Aykut Kocaman'ın dünyası

29 Ocak 2018 Pazartesi  |  MENTOR

Koskoca bir camia, 25 milyon insan iki kişinin oyuncağı olmuş ve hiçbir refleks gösteremiyor. İnsan umutsuzluğa kapılıyor.

Trabzonspor'un Fenerbahçe'ye karşı çok ciddi psikolojik ezikliği var, basketbol yöneticilerinin de bu sezonki maçtan sonra itiraf ettiği gibi; "Fenerbahçe güçlü camia bizi her alanda eziyor, ezer" diye düşünüyorlar. 

Trabzonsporlu futbolcular bu psikoloji ile maça çıkmıştı, resmen ayakları titriyordu ve bu strese engel olup futbol oynayacak halleri falan yoktu.

Fakat Fenerbahçe'nin "empati" yapma yeteneğinden yoksun bir hocası var, diğer insanların yaşadığını, düşündüğünü, hissettiğini, zayıflıklarını, güçlü yönlerini kısacası diğer insanları anlayamıyor, zaten bunu da kendini tanımlarken sıkça ifade ediyor, "Ben bildiğimi yaparım" diyor.

Bir parantez açmak gerekirse; empati yani diğer insanları anlayıp ona göre davranma becerisi yaşamdaki başarını en önemli unsurlarından biridir.

Tanımlanmış riskler alıp bunları yönetme, sosyal etkileşimin gücünü ifade eden "networking", yani başka insanlara insani yakınlığını kullanarak iş yaptırma becerisi gibi.

Maalesef Fenerbahçe'nin hocası tüm bu bilimsel gerçekleri tanımlanmış başarı formüllerini reddedecek kadar gerçeklerden ve bilimden kopuk ve uzak.

"Kim ne derse desin ben bildiğimi yapmaya devam edeceğim" diyor...

Gol atma isteğini bir tür gereksiz risk alma olarak görüyor...

Oyuncuları ile ilişkileri selam verme düzeyinde ne onları ne de sahip oldukları becerileri anlıyor.

Sonuç; sahaya Trabzonspor'un bu zaafını değerlendiremeyecek korkak bir kadro ile çıktı, Trabzonspor'u cesaretlendirdi ve çok rahat alınacak üç puanın ikisini rakibe hediye etti. Elif ve Valbuena iyi oyunculardı neden ilk 11 başlamadılar, iyi oyuncu değillerdiyse golden sonra kurtarıcı olarak neden onlara sarıldın? 

Maalesef Fenerbahçe'nin Hocası gerçeklerle örtüşmeyen kendi hayal dünyasında yaşıyor ve bunu anlayamayacak kadar da az sosyal etkileşimi olan dar bir sosyal çevrede yaşamını sürdürüyor. 

Bir de sahada hallice bir Anadolu takımı haline dönüşmüş, geleneklerinden, değerlerinden, ilkelerinden ve taraftarından uzaklaştırılmış çirkin futbol sözünün bile yetersiz kaldığı bir futbol oynayan takımın defolarını örtmek için hakeme sığınan kanaat madrabazları var, onlara göre Fenerbahçe'yi yönetenlerin ve futbol takımındaki bu çirkinliğin tek sorumlusu olan teknik adamın tek bir suçu yok varsa yoksa hakem oysa Fenerbahçe'nin attığı tek golden önce elde ettiği korner bal gibi avut idi ama  önemi yok onların derdi Fenerbahçe değil.  

Utanma duyguları olsa utanın diyeceğim ama Fenerbahçe'ye "şikeci" diyen birinin bu sözü hala ortada iken bile parasına tamah edecek kadar kişisel saygınlığından uzaklaşmış insanlara ne diyebilirim ki? Ne desem utanırlar??

Bir Fenerbahçeli Fenerbahçe'ye "şikeci" diyen ve bundan pişmanlığını ifade etmemiş birinin parasını almaktan utanmazsa başka hiç bir şeyden utanmaz.