Muhafazakâr ama yenilikçi

07 Şubat 2018 Çarşamba  |  SERBEST KÜRSÜ

Geçenlerde haberlerde Rusya'nın uzak bir doğu kasabasında insanların iki ay sonra yeniden yüzünü gösterecek güneşin doğumuna tanıklık etmek için sıfırın altında 30 derece soğukta nasıl bekleştiklerine dair bir görüntü izlemiştim.

Emekli Büyükelçi Nabi Şensoy'un erken vedasıyla ilgili satırları okurken aklıma bu görüntü geldi. Salt Rusya bağlantısından değil elbette. Moskova'nın malum kış karanlığını, içinde bulunduğumuz ortamın sevgisizliği ve sevimsizliğinin pekiştirdiği bir dönemde karşıma çıkmıştı Nabi Bey. 

20. yüzyılın son yıllarında Moskova büyüleyici ama çetin bir kentti. Koskoca bir insanlık mirasının alkolik bir adamın arkasına saklanan kan emiciler tarafından göz göre göre parçalandığı, "fırsat pencereleri" açılırken, insanca yaşama dair umut pencerelerinin kapandığı bir Rusya manzarasının içindeydik ve manzaranın dışında duran bizler, içindekilerden daha iyi durumda değildik.

Nabi Bey, bu çirkin manzaraya dayanmamızı sağlayan nadir ışık kaynaklarından biriydi sanırım. Tavizsiz, ama uzun bir aradan sonra, çalışan olmanın ötesinde insan olduğumuzu hatırlatan bir yaklaşıma sahipti. Moskova'ya adım atar atmaz, dört elle Rusça öğrenmeye sarılması, işine ve ülkesine duyduğu sevginin yanı sıra bilgiye açlığının somut kanıtıydı. Uzun meslek hayatında yıllarca yakınından bile geçmediği çetin bir coğrafyada çok kısa sürede saygı ve takdir uyandırabilmesinin sırrı da buydu bence. Bir konuyu bilmediğini rahatlıkla kabul eden ama o konuyu öğrenemeyeceğini şiddetle reddeden bir adamdı Nabi Şensoy.

Abdullah Öcalan'ın, kıta büyüklüğündeki ve o sıra neresini kimin yönettiği belli olmayan Rusya'nın ücra bir havaalanına indiği ve dönemin Rusya'nın efsanevi Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Primakov'un, Öcalan'ı geldiği hızla paketleyip Rusya dışına gönderdiği heyecanlı günlerin Büyükelçisiydi Nabi Şensoy. "R"leri telaffuz etmeden dışa vurduğu öfkesi belleğimde capcanlı duruyor.

Dönemine göre yenilikçi ama neslinin muhafazakârlığından izler taşıyan, çabuk öfkelenen ama kötü niyet taşımayan, tekdir etmeyi olduğu kadar, takdir etmeyi de bilen, süslü ve dolambaçlı ifadelerden, yağcılıktan hoşlanmayan, eleştiri kaldırabilen bir yönetici olarak hatırlıyorum Nabi Bey'i.

"Burası devlet dairesi mi, Ulus'ta iş hanı mı kardeşim?" diyerek, çaycıların ortalıkta dolaşmasını yasaklayan, ne var ki, başını çektiğim, "Boston Çay Partisi"nden mülhem "Moskova Çay İsyanı" diye de adlandırabileceğim ufak çaplı bir direniş sonucu olgunlukla geri adım atabilen çok iyi bir yönetici ve her şeyden önemlisi çok iyi bir Fenerbahçeli olarak zihnimde yerini aldı Nabi Şensoy.

Tanıdığım dönemde sağlığına azami ölçüde dikkat eden, her fırsatta spor yapan Emekli Büyükelçi Nabi Şensoy'un çağımız için çok erken sayılabilecek bir yaşta hayata veda etmesi ne kadar talihsiz ise, Sevgili Aydın Sezer'in de aktardığı gibi, kendi neslindeki Büyükelçilerin neredeyse tamamının yürekten bağlı oldukları "Devlet'e küsülmez/Devlet'e meydan okunmaz" anlayışının geçerli olabilmesi için öncelikle ortada bir Devlet aklı olması gerektiğini yaşayarak öğrenmiş olması da bir o kadar üzüntü verici diye düşünüyorum.

Yakınlarının ve sevenlerinin başları sağolsun.

Umut Yılmaz (mahlas)