmaktan büyük gurur duyuyorum.

Not; halen cevabı alınmamış iki sorumuz var.

1- TFF'ye "sahtekar" diyen Rıdvan Dilmen neden susuyor?

2- Spor medyasının Rıdvan Dilmen TFF'ye sahtekar dememiş gibi davranmasında bir TFF üyesinin şirketinden aldıkları dolgun maaşlar etkili oluyor mu? Bir TFF üyesinin şirketinden dolgun maaşlar alan medya mensubu olmak ne kadar etik?