Litvanya gezi notları

17 Mart 2018 Cumartesi  |  MG ÖZEL

İster Taşkent olsun, ister Erivan isterse Kiev ya da Bakü, bütün eski Sovyet kentleri yollarıyla, binalarıyla, hatta mağazalarıyla birbirine benzer.

Ama Baltık ülkesi Litvanya'da sokakları gezerken Sovyetler Birliği'ni hatırlatan herhangi bir iz bulmak mümkün değil. Başkent Vilnius ya da eski başkent Kaunas, zaten gerçekte hiçbir zaman ait olmadığı Sovyetleri çoktan geride bırakmış, eskiden beri kültürünü benimsediği Avrupa ailesine katılmış. Dar sokaklarıyla, eski binalarıyla Vilnius da, Kaunas da Avrupa şehirlerine benziyor benzemesine ama sanki burası biraz Avrupa'nın "taşrası"na andırıyor.

Litvanya, diğer Baltık ülkeleri Estonya ve Letonya gibi 1939 yılında Stalin'le Hitler arasındaki gizli anlaşmanın sonucu Sovyet işgaline uğramış. İlk kez 1989 yılında gittiğim Estonya'nın başkenti Tallinn'de halkın Sovyetler Birliği'nden nasıl nefret ettiğini hemen farketmiştim. Kaldığım otelden gazetem Milliyet'e telefonla ulaşmam için bana saatlerde yardım etmeye çalışan ama başarısız olan görevli öfke içinde, "Neden bağımsız olmak istediğimizi anlıyorsunuz değil mi" demişti...

Sovyetlerin dağılmasında üç küçük Baltık ülkesinin de payı var: İşgali hiçbir zaman hazmedemeyen bu insanlar 1989 yılında Tallinn'den Vilnius'a iki milyon kişiyle oluşturdukları zincilerle bağımsızlık isteklerini haykırmıştı. 13 Ocak 1991'de, Vilnius'daki televizyon kulesini ele geçirmek için çıkan çatışmalarda Sovyet birlikleri 14 sivili öldürmüştü; yani Sovyetlerin o yıl sonunda dağılmasında Baltık cumhuriyetlerinde başlayan isyanın da rolü vardı. Dağılma sonrası 12 eski Sovyet cumhuriyeti Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) çatısı altında yeniden buluşurken, üç Baltık cumhuriyeti farklı bir yola saptı, kısa süre sonra üçü de Avrupa Birliği'ne (AB) ve dev komşuları Rusya'ya karşı kalkan olması için NATO'ya girdi.

Yaklaşık üç milyon nüfusa sahip Litvanya, diğer Baltık ülkelerinden farklı olarak neredeyse 800 yıllık bir devlet geleneğine sahip.

Vilnius'da sayılı saatler geçirdikten sonra bir saat civarında süren tren yolculuğuyla Kaunas'a geçiyoruz. Halkın ifadesiyle burası "Litvanya'nın en Litvanyalı kenti", yani nüfusunun neredeyse tamamı yerli. 300 bin nüfuslu kentte Ruslar son derece azınlıkta ama genel gözlemimiz baskı altında değiller, en azından kendi dillerini özgürce kullanabiliyorlar. Gençlerle İngilizce, orta yaşında üstündeki Litvanyalılarla ise Rusça anlaşmak mümkün.

Gittiğimiz tarihte kışın son günlerini yaşadığı için büyük ölçüde kar altında olan Kaunas, diğer Baltık kentleri gibi aslında yemyeşil.

Küreselleşen dünyada AVM modasından Kaunas da payını almış ama Akropolis en azından diğer yerlerden farklı bir mimariyle yapılmış. Alışveriş yapmak için olmasa bile değişik mimarisini görmek ve nefis kahvesini içmek için oradaki- ya da başka yerlerde de bulunan- Caffein'i ziyaret etmeye değer.

Yerel mutfağı denemek isteyenler için Kaunaslılar Forto Dvaras'ı ya da  Zalias Ratas'ı öneriyor. Bu küçük şehirde bir Yunan lokantası görmek hepimizi şaşırtıyor. Eğer biraya meraklıysanız burası tam size göre; "alus" adı verilen Litvanya birası leziz ve ucuz olması nedeniyle öneriliyor.

Sanat Müzesi, Savaş Müzesi, Şeytan Müzesi ve Kaunas Kalesi ilk anda görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Şansımıza, yılda bir kez yapılan panayıra denk düştüğümüz için kurabiyeden hediyelik eşyaya akla gelebilecek her ürününün satıldığı yüzlerce minik dükkandan oluşan açık hava pazarı gerçekten görülmeye değerdi, üstelik halk şarkılarının eşliğinde (sayfanın sonundaki videoyu izleyebilirsiniz). Bir diğer şansımız da, Litvanya'nın bağımsızlık ilanının 100. yılı nedeniyle düzenlenen dev bayraklı yürüyüşü görmemiz oldu.

Kaunas Teknik Üniversitesi'nde okuyan bir öğrenci dışında Türk vatandaşıyla karşılaşmadık ama bir hediyelik eşya satıcısı kadın "Muhteşem Yüzyıl" başta Türk dizilerini ilgiyle izlediklerini anlattı. Bir Rus taksi şoförü de, 61. yaşını kutlayacağı Nisan ayında eşiyle Antalya'ya gitmek istediğini söyledi.

Kendi halinde insanların yaşadığı alçak gönüllü, samimi bir yer Kaunas. Litvanyalılarla yapılan kısa sohbetlerden, asgari ücretin 400 euro (1920 lira) civarında olduğu ülkede küçümsenmeyecek sayıda kişinin geçim sıkıntısı çektiği sonucunu çıkarmak mümkün. Diğer Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında Litvanya'nın nispeten ucuz olduğu söylenebilir ama tabii bu tespit lira verip euro alanlar için çok da geçerli değil!

Kısa gezimizin sonunda Vilnius Havaalanı'na gitmek üzere üç arkadaş taksiye biniyoruz. 50'li yaşlardaki şoförümüz Dimants, Rus görünümlü olmamamıza rağmen kendisiyle Rusça konuşmamızdan meraklanıyor, nereli olduğumuzu soruyor. Hem gezmek hem de Jalgiris-Fenerbahçe basketbol maçını izlemek için geldiğimizi söyleyince galibiyet için bizi kutlayacağını düşünürken ağzından yüreğimize saplanan şu sözler dökülüyor:

"Kusura bakmayın, maçla ilgilecek halde değildim. Kasım ayında eşimi kaybettim. Bir kasım günü doğmuştu, bir kasım günü evlenmiştik, yine bir kasım günü onu kaybettim. Geçen yıl da kayınvalidemle baldızımı toprağa vermiştik"

"Başınız sağolsun..."demekten başka bir şey yapamıyor, sessizliğe gömülüyoruz.

Biraz sonra sessizliği yine Dimants bozuyor, 500 bin kilometredeki eski Passat'ının yerine bir Opel almak istediğini ama parasının yetmediğini anlatırken az önceki hüzünlü halinden biraz olsun sıyrılıyor.

Havaalanına gelince eşyaları indirmemize yardım ediyor, gülümseyerek hepimizin elini tek tek güçlü şekilde sıkıyor, herhalde hayatı boyunca bir daha karşılaşmayacağı üç yabancıya veda ediyor ve kendi hüzünlü dünyasına dönüyor...