'Ortak çıkarlar yaratmalıyız'

23 Şubat 2018 Cuma  |  MG ÖZEL

Eski Moskova Büyükelçisi Halil Akıncı, Rusya ile ilişkiler konusunda Türkiye'nin en önde gelen uzmanlarından. Bir toplantı için Moskova'da bulunan Akıncı ile iki ülke ilişkilerini konuştuk...

- Rus-Türk hattındaki  "uçak krizi" artık geride kaldı. Geçmişe baktığınızda hangi hataları görüyorsunuz?

- Öncelikle Rusya ve Türkiye arasındaki ortak hususlardan bahsetmek lazım. İki ülke hem tarihi geçmiş hem de psikolojik itibarıyla birbirine yakın ülke. Dini meselelere gelince de, Ortadokslarla Müslümanlar birlikte yaşamayı bilirler. Ama mesela Katoliklerle Müslümanlar birbirleriyle yaşamasını bilmezler. Bu da birleştirici bir husus. İki ülkenin daima kendi gündemleri olmuştur. İki ülke de herhangi bir dış etkenden etkilenmeden kendi gündemlerini yaptıkları zaman ulusal çıkarlarını ön plana koymuşlardı. Evet Rusya ve Türkiye çoğu zaman savaştı, fakat barışçıl ve işbirliği yaptığımız zamanlar da az olmadı. İki ülke arasında ilişkiler son yıllarda gelişiyor. Fakat şu anda dengesizdir. İki ülkenin de ortak çıkarlar vardır, ortak çıkarlar olmayan yerlerde de ortak çıkarlar yaratmaları gerekir. İletişim kanalları daima açık olmalı. Uzun dönem hem Sovyetler Birliği hem de günümüz Rusya'sı ile ilgili dış ilişkilerde çalışan birisi olarak söyleyebilirim ki, iki komşu olarak aramızda daima krizler çıkabilir. Ama iletişim kanalarının açık olması lazım. En son krizde en büyük sorun iletişim kanallarının kapalı olmasıydı. 2009 yılında ÜDİK toplantısını başlattığımız zaman, Toplumsal Forumu'u da oluştururken üzerinde durduğumuz konu buydu: Devletler arası ilişkiler kopabilir, herhangi bir anlaşmazlık olabilir, ama Toplumsal Forum'un birbiriyle teması koparılmamalıdır. Son krizde ne yazık ki bunu yaşadık. Krizleri çözme alışkanlığımız vardır. Bugün herkes Suriye'den bahsediyor ama 1957 yılında da Sovyetler'le aramızda Suriye krizi vardı. Hatta Türkiye, Suriye'ye askeri operasyon yapmayı bile planlıyordu. Bu krizi 2 ay içerisinde hallettik. İki ülkenin çıkarlarının bilincinde olduğu sürece halledilemeyen bir tek kriz kalmaz. Ticari ilişkilerimizde de dengeyi kurmamız lazım. Biz nasıl Rusya'dan doğal gaz alıyorsak, Rusya da bizden çeşitli ürünler alabilir.

- Son zamanlarda şu tablo ile sık sık karşılaşıyoruz: Sorunlar olduğu zaman hemen iki ülke liderleri devreye giriyor, telefon görüşmesi yapıyor ya da yüz yüze görüşüyor. Böylece sorunlar çözülüyor. Peki ama tüm sorunların çözülmesi için mutlaka liderlerinin devreye girmesi mi gerekiyor?

- Öncellikle şunu ifade edeyim: Bu krizi çözdük ama çözüm yaklaşık 2 yılımızı aldı. Halbuki aramızda kurulan Toplumsal Forum'u iyi çalıştırmamız gerekirdi. Birbirimizle konuşmaz olduk. İkinci husus, eskiden bu kriz devletten devlete olurdu ve halktan bunu gizlerdik. Bugün ise halktan halka kriz haline geldi. Basın yoluyla millet birbiriyle konuşmaya başladı. Bunlar olacak şeyler değil. Geleneklerimiz olan iki eski devletiz, halkız. Bunları nasıl çözeceğimizi biliyoruz. Ne krizler geçirdik biz. Ama kimsenin bundan haberi bile yoktu. Genellikle bir sorun en alt kademeden başlar. En alt kademde anlaşırlarsa sorun yok. Yok anlaşma olmazsa orta kademeye çıkar, yine çözüm olmazsa devlet başkanlarına ulaşır. Mesela, anlaşmaları müzakere ettiğimizde biz böyleydik. Son 1-2 husus kalır, bunların detayları için devlet başkanlarının rahatsız etmezdik, zamanlarını almazdık. Çünkü onların kendi prestijlerini koruması lazım. Bir devlet başkanının ret cevabı alması doğru değil. Ret cevabı verilecekse daha aşağıdakine verilir ki, ileride karşı karşıya geldkleri zaman birbirlerine karşı bir kırgınlık hissetmesinler. Yani iki devlet arasında derinden bir sorun olmasın. Yani uzun vadede bir sorun olmasın, alt düzeydekiler anlaşamadı diye olay atlatılsın

- Domates konusunun ikili ilişkilerde fazla ön planda olması sizin de dikkanizi çekiyor mu?

- Domates domatestir. Buna büyük anlamlar yüklemenin gereği yok! Domates sanki ikili ilişkilerde büyük mesele gibi ortaya çıktı. Domates meselesi iki ülke ticaret mercileri arasında görüşülür, ticaret bakanlıkları arasında görüşülür. Dolayısıyla basında domates mesele yapılmaz. Mesele olmak için domates çok küçük kalıyor (gülüyor). Ayrıca bu, basının meselesi değil. Eskiden Sovyet basını gayet kontrollüydü. Türkiye'de ise basın daha özgür idi. Fakat şimdi ne oldu? Türk basını şimdi tamamıyla magazin basını oldu. Eğer devlet bir şey dediyse onun aşırısını söyleme başladı, iyice güdümlü oldu. Bugün basının derdi meseleyi çözmekten ziyade daha çok satmaktır. Bu nedenle de sorumsuz şekilde tahrik ediyorlar.

Fuad Seferov, Moskova