Medya özgür olmazsa...

18 Ocak 2018 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Hollanda, Almanya, İtalya, Fransa, Belçika vb. gibi ülkelerde iç politikayı anlamak isteyen kişi, medyanın ne kadar özgür olduğunu bilmek, kavramak zorundadır.
 
Medyanın, diğer deyişle basının özgür olmayışı, ya da baskı altında tutulması, veya kendilerine uygulanacak olası yaptırımlara maruz kalma kuşkuları, o ülkelerde demokrasinin olmadığının habercisi olduğu gibi, iktidardaki siyasetçiler için de sonun başlangıcıdır.
 
Çevremdeki insanları gözlüyorum, televizyonları izliyorum, gazetelerde yer alan yazıları okuyorum, okuduklarımı aklın mahkemesinde yargılıyorum, vardığım sonuç:
 
- Korku, endişe...
 
- Ya beni de alırlarsa!
 
Kimi zaman bir toplum çıldırabilir, bu çılgınlığın dışavurumu çeşitli biçimlerde olabilir. 
 
Temsil; Hitler'in Propaganda Bakanı Goebbels'in basına uyguladığı yaptırımlar çılgınlık değil miydi?
 
Muhalif gazetelerin yazar-çizerlerini hapse attırmış, çok sayıda gazeteyi, ya satın alıp yandaş yapmış, satın alamadıkları gazeteleri kapatmamış mıydı?
 
 Kimi zaman, en yaşamsal alanlarda bile bir ülke halkının büyük çoğunluğu doğruyu bulmakta, zorlanır. Yüreğinde doğruları sezinlese de, konuşamaz, söyleyemez, yazamaz.!
 
2. Dünya Savaşı'nda Almanya, Fransa, Hollanda basını, Belçika basını Nazi işgalinde tırsmadı mı?
  
Kimi okuyucular şunu diyebilir:
 
- Yahu kardeşim! O yazdıkların savaşlar sırasında olmuş, yaşanmış, bitmiş olaylar, Ülkemizde yaşananlarla  ne ilgisi var?
 
- İlgisi var! Bal gibi var...
 
Hangi koşullarda olursa olsun, hangi nedenlerle olursa olsun, her iki durumda da basına uygulanan baskı, haksızlıklara başkaldırışın önlenme girişimi değil mi?
 
Yılların gazetecisi, Posta yazarı Yazgülü Aldoğan, dün, sosyal medyada twitter hesabından, adını vermek istemediğim bir siyasetçiye cevap vermiş, diyor ki:

- Çok daha fazlası var, masamızın üstü, KHK mağdurlarının mektuplarıyla dolu, ne adalet var, ne mağduru dinleyen. Yaz demesi kolay, sonra hiç yazamazsın.
  
Kaldı ki; Yazgülü Hanım, (en azından benim bildiğim, bir zamanlar aynı gazetelerde çalıştığım) böyle diyorsa, bu kadarını yazabiliyorsa oturup iyice düşünmemiz gerekmiyor mu?
  
Kartacalı politikacı, general Hannibal:
 
- Başka yolu yok bu işin. Ya bir yol bulacaksın, ya bir yol açacaksın, der.
 
 Peki, başka bir yol bulan var mı?
 
Olmaz olur mu?
 
İsimlerini vermeme gerek yok, sürüsüne bereket...
 
Ne var ki, çoğu ters yolda son sürat giden acemi sürücü gibi...
 
Temsil:
 
Kimliğinde gazeteci görünen, ama kendini polis, savcı, yargıç, hakim sananlar var...
 
- Sallandıracaksın camdan aşağı, ıslak havlu kullanacaksın, diyenler var...
 
Kabataş yalancılığı tescillenmiş, ama başka bir kanalda program verilerek ödüllendirilmiş olanlar var....
  
Hangisini yazacaksın, var oğlu var...
 
Biz dönelim yukarıda örneğini verdiğimiz Hannibal'a:
 
- Başka yolu yok bu işin. Ya bir yol bulacaksın, ya bir yol açacaksın.
 
Gelelim demek istediğimizin özüne:
 
- Bir ülkede basın özgür olmazsa, o ülkede ne demokrasiden, ne de insanların özgürlüğünden söz edilebilir.