Uçak kazalarını bir de böyle okuyun...

20 Ocak 2018 Cumartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Arka arkaya gelen uçak kazaları, başka korkuları da birlikte getiriyor.

Önce Pegasus Havayollarının Trabzon kazası, ardından Hava Kuvvetleri'nin Casa tipi uçağıyla yaşanan ve iki pilot ile bir teknisyenimizin şehit olmaları ile sonlanan acıklı kaza

İki kazanın ortak yanı, ikisinde de pilotaj olasılığından söz edilmesi.

Pilotların durumunu anlamak için önce son yıllarda yaşadıklarını yakından bilmek gerekir.

Bu konuda, üç yıl önce ODATV'de yazdığım (01.03.2015), "Pilotlar Gizlice Uçmak İstemediğini Söylüyor" başlıklı yazımdan bazı notlar aktarayım;
  
"AKP, Hava Kuvvetlerimizde KUMPAS operasyonlarını başlattığında çok korkmuştum Çünkü, uçuşa çıkacak pilotların psikolojilerini etkileyecek her şey, onların güvenliğini tehlikeye atabilir... Komutanları inanılmaz suçlamalarla içeri atılırken, bir savaş pilotunun ruh sağlığının etkilenmemesi söz konusu değildir!"

Bu yazıyı Malatya'da düşen RF-4 uçağı nedeniyle yazmıştım. Yazıyı da şöyle bitirmiştim;

"Bu kazanın kaza-kırım raporu ne derse desin, AKP yönetiminin TSK'da yaptığı yıkımlar, bu kazanın en azından- nedenlerinden biri olarak vicdanlarda sorgulanacaktır."

İşte şimdi yine aynı noktadayız.

Önümüzdeki iki kazayı, pilotluk mesleğinin yerle bir edilmesinin yarattığı psikolojik ve mesleksel travmalardan yola çıkarak biraz irdeleyelim;

1- Kumpas davalarının yarattığı büyük kırılganlık sırasında- zorunlu hizmetin 2012 yılında, 15 yıldan 12'ye indirilmesinden de yararlanarak- çok sayıda jet pilotu ordudan ayrılmak zorunda kaldı. Sadece o yıl, 110 jet pilotu TSK'dan ayrıldı. AKP'nin iktidara geldiği 2003 tarihinden, 2013 yılına kadar olan Kumpas döneminde toplam 291 jet pilotu ayrıldı. Bunların çoğu sivil hava yollarında iş buldu.

2- 15 Temmuz darbe teşebbüsünden de en çok Hava Kuvvetleri etkilendi. 100 kadarı F-16 pilotu olmak üzere, çok sayıda pilotun TSK ile ilişiği kesildi. Bunların önemli bir bölümünün FETÖ üyesi olduğu kanıtlanmışsa da en az yarısının Atatürkçü yurtsever subaylar olduğu şeklinde yaygın bir kanaat vardır.

Hava Kuvvetlerini 'kartal' olmaktan çıkararak bir 'karga' haline getirenlere sesini çıkartmayan, emir kulu Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile onun emir vericisi, pilotsuzluk nedeniyle uçaklarımızın kalkamaz olduğunu görünce, bu kez başka bir tehlikeli işe kalktılar.

Küstürerek ve hatta ittirerek Hava Kuvvetleri'nden dışladıkları eski jet pilotlarını, KHK çıkararak zorla yeniden Hava Kuvvetleri'ne döndürdüler. Ve bunların en az 4 yıl jet pilotu olarak çalışmalarını zorunlu kıldılar. (dönmeyenlerin, pilotluk ruhsatlarını 4 yıl süreyle iptal kararı aldılar.)
İşte asıl sorun da burada başladı.

BİR PİLOTUN ANLATTIKLARI

Şimdi bu konuda, Kumpas yıllarında Hava Kuvvetlerinden ayrılarak bir sivil hava yolunda kaptan pilot olarak çalışmaktayken, KHK ile yeniden jet pilotu yapılan bir pilotu dinleyelim;

"Hava Kuvvetleri'nde uçarken, komutanlarımız kurulan kumpaslar sonucu içeri atılmaya başlayınca, bütün keyfimiz kaçmış, hiçbir jet pilotu arkadaşım uçmayı istemez olmuştu. Ben de ilk fırsatta ayrılarak özel bir havayoluna geçtim. Eşime İstanbul'da iş buldum, çocuklarımı da iyi bir okula yerleştirdim.

Düzenimizi kurmuşken, yıllar sonra çıkarılan bu KHK ile bizi yeniden jet pilotu yapmak için geri çağırdılar.

Oysa yıllardır jet kullanmamış bir kişiyim. İki yıl içinde jet kullanmamış bir kişi, hiç kullanmamış sayılarak sıfırdan eğitime alınır. Bizi de böyle bir eğitime aldılar.

Şehir değiştirmemiz nedeniyle çocuklarımın eğitim düzeninin alt üst olması, eşimin işten ayrılarak benimle gelmek zorunda kalması ve maaşımın neredeyse yarıya inmesi bir yana, yeniden almaya başladığımız eğitim döneminde yaşadıklarımız göz ardı edilecek şeyler değil. Bazı tehlikeler adeta geliyorum demektedir;

1- Bizim gibi deneyimli pilotları kaybeden sivil hava yollarında önemli bir uçuş zafiyeti ortaya çıkmakta ve havayollarında korkulu olaylara davet çıkarılmaktadır. Bizden doğacak açık yabancı pilotlarla giderilmeye çalışılsa da onların yetenekleri her zaman tartışmalı olacaktır.

2- Yeniden başladığımız jet pilotluğunda da zor durumdayız.  Yeniden başladığımız eğitimde bize bu eğitimi verenler, bizim daha önce eğitim verdiğimiz öğrencilerimiz. Bizi rütbe olarak olmamız gereken düzeye çıkarmışlarsa da pilot eğitimi sırasında rütbenin anlamı kalmaz. Eğitimi veren subay daha önce öğrencimiz bile olsa- en küçük bir yanlışımızı düzeltmek zorundadır.

Ne saygınlığımız ne özgüvenimiz kaldı. Üstelik geleceğimiz hakkında da bir plan yapma şansımız yok.

Bu psikoloji içinde hava kuvvetlerinde hakkını vererek jet pilotluğu yapamayacağımız gibi, zararlı olma şansımız bile vardır.

Çünkü, özgüveni yetersiz ve psikolojisi bozuk bir jet pilotu, havada yaşanabileceği kırılma anlarında sağlıklı bir karar verme şansına sahip değildir."

ATATÜRKÇÜLER DE VAR MI?

Konuştuğum pilota şunu sormuştum;

"Siz filoda uçarken, çevrenizde FETÖ'cülerin var olabileceğini düşünüyor muydunuz?"

"Elbette kuşkulandıklarımız vardı," diye yanıtladı. "Ancak, 15 Temmuz'dan sonra atılan ya da tutuklananları görünce şaşırdım. Çünkü bunların arasında Atatürkçülüğünden kuşku duymadığım subaylar olduğunu gördüm. Bana göre, FETÖ yüzünden bazı Atatürkçüler de yanmış olmalı!"

AKP önce Fehtullah Gülen ile el ele vererek KUMPAS davalarını başlattı. Bu yolla önemli bir darbe yiyen jet filolarımız, FETÖ kalkışması sonucu

Hava Kuvvetleri'nden ayrılmak zorunda kalanlarla da uçamaz hale geldi.

Bu çıkmazdan kurtulmak isteyen yöneticiler, kaş yaparken göz çıkarıyorlar gibi bir durum var!

Hem, sivil havacılık sektörünü deneyimsiz ve ne oldukları belirsiz ithal pilotlara bırakmış oluyorlar...

Hem de 220 eski jet pilotunu sivil havacılıktan koparıp Hava Kuvvetleri'ne yeniden monte etmeye çalışarak, başka tehlikeleri de davet etmiş oluyorlar...

Yaşadığımız iki şanssız kazanın birincil nedeni elbette bunlar olmayabilir.

Ancak, psikolojisi bozulan bir pilotun havada hangi tehlikelerle yüz yüze geldiğini bilen bir uçuş doktoru olarak, bu tehlikeye herkesin dikkatini çekmek istedim.

Not: Bu yazım daha önce odatv'de yayınlanmıştır.