Metro kültürü

16 Mart 2018 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

Bizim memleketimize metro yeni geldi. O da metrodan ziyade raylı sistem gibi bir şey. 

Medeniyet seviyesi bizden daha yukarıda olan ülkelerde orta ve üst gelir gurubu ağırlıklı olarak metro, tren gibi ulaşım seçeneklerini tercih ederler.

Öyle her yere arabayla falan gitmezler. Hele hele şoförlü arabası olanlar illa ki çok zengin kesimden insanlardır, bizdeki gibi hava atmak için makam şoförü tutulmaz. Neyse, konumuz bu değil, metro kültürü.

Ben, Ankara'da yaşayan sade bir vatandaşım. Arabam olmadığı için (şirket de vermiyor) şehir dışından her gün merkeze metro+otobüs seyahatiyle gidip geliyorum. Ve her gün sayın halkımızın metro ile olan didişmesine tanık oluyorum. Her gün birilerine küfür edilir mi, ben ediyorum.

Çünkü, yaşları 18 - 80 arası kadın erkek, yani yetişkin olan herkes, metroda trene binerken çıkanların üzerine üzerine gelip, dışarı çıkmalarına engel oluyor. Ve her seferinde birileri (en başta ben) söyleniyor ama nafile. Tek dertleri var, yer kapmak. Oysa fizik diye bir bilim dalı var, aynı hacmi farklı kütleler işgal edemez!! Tren istasyona yaklaşırken başlıyor stres. Önce millet birbirinin önüne geçmeye başlıyor hafiften. Kapıların nerede açılacağını henüz ezberleyemediklerinden, tren durmaya yakın "ülen hangi kapıya dayansam" telaşı başlıyor. Tren durunca da hemen kapılar açılmıyor. Melih Gökçek'i kazıklamışlar mıdır nedir bilmem, önce tren duruyor, aradan 3-5 saniye geçiyor, ding diye bir ses oluyor ve sonra kapaklar açılıyor. İşte bütün hikaye o anda başlıyor. Dışarıdakilerle içeridekiler, bir camın ardından birbirleriyle göz göze gelmemeye çalışarak, kapı açılması için geçen 3 saniyede yer alıyorlar. Kasları adrenalinle doldurup, açılır açılmaz kenarlardan ittire kaktıra girmeye çabalıyorlar. Bu esnada içeriden çıkmaya çalışan zevat bir direnç gösteriyor haliyle. Ama o ısıtılmış koltukların cazibesi her seferinde dışarı çıkma eğilimne galip geliyor. 8-10 saniyelik bir temas sonucunda iki cephe önce birbirleriyle karışıp sonra ayrışıyor. Ama hikaye burada bitmiyor. İçeri giren güruh, yer beğenmek zorunda. Bunun için de 2 bilemedin 3 saniyeleri var. En revaçta olan yerler köşeler. Çünkü ya sağı ya da solu boş. Genelde, hanımların hemen yanına erkekler oturmuyor, tırsıyorlar. O yüzden de arada boşluklar oluşuyor, genelde birer kişilik. Sonra ikinci dalga geliyor ve tetris oynar gibi, o tek kişilik boşluklar da teker teker doluyor. Eğer  boşluğu dolduracak popo büyükse genelde sorun çıkıyor. Biraz ıkınmayla ve sert baskışlar arasında o popo da huzura eriyor. Sonrası her metro treninde olduğu gibi, uyuklamalar, yalandan kitap okumalar, akşam yapılmamış ödevleri copy paste ile yazmalar, karşı taraftaki kızlara kesik atmalar, ama en çok eldeki telefonlarda embesiller için geliştirilmiş oyunları oynamalar. Ben ya kitap okuyorum ya da sudoku oynuyorum. Genelde de ayakta gidiyorum çünkü ne zaman otursam illa ki yanıma , bana inadına sürtünmek isteyen bir erkek gelip oturuyor. Çoğunda ekşimsi bir koku da oluyor ve temas+koku kombinasyonu beni ayakta yolculuğa zorluyor. Arada güzel kızlar da oluyor tabii. Ama onlar da pek bir snop olduklarından güzelliklerini somurtkanlıklarıyla bozuyorlar. 

Bunu niye anlattım?

Bizim gibi, hala gelişmekte olan (bence yalan, geliştiğimiz falan yok, günü kurtarıyoruz) ülkelerdeki medeniyet seviyesini ölçmek için önce trafiğinde bir gün geçireceksin sonra da toplu taşım araçlarında yolculuk edeceksin. Zaten biri iyise diğerinin kötü olma şansı yok. Bizim memlekette her ikisi de feci durumda. 

Ve bunun tek sebebi en tepedeki zihniyet. O zihniyet neyse, halka da sirayet ediyor hem de yaşamın her yerinde...

Analizör