2018'e girerken küresel ufuk turu-2

02 Ocak 2018 Salı  |  SERBEST KÜRSÜ

Doğu ve Güneydoğu Asya: 2018'de dünyanın siyasi ve ekonomik gündemini izleyenlerin gözleri Çin'de olacak, çünkü hem ekonomik hem askeri gücü, hem de uluslararası gündemi etkileyebilmesini sağlayan nüfuzuyla Çin 2018'de önemli gelişmelere gebe ve Asya'nın devi için hem olumlu hem de olumsuz dönüşümlerin eşanlı olarak gerçekleşmesi olasılığı var.

Öncelikle Çin'in iç siyasi düzeni 2018'de önemli bir dönemece gelecek gibi görünüyor: İlkbaharda toplanması beklenen Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi, ülkenin anayasasını yeniden yazacak ve bu köklü değişikliğin sonucunda, ülke Mao'dan sonra ikinci "ömür boyu lider"ine kavuşabilir. 2017 Ekim'inde yapılan partinin olağan beş yıllık kurultayı sonucunda Devlet Başkanı Xi Jinping'in halefinin kim olacağı aydınlanmamıştı. Normal koşullarda, Xi'nin gelecek parti kurultayında, ikinci beş yıllık görev süresini tamamlamış olacağından görevden ayrılması gerekiyor, ancak partiden gelen işaretlere bakılırsa, baharda toplanacak KP Merkez Komitesi anayasadaki devlet başkanlığını iki dönemle sınırlandıran maddeyi çöpe atacak. Bundan sonra Xi'nin sadece üçüncü bir dönem için daha mı, yoksa ömür boyu lider olarak mı kalacağı ancak yeni anayasa açıklandıktan sonra anlaşılabilecek.

Ancak o kadar uzun vadeye kalmadan bile, Xi'nin uğraşması gereken çok sorun var: Öncelikle Kuzey Kore'nin yarattığı ve potansiyel olarak yaratabileceği sorunlar: Kuzey Kore'de merkezi iktidarın çökmesi halinde Çin milyonlarca Kuzey Koreli mültecinin akınına uğramaktan korkuyor; ülkedeki ekonomik reform sürecinin yavaş ilerlemesi ve ihracata dayalı büyümenin son yıllarda yüzde 7'nin altına düşmüş olması nedeniyle işsizliğin önemli bir sorun olarak ortaya çıktığı ülkede, mültecileri barındırmak zorunda kalmak Xi'nin en son isteyeceği şey olmalı. Bunun yanısıra, ABD Başkanı Trump Çin'le olan ticaretinde ABD'nin verdiği büyük açığı bir tehdit unsuru olarak kullanmaya devam ediyor. Bu tehdidin gerçeğe dönüşmesi halinde, uluslararası ticarette güçlenecek olan korumacı eğilimlerden en çok zarar görecek ülkelerden biri Çin olacak. Bu yüzden Xi'nin, Trump liderliğindeki ABD'nin çekildiğini ilan etmiş olmasına karşın, Trans-Pasifik Serbest Ticaret Anlaşması'nın bir an önce yürürlüğe girmesi için yoğun çaba sarfetmesi şaşırtıcı olmamalı. Ancak Çin'İ bekleyen bir başka tehdit de, ülkedeki kayıt dışı bankacılığın bütün önlemlere karşın yayılmaya devam etmekte oluşu.  Bir dönem Türkiye'de çok can yakmış olan bankerlik kurumuna benzer bir şekilde işleyen gayri resmi finans kuruluşlarının verdiği krediler, patlaması halinde ekonomiyi çökertebilecek bir balona dönüşmüş durumda.

Çin'in bölge ülkeleriyle ilişkileri 2018'de izlenmeyi gerektirecek bir başka önemli konu: Pekin yönetiminin dünya deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 40'inin izlediği su yollarını kontrol etmek amacıyla kendi karasularının ötesindeki adacıkları büyüterek buralarda sadece savunma amaçlı olduğu kuşkulu silah sistemleri konuşlandırmakta oluşu, yalnızca ABD'yi değil,  başta  Filipinler ve Endonezya olmak üzere bir çok bölge ülkesini rahatsız ediyor. Ayrıca Çin deniz ve hava kuvvetlerinin son aylarda tatbikatlarını Tayvan çevresinde yoğunlaştırmış olması, bölgede gerilimi önemli ölçüde artırmaya aday görünüyor. ABD ile Çin arasındaki siyasi/ekonomik/diplomatik gerilim tırmanırsa, sıcak bir çatışma olasılığı göz ardı edilmemeli.

Güney Asya: 2017 yılı içinde Hindistan, İngiltere ve Fransa'yı  geride bırakarak ABD, Çin, Japonya ve Almanya'dan sonra dünyanın beşinci büyük ekonomisi oldu. Hindistan'ın bilişim ekonomisinde attığı dev adımlar ve uyguladığı liberal mali ve parasal politikalar, ülkeyi önemli bir yatırım merkezine dönüştürdü. Ekonomik politikaların yanısıra, başbakan Narendra Modi'nin, ülkesinin Çin ve Pakistan ile olan ezeli rekabetinde çok yönlü bir dış politika izleyerek hem ABD hem de Rusya ile yakınlaşma çabası içinde olması, Hindistan'ın ekonomik açıdan bir çekim merkezi olma niteliğini koruyacağını gösteriyor. İleride Rusya konusu ele alındığında daha ayrıntılı olarak irdeleneceği gibi, Moskova'nın 2017 içinde oldukça popüler hale gelen S-400 füzelerinden Hindistan'ın da satın almış olduğunu not etmekte yarar var.

Pakistan'ın Afganistan'daki Taliban liderlerine verdiği desteğin 2018 yılında herhangi bir şekilde azalacağını düşünmek için pek bir neden görünmüyor. Taliban yönetimiyle etnik yakınlığını Afganistan'daki iç iktidar çekişmelerini etkileyebilmek için bir nüfuz aracı olarak kullanan Pakistan, böylece Hindistan'ın da Afganistan'da kendisine bir nüfuz alanı yaratma çabalarını baltalayabiliyor. Ancak Taliban 2017 yılı içinde önemli sayılabilecek adımlar atarak dış siyasi ilişkilerini Pakistan'ın vesayetinden kurtarma yönünde ilerlemeler sağladı. Elbette bunda Rusya'nın son yıllarda izlemekte olduğu atılgan politikanın yarattığı ivmenin  önemli bir payı olduğunu kabul etmek gerek: ABD Başkanı Trump görev döneminin ilk yılında Afganistan'daki ABD askeri gücünü artırma kararı alırken, Rusya da, Taliban'la gizli görüşmelere başladı.  Trump, Afganistan'daki merkezi devlet yapısını güçlendirip bu ülkenin doğal kaynaklarının Amerikan şirketlerinin yatırımlarına açılabilmesi gibi oldukça hayalperest bir amaç peşinde koşarken, Rusya lideri Vladimir Putin, pragmatik bir yaklaşımla kurduğu diyalog sayesinde Taliban'ın kendi amaçları için neler yapabileceğinin işaretlerini 2018'de almaya başlayacak.

Avrupa:  2017'de Fransa, Hollanda ve Almanya'da yapılan parlamento seçimleri korkulanın tersine aşırı sağcı partileri iktidara getirmedi, ama Avrupa Birliği'ni oluşturan temel taşların yerlerinden oynamaya devam ettiğini kabul etmek gerek.

Öncelikle AB'nin kurulu düzenine en büyük tehdit Mart ayında İtalya'dan gelecek gibi görünüyor ve bu tehdit ideolojik olmaktan çok ekonomik tabanlı bir meydan okuma olacak: İtalya'da iktidarda bulunan merkez sağ koalisyon, 2017'nin ortalarına kadar bir komedyenin başını çektiği, ancak daha sonra ülkenin genç muhalif siyasi kadrolarının kontrolüne giren "5 Yıldız Hareketi"nin hızla artan desteği karşısında sürekli kan kaybediyor. 5 Yıldız Hareketi iktidara gelirse, İtalya'nın Avro bölgesinden çıkması için bir halkoylaması düzenleyeceğini ilan etmiş durumda. İşin ilginç yanı, bir kaç yıl önce karıştığı seks skandalları ve aldığı mahkumiyet nedeniyle çekildiği politikaya yeniden dönen Silvio Berlusconi'nin sağ kesimin oylarını bölerek 5 Yıldız Hareketi'nin elini güçlendirecek olması.  AB'nin kurucu üyelerinden biri olan İtalya'nın Avro bölgesinden çıkarak ulusal para birimi lirete dönmesi halinde, Avrupa piyasalarının büyük bir sarsıntı geçireceğini görmek için kahin olmak gerekmiyor.

AB'nin başındaki ikinci büyük sorun ise Doğu Avrupa ülkelerinden kaynaklanıyor: Polonya, Macaristan ve Romanya'da 2017 yılında kabul edilen, adli sistemi siyasi otoritenin güdümü altına sokan yasalar Brüksel ile bu üç ülkenin arasında ciddi gerilimlere yol açmış bulunuyor. AB Komisyonu, adli yargı sisteminin tümüyle bağımsız bir hale getirilmesini sağlayacak yasal düzenlemeleri yapmadıkları takdirde bu üç ülkenin AB organlarındaki oy hakkını askıya alma planları yapıyor ki, böyle bir gelişme AB'nin bir siyasi blok olarak işlevini ne ölçüde yerine getirebildiği sorusunun giderek daha yüksek sesle sorulmasına yol açmaya aday görünüyor.

Eğer gelişmeler bugüne kadarki seyrini izlemeye devam ederse, 2018 AB'de iki kademeli bir birliğin kurulması sürecinin başlangıç yılı olabilir: Bu süreçte  birliğin itici gücü olan Almanya ve Fransa, Benelux ülkeleriyle birlikte daha güçlü bir birlik kurmak için maliye politikalarını ve yasama önceliklerini ortak olarak saptamaya başlarken, bu sürece katılmayan öteki AB ülkeleriyle yalnızca bir pazar paylaşımı düzenlemesine gidebilirler.

Cengiz İzmirli (mahlas)

İlk bölümü okumak için tıklayın