Sorumluluklar küreselleşiyor mu?

02 Ocak 2018 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

'Son on yılda tüm dünyada en çok kullanılan kelime nedir?' sorusuna, kuşkusuz 'küreselleşme' cevabı verilir. İçeriği her kullanana göre anlam kazanan, herkesin kendine özgü bir tanımı bulunan bir kelime küreselleşme. Sanatçı ayrı bir pencereden, siyasetçi ayrı bir pencereden, iktisatçı ayrı bir pencereden, hemen her meslekteki kişinin kendi penceresinden bakıp yorumladığı bir kelime. Sermayenin de kendine özgü bakışı ile koloniyel dönemden beri, bir anlamda 'bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler'i çağrıştıracak kadar da sınır tanımayan, önüne çıkan tüm engelleri aşarak,  duvarları birer birer yıkarak, dünyanın en ücra köşelerine ulaşan sihirli bir kelime. Piyasa ekonomisi, daha doğrusu kapitalizm ve emperyalizm kelimeleriyle bağlantılı, onların uzantısı olan bir kelime. 
 
Yıllar önce, emperyalizm denildiğinde aklımıza gelenler, kültür emperyalizmi denildiğinde şiddetle karşı çıktığımız olgular, bugün 'küreselleşme' ambalajı içerisinde çağdaşlık, dünya ile bütünleşme, refah, özgürlük, iletişim teknolojisinin tüm olanaklarından yararlanabilme gibi ifadelerle kulağa hoş gelen bir biçimde sunuluyor. Her ne kadar ülkeler arasındaki gelişmişlik düzeyi aynı olmasa da, sistemi oluşturan parçalar arasında sosyal alt yapı açısından eşitlik söz konusu olmasa da, küreselleşme denilen resmi ideoloji bugün yeryüzünde yaşayan her bireyin yararına bir şekilde mutlak sonuç doğuruyormuş gibi sunuluyor.
 
Batıda bir merkezde üretilen son dönemin resmi ideolojisi 'küreselleşme'yi yorumlamak, anlatmak ve hatta savunmak, her zaman olduğu gibi, yine az gelişmiş ülke aydınına düşüyor. Batı 'küreselleşmeyi' tüm kurum ve bireyleriyle yaşarken, uluslararası sermaye kar maksimizasyonunu gözetirken, güney, payına düşecek yararı bekleyerek, küreselleşme avukatlarının açıklamalarıyla vakit kaybediyor. Neler küreselleşiyor? Sermaye ve Batı'nın değerleri küreselleşiyor. Ancak, bu defa alt yapısı çok güçlü bir şekilde yayılıyor. İletişim teknolojisinde yaşanan devrim ve internet aracılığıyla,  bütün markalar her gün evlerimize kadar sınır tanımadan ulaşabiliyorlar. Tüm dünya tek pazar haline getiriliyor. Küreselleşme kavramının oluşum aşamasında bile, açlık ve yoksullukla mücadelenin, çevre kirliliği ile mücadelenin, işgücünün serbest dolaşımının, kısaca,  sorumlulukların 'küreselleşmemesi' üzerinde bir mutabakat mevcuttu. O halde, başından beri, küreselleşme kelimesi, lügat anlamına ters düşecek bir şekilde kullanılıyor, bazı şeyler hariç, evrensellik gündemde tutuluyor. Bu anlamda, 11 Eylül terörü, Batı'nın zaten sınırlarını çok önceden çizmiş olduğu küreselleşme kavramının ekonomik açılım dışındaki sahalarda sınırlandırılmasına katkı sağlamış bulunuyor.
 
Sosyal bilimciler küreselleşme konusunda insanları aydınlatmaya çalışıyor. 'İletişim teknolojisindeki olağan üstü gelişme, hiç bir bireyin, ulus devletin  karşı koyamayacağı bir sonuç doğurdu. Siz isteseniz de istemeseniz de, 'küreselleşme' tüm hızıyla sürüyor. Karşı duramazsınız' diyorlar.
 
Biraz daha derinlik arayışında olanlar, konuya bir de '...SSCB'nin çöküşü ile birlikte, ......' şeklinde ifadeler kullandılar. Hatta, SSCB'nin yıkılışını, küreselleşmenin ikinci kaynağı olarak dahi açıkladılar (E.Kongar, Küresel Terör ve Türkiye). Kuşkusuz, küreselleşmenin moda olduğu dönem SSCB'nin yıkılışının hemen sonrasına denk geliyor, ancak, bu gelişmeyi 'küreselleşmenin' kaynaklarından birisi olarak göstermek, kapitalizmin bu çöküşü yıllar öncesinden tahmin ettiği veya planladığı gibi bir sonucu da beraberinde getiriyor. SSCB yıkılmamış olsaydı, küreselleşme bugünkü boyutlarına ulaşamayacak mıydı? Nasıl ki, 'bazı şeyler' hariç küreselleşiyoruz, bazı coğrafi bölgeler hariç olarak da küreselleşebilirdik! Veya, iletişim teknolojisinin ulaştığı seviye, başka bir etkiye veya nedene iç dinamiklere- dayandırılmaksızın SSCB'nin yıkılmasını tek başına sağlayabilecek miydi?  SSCB hala yıkılmamış olsaydı, dünyanın diğer bölgelerinde 'küreselleşme' olgusunun yayılması mümkün olamayacak mıydı? Belki bu kez küreselleşme yerine sosyalist sistemin hariç küreselleşme anlamına gelebilecek yeni bir kelime dahi icat edilebilirdi.    
 
Uluslararası ekonomik ilişiklerde görülen 'trend' bize, 'küreselleşmenin' alt yapısı ile ilgili ipuçlarını veriyor. Üst yapıyı buna göre inşa etmek veya yorumlamak ve 'sorumlulukların' küreselleşmesine izin verilmeyen dünyayı anlamak daha kolay oluyor. Daha doğrusu, önce uluslararası ticaretin sonra, uluslararası ekonomik ilişkilerin tarihsel gelişimi sürecinde bakıldığında, son elli yılda kaydedilen gelişmeler, bize 'küreselleşmenin' ekonomik  boyutu ile ilgili çok net bilgiler veriyor.
   
Dünya Ticaret Örgütü'nü kuran anlaşma bugün globalizm kavramının ekonomik hukuki altyapısını oluşturuyor. 1986 yılında başlayan süreç 1994 yılında noktalanırken, yükselen 'globalizm' bayrağı kendine özgü mantığıyla dalgalanmaya devam ediyor. Başta da ifade edilen, sorumlulukların küreşelleşmediği bir yaklaşımla, işgücünün uluslararasılaşmasına ve mülteci sorununa gösterilen yaklaşımlar gibi, bir çok açıdan yerellik ön plana çıkıyor. Ekonomik faaliyetlerdeki küreselleşme körüklenirken diğer sahalarda küreselleşme karşıtı politikalar geliştiriliyor. Küreselleşmeyi ortaya çıkartan ülkeler, şimdi yerel tedbirler alarak, kendilerini küreselleşmeden korumaya çalışıyorlar. Üstelik 11 Eylül'den sonra bu konuda ne kadar haklı! olduklarını anlamış bulunmaktalar. Oturduğun yerde Batı'yı yaşa, oturduğun yerde Batı ekonomisi ile bütünleş, ama kendi sınırlarının ötesine geçme. 
 
Sanırım iletişim olanakları yeterince gelişmemiş olduğu için, az gelişmiş ülke aydınları hala küreselleşmenin yeni içeriğini anlamaksızın, küreselleşmeyi kendi anladıkları şekilde savunmaya devam ediyorlar. Belki de, onlara verilen küreşelleşmeyi savunmaya  yönelik talimatın geçerlilik süresi sona ermedi.  
 
Not: Bu yazı ilk kez 2002 yılında Turktrade, Dış Ticarette DURUM dergisinde yayımlanan makalenin özetidir