Savaş oyun değildir

28 Ocak 2018 Pazar  |  SERBEST KÜRSÜ

Bak canım kardeşim. Bak sevgili meslektaşım.

Bu satırların yazarı, 40 yıldır bu mesleği icra etmiş, zaman zaman çatışma bölgelerinde de bulunmuş, askeri konulara da ilgi duyan ve naçizane belli bir bilgi birikimine sahip.

Bu satırların yazarı aynı zamanda canlı yayın heyecanını "iliklerine kadar" hissederek belki de binlerce saat yayın yapmış ve o işin ne kadar keyifli ve "tadına doyulmayan" bir şey olduğunu da en az sizin kadar bilen biri.

Ama aynı zamanda, gazetecilik ile insan yaşamını gerektiğinde anlık, günlük hassas terazilere koymasını da 40 yılda öğrenmiş biri.

Bak ne diyeceğim:

Ekranda, Burseya Dağı'ndaki çatışmaları canlı yayında bize adeta bir bilgisayar oyunu gibi gösteriyorsun. "Bakın, şuradan bizimkiler ateş ediyor... Bakın, onların sığınağı da şurada... Bakın, bizim zırhlılar şuradan ilerliyor... Bakın bizim havanlar da şuradan atış yapıyor..." diye anlatıyorsun.

Harika televizyonculuk olayı. Müthiş. Canlı yayın noktasında o an bulunmanın paha biçilmez şansı... Keşke ben olaydım orada.

İyi güzel de..

Bu yayınları PKK'lılar ve onların "Kurmayları" da izliyor. Sen, bizim askerlerimizin ateş ettikleri ve ilerledikleri noktaları, araçlarımızın bulundukları yerleri, canlı canlı onlara da bildirmiş olmuyor musun? Savunan teröriste bildirmesi an meselesi.

Benim "Sansür, oto sansür, gizleme, saklama vs..." gibi konulardaki düşüncelerimi herkes bilir. Ama, biraz daha sorumlu olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin hayatını riske atmasak?

Çek o gürüntüleri, çatışmanın sonunda göster. Evet, canlı yayın bambaşka "lezzeti" olan bir şey.. Ama burada, askerlerimizin yaşamı söz konusuysa, o "lezzet"ten feragat etmen gerekmez mi?

Bak, tekrar söylüyorum. Sokaktaki adam değil bunları yazan. 40 yıllık gazeteci, yayıncı, televizyoncu, canlı yayın hastası, haber (nası desem?) manyağı bir adam.

Bunu düşünerek oku.

Zafer Arapkirli