'İsmail Saymaz'ı linç etmek'

08 Ocak 2018 Pazartesi  |  GÜNLÜK

Hürriyet Okur Temsilcisi Faruk Bildirici, gazetenin muhabiri İsmail Saymaz'ın bir haberine yöneltilen tepkileri mercek altına aldı:

"İsmail Saymaz imzalı "Telefonda linç itirafı" manşeti, Ulaş Yurdakul adlı mahkûmun cezaevinde dövülerek öldürülmesini konu alıyordu.

Cinayeti işleyenin sekiz koğuş arkadaşının olduğu, mahkûmlardan birinin annesiyle yaptığı telefon konuşmasındaki itirafı sayesinde ortaya çıkmıştı.

Bu manşetin yayımlandığı 29 Aralık günü Evrensel gazetesi muhabiri Cansu Pişkin, "24 Aralık'ta aynı haber Evrensel'de çıktı. Habercilik etiği sizlere ömür" diye bir tweet attı. Pişkin, Hürriyet'in haberinde mahkûmun itirafının daha ayrıntılı yazılması dışında yeni bir şey olmadığını da öne sürdü.

Ardından başka isimlerin de suçlamaları üzerine İsmail Saymaz ile konuştum, konuyu inceledim. Haberin öyküsü, cezaevinde öldürülen Ulaş Yurdakul'un annesi ile avukatı Hakan Günaslan'ın, 23 Aralık'ta İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi'nde basın toplantısı yapmasıyla başlamış.

Basın toplantısını dört gazeteci izlemiş, avukatın açıklamaları aynı gün Mezopotamya Ajansı, EHA ve Evrensel gazetesinin internet sitesinde yayımlanmış. Ertesi gün de Evrensel'de "Cezaevinde idare eliyle infaz iddiası" başlığıyla haber olmuş.

Avukat Hakan Günaslan, dosyayı aynı gün e-posta ile İsmail Saymaz'a da iletmiş. Dosyayı inceleyen Saymaz, "telefondaki itiraf" üzerinde yoğunlaşmış; haberi de ses kaydını bulduktan sonra yazmış.

Zaten iki gazetenin haberi arasındaki en önemli fark, bu ses kaydı konusunda.

Evrensel'in haberinde bu telefon konuşmasıyla ilgili olarak avukatın açıklamasında yer alan bir cümlenin aktarılmasıyla yetinilmiş. Hürriyet'te ise telefon konuşmasındaki itiraf haberin odağında. Ayrıca ses kaydı bulunmuş ve konuşmanın deşifresinin tümüne haberde yer verilmiş.

Kısacası, cezaevindeki linç olayı bir basın toplantısı. Pişkin'in özel haberi değil. O nedenle suçlaması da dayanaksız, haksız. Üstelik Hürriyet, dosyayı işleyerek, haberi daha farklı ve çarpıcı bir açıdan görmüş.

Cansu Pişkin'in ikinci iddiası, Ulaş Yurdakul'un "altını ıslattığı için öldürülmediği". Bu konuyu da inceledim. Soruşturma dosyasında sekiz mahkûmun ifadesi yer alıyor. Bunlardan yedisi Yurdakul'un "Psikolojik sorunları olduğunu" ve "altını ıslattığını" söylüyor; sadece Mehmet Alkan adlı bir hükümlü, "uyku ilacı verildiği için altına işiyordu" diyor.

Cezaevindeki eziyetin Yurdakul'un "Batmanlı" olmasıyla ilgisi olduğuna dair yeterli veri yok. "Batmanlı" ve "terörist" sözcükleri sadece telefon konuşmasında geçiyor. Avukat Günaslan da Yurdakul'un psikolojik sorunları olduğunu, hastaneye sevkini istediklerini söylüyor. Bu verilere dayanarak, Yurdakul'un cezaevinde sürekli dövülmesinin bahanesinin "psikolojik sorunları" ve "altını ıslatması" olduğu söylenebilir; nitekim Hürriyet'in haberinde ve iç sayfadaki başlık ile spotlarda böyle aktarılmış. Keşke ilk sayfadaki spotta da sadece "altını ıslatması" öne çıkarılmasa ve "Hürriyet özel" logosu konulmasaydı.

Ama önemli olan, cezaevindeki dayak ve işkencenin, bir mahkûmun görevlilerin bilgisi dahilinde linç edilmesinin gözler önüne serilmesi. İnfaz koruma memurlarıyla ilgili takipsizlik kararının kaldırılması ve cezaevine müfettiş gönderilmesi, bu haberin başarısıdır. Saymaz'ı sosyal medyadan ağır ifadelerle suçlayanların Hürriyet'in insan haklarıyla ilgili böyle bir haberi manşete taşımasını, alkışlamalarını beklerdim. Ayrıca eleştirirken gösterdikleri cömert tavrı, özeleştiri için göstermelerini de..."

Yazının tamamını okumak için tıklayın