2018'e girerken küresel ufuk turu-3

04 Ocak 2018 Perşembe  |  SERBEST KÜRSÜ

Ufuk turunun bu aşamasında, yalnızca 11 saat dilimine yayılan topraklarıyla dünyanın en büyük ülkesini oluşturduğu için değil, Türkiye'nin dış politikasında artan bir biçimde sahip olduğu etki nedeniyle de Rusya özel bir bölümde incelenmeyi hak ediyor.

Rusya: 2017 yılının Rusya lideri Vladimir Putin için, Batı basınında yer alan yorumların tersine, oldukça başarılı bir dönem olarak tamamlandığını söylemek yanlış olmaz. Geride bıraktığımız yıl içinde, Moskova asgari çabayla azami yarar sağlama deyiminin hakkını verecek şekilde, uluslararası ekonomik ve diplomatik alanda ortaya çıkan her boşluktan yararlanarak yeni nüfuz alanları peşinde koşmanın karşılığını aldı.

Rus diplomasisinin, kendi çıkarları açısından bakıldığında, elde ettiği başarıları sıralamak oldukça uzun bir liste gerektirebilir ve bu başarıların tümünün değerlendirmesi bu çapta bir yazının sınırlarını zorlayacaktır.

Ancak bunlara satır başlarıyla değinmek gerekirse şunlar sıralanabilir:

- - ABD'de 2016 yılında yapılan seçimleri Trump lehine sabote ederek Hillary Clinton'un seçilmesini engellemesi:

Tahran'la işbirliği içinde Suriye Devlet Başkanı Beşar el Esad'ın koltuğunu kaybetmesini engellemesi ve bu arada  Suriye topraklarında uzun vadeli bir askeri varlık bulundurmak için gerekli siyasi zemini ve alt yapıyı hazırlaması;

- Suriye'deki barış görüşmelerini ABD ve BM'nin kontrolünden çekip alarak Tahran'la birlikte Astana forumunda Esad yanlısı bir platforma oturtması;

- Uluslararası petrol piyasalarında fiyat istikrarının sağlanması için Afrika ülkeleri üzerindeki nüfuzunu kullanarak ve Suudi Arabistan'la işbirliği içinde petrol ihracatına kota uygulamasının getirilmesini sağlaması;

- Başta Türkiye, Suudi Arabistan ve Hindistan olmak üzere, S-400 hava savunma sistemi için, ekonomik ve stratejik çıkarları çok değişik ülkelerden oluşan uluslararası bir pazar yaratması ve bunu, bunalımdan çıkamayan ekonomisini döndürmeye devam etmek için bir destek platformuna dönüştürmesi;

- Orta Doğu'da çatışma içinde olan, israil, Suudi Arabistan ve İran dahil, tüm güç odaklarıyla diyaloğu ve diplomatik temasları koruyup geliştirerek bir ağırlık merkezi oluşturmayı becermesi;

- Kuzey Afrika'da başta Mısır ve Libya olmak üzere ABD nüfuzunun aşındığı ülkelerde belirli düzeylerde diyalog kurarak veya ittifaklar oluşturarak yeniden nüfuz kazanması;

- Ve nihayet Çin'le işbirliği içinde ABD dolarının uluslararası rezerv para statüsünün altını oyacak ticari düzenlemeleri hayata geçirmeye başlaması.

Asıl soru, Putin'in 2018'de bu kazanımları ne kadar koruyabileceği ve bunların üzerine yeni başarılar ekleyip ekleyemeyeceği.

2018 ilkbaharında yapılacak seçimlerde Putin'in yeniden devlet başkanlığına seçileceğinden hiç kimsenin kuşkusu yok. Ancak seçimlerden sonra Putin hem iç politikada, hem dış politikada yeni hamleler için para bulmak zorunda.

AB, Kırım'ın ilhaki nedeniyle Rusya'ya uyguladığı ekonomik ambargodan kolay kolay vazgeçeceğe benzemiyor, ancak bu ambargonun Almanya dahil, üye ülkelerdeki ekonomik çıkar grupları tarafından pek de hoş karşılanmadığı sır değil. AB içindeki siyasi sorunların bu ambargonun delinmesine yol açacağı beklenmemekle birlikte, Rusya'nın AB içindeki aşırı sağ gruplarla işbirliğini derinleştirme ve özellikle Doğu Avrupa'daki Brüksel karşıtı hükümetlere mavi boncuk dağıtma yoluyla eski kıtada yeni ittifaklar arayışı içinde olması beklenmeli.

Muhtemelen seçimi kazandıktan sonra 2018 yılı içinde Putin'in ABD Başkanı Trump'la bir zirve toplantısı yapması bekleniyor. Bu zirveden neler çıkacağını tahmin etmek güç, ancak Putin'in elinin altında Trump'ın kirli çamaşırlarını belgeleyen bir dosyanın varlığına ilişkin spekülasyonlar artık genel bir kabul görmeye başlamışsa da, Rusya liderinin bunu nasıl kullanacağı hala bir muamma olarak duruyor.

Uluslararası petrol piyasalarındaki fiyat istikrarını korumak için uygulanan ihracat kotalarına ilişkin anlaşmanın 2018 yılı içinde sona erdirilmesi halinde Rusya'nın bundan olumsuz olarak etkileneceği kesin, ancak Rusya Merkez Bankası 2017 boyunca sürekli olarak altın satın alarak değerli maden rezervlerini artırdı. Gelecek yıl içinde patlak verebilecek küresel bir ekonomik bunalımda, Moskova doların egemenliğine ağır bir darbe vurmak için Çin'le birlikte altın standardına dayalı bir uluslararası ticaret düzenine geçiş için adımlar atmaya başlayabilir.

Bunun yanısıra, eski Sovyet cumhuriyetlerinin 2017 yılında olduğu gibi, 2018 yılında da büyük ölçüde Moskova'nın dümen suyunda gideceğinden kuşku duymak için bir neden görünmüyor.

Orta Doğu:  İslam Devleti'nin Irak ve Suriye'den tamamen sökülüp atılmasıyla ortaya çıkan boşluğu İran ve İran yanlısı silahlı ve politik güçlerin doldurduğu Orta Doğu'da, Tahran'ın nüfuzunun daha da güçlenmesinin önünde hiçbir engel yok gibi görünüyor. Üstüne üstlük, Suudi Arabistan'ın deneyimsiz veliaht prensi Muhammed bin Salman'ın, sözüm ona Tahran'ın etkisini kırmak için Katar'a ambargo uygulayarak, Doha'nın İran'a daha da yakınlaşmasına neden olmak gibi hatalar yapması da, İran'ın ekmeğine yağ sürüyor.

Lübnan'daki Hizbullah örgütünün üzerindeki kontrolü ve Suriye'de Esad yönetimi ile Irak'taki Şii hükümet üzerindeki nüfuzuyla, Tahran'ın Basra/Fars Körfezi'nden Akdeniz kıyılarına uzanan bölgedeki bütün siyasi gelişmeleri yönlendirme gücünü tehdit edebilecek tek dış güç ABD'nin desteğindeki İsrail.

Ancak, Trump'ın, Kudüs'ü İsrail'in ebedi başkenti ilan ederek Amerikan büyükelçiliğini  Tel Aviv'den bu kente taşıyacağını ilan etmesi, paradoksal bir şekilde İsrail'in de ABD'nin de elini kolunu bağlamış durumda. Şöyle ki, Trump'ın Kudüs'e ilişkin kararı uluslararası kamuoyu tarafından şiddetle kınandı ve kabul edilemez olarak nitelendi ve bu tutum BM Genel Kurulu'nda tarihi bir oylamayla kayda geçirildi. Bu aşamada, İsrail'in Tahran'a karşı herhangi bir gerekçeyle askeri bir operasyona girişmesi, Yahudi devletinin tüm uluslararası kamuoyu tarafından daha da soyutlanmasına neden olabilir.

İran'ın bu derecede güçlü göründüğü bir siyasi konjonktürde, 2017'nin son bir kaç gününde İran'da başlayan yönetim karşıtı protesto gösterilerinin ne kadar kendiliğinden gelişen bir hareket olduğu sorusu da akıllara gelmiyor değil.

Mısır'ın Arap dünyasındaki önderlik konumu Arap Baharı ve ardından gelen iç siyasi sarsıntılar sonucu önemli ölçüde aşınmış durumda. Mısır'ın yitirdiği önderlik rolünü çek defteri diplomasisiyle üstlenmeye çalışan Suudi Arabistan'da, veliaht prensin, ne kadar düşünülüp planlandığı çok tartışmalı kararları iç istikrarı da tehdit eder boyutlara gelebilir. Ayrıca S. Arabistan'ın Yemen'deki İran yanlısı Hutilere karşı sürdürdüğü, ABD destekli acımasız savaşta binlerce sivilin bombalar, açlık veya hastalıktan ölmesi, Riyad rejimine karşı uluslararası kamuoyunda tepkilerin artmasına yol açıyor.

Arap Baharı'nın merkezi devlet yapısını tamamiyle çökerttiği Libya'da ise, BM tarafından tanınan, ancak otoritesi ülke topraklarının ancak bir bölümünde geçerli olan hükümetin 2018'de kontrol ettiği alanı genişletebilmesi ise çok zor görünüyor.

Cengiz İzmirli (mahlas)

İlk bölümü okumak için tıklayın

İkinci bölümü okumak için tıklayın