Turgenyev-Tolstoy 'düellosu'

23 Mart 2018 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

Hani bazı kitaplar vardır, kitaplıktaki yerinde okumanız için sürekli göz kırpar. Ama bir türlü eliniz gitmez. İşte Babalar ve Oğullar böyle bir kitaptı benim için.  

Fakat bu defa zamanı gelmişti. Kitabı elime alıp şöyle bir karıştırdım. Yeni kitaplardaki o çok sevdiğim tutkal ve kağıt kokusu bu defa yoktu. Bunun yerine toza maruz kalmanın ve eskimişliğin getirdiği başka bir koku vardı.

Kitap hızlı bir şekilde bitmişti. Genelde diyaloglarla ilerliyordu ve akıcıydı. Başkahraman Bazarov adında, doğa bilimlerine meraklı, kültürlü, tartışmalarda genelde galip çıkan, nihilist bir tıp öğrencisiydi. Ancak sonunda inanmadığı aşka yenik düşüyordu. Bundan da bağımsız umulmayan bir son bekliyordu onu.

Romanda, az sayıdaki kahramanın günlük yaşama ve romanın ana dinamiklerine yerleştirilmesi genel olarak başarılıydı. Tartışılan konulardan biri de adına uygun şekilde eski kuşak ve yeni kuşak arasındaki farklar, gerilimler ve bakış açılarındaki uçurumlardı. Ayrıca, Rus kırsal hayatı, aşka bakış, kadın erkek ilişkileri, aile, soyluluk, köylülerin sorunları gibi konular da gündeme geliyordu.

Genel olarak bakıldığında yazarın çağdaşları olan Tolstoy ve Dostoyevski'nin romanlarındaki kadar çarpıcı olmamakla birlikte başarılı bir romandı.

Ayrıca romanın sonlarına doğru kurgu etkisini gösteriyor ve dramatik unsurlar sarsıcı olmaya başlıyordu.

Şaşırtan şeylerden biri yazarın hayatını incelerken karşılaştığım, çağdaşları Tolstoy ve Dostoyevski ile yaşadığı ciddi sorunlardı.

Tolstoy ve Dostoyevski ile Turgenyev arasındaki en önemli fark belki de şuydu: Hemen hepsi sanatçıların ve edebiyatçıların toplum hayatına ve sorunlarına duyarsız olmaması gerektiğini düşünüyordu elbette. Ayrıca hayatın anlamına ve amacına dair sorular ve sorgulamaları da sık sık görüyoruz hepsinde. Turgenyev için edebiyatın asıl amacı gerçekleri yansıtmak ve adaletsizliklere karşı eleştirel bir tavır almaktı.  Ama onun için asıl önemli olan sanatın kendisiydi. Sanat bir şeyi savunmak, toplumun sorunlarını sürekli gündeme getirmek ya da hayatın anlamına dair cevaplar bulmak durumunda değildi. Sanatın bazı unsurlarını ve yöntemlerini özellikle roman gibi yapıtlarda ortaya koymak ve gerisini de okuyucuya bırakmak yeterliydi onun için.

Konuya devam etmeden önce bir ayrıntıyı da gündeme getirmek istiyorum. Edebiyatta öykü ve roman arasındaki en önemli farklar; öyküde az sayıda kahraman olması ve zamanın kısalığı olarak ifade edilebilir. Romanlarda ise çok sayıda kahraman, bunların iç içe geçmiş hikayeleri, katmanlı bir anlatım, iyi bir kurgu ve önceden iyi bir plan söz konusudur. Hatta bazı romancılar sonu önceden yazar. Oysa öykü ele avuca sığmaz yaramaz bir çocuk gibidir. Oturup bir anda yazılabileceği gibi yazımı günler hatta aylar bile sürebilir. Bazı yazarlar öyküde de baştan iyi bir kurgu, sonun önceden yazılması gibi unsurlardan söz etse de öyküye hazır olunca başlanılması gerektiği ve başlangıçta bir plana gerek olmadığını dile getirenler de vardır. Aslına bakılırsa dil, içtenlik ve kurgu gibi konular roman ve öyküde birlikte geçerli olan önemli hususlardır.

Turgenyev ve Tolstoy arasındaki yaklaşım farklılığı biraz bu konuyla ilgiliydi. Tolstoy'a göre sanat eseri konuşma gibi içten gelen coşkunlukla kendiliğinden dökülüveren bir şeydi. Turgenyev ise işlediği tema ve motifleri titizlikle seçer, anlatılanlar arasında bir uyum arayarak bunları bağdaştırmaya çalışırdı. Ve başlangıçta iyi bir kurgu ve planı şart koşardı.

Turgenyev'in hayatıyla ilgili birkaç yazı okuyunca şaşırdığım şey şu oldu: Bu iki usta arasında bu gibi yaklaşım farklıkları yanında Batılılaşma konusundaki düşüncelerinden dolayı önemli bir gerginlik yaşanmıştı.

Turgenyev tam bir Batılılaşma taraftarıydı. Malum Dostoyevski buna kesinlikle karşıydı. Tolstoy ise Turgenyev'in bu konudaki yaklaşımını aşırı ve gereksiz buluyordu.

Turgenyev'in çok önemsediği Babalar ve Oğullar adlı romanını Tolstoy'a okutmak istediği, ona romanı heyecan içinde verdiği ama Tolstoy'un isteksiz ve kayıtsız kaldığını görünce sinirlendiği anlaşılıyor.

Sanatçılar arasında günümüzde de bazen sanat yaklaşımından zaman zaman da başka konulardan kaynaklı sorunlar ve belki de kıskançlıklar olabiliyor aslında.

Neticede 1861 yılında iki usta baş başa çay içerlerken Batılılaşma tartışması yüzünden büyük bir kavga çıkar. Hatta bu kavga öylesine ileri gitmiştir ki Tolstoy Turgenyev'i düelloya davet etmiştir. Ancak Turgenyev bir mektup göndererek düelloyu önlemiş ve bu olayın bir şekilde dondurulmasını sağlamıştır. Bununla birlikte iki yazar arasındaki dargınlık devam etmiştir. Ancak Turgenyev Tolstoy'a olan saygısını ve hayranlığını hiç kaybetmemiştir. Hatta Tolstoy'un bütünüyle yazmayı bırakmak istediği bir dönemde Turgenyev'in ona mutlaka yazmaya devam etmesi konusunda ricada bulunduğu söylenmektedir.

Turgenyev Tolstoy'dan yaklaşık on yaş büyüktür. 1818 yılında Rusya'nın Oryol şehrinde doğmuştur. Babası toprak sahibi varlıklı biridir ve onun iyi yetişmesine çabalamıştır. Turgenyev Moskova ve St. Petersburg'da öğrenim gördükten sonra Berlin Üniversitesi'nde öğrenimine devam etmiştir. Bu yıllarda Batı'yı daha iyi tanımış, oradaki düşünce akımlarını da inceleme fırsatı bulmuştur. Hegel felsefesine oldukça yakınlık hissetmiştir. Sonraki yıllarda ise önemli yazar ve düşünürlerle etkileşimi olmuştur.

Babalar ve Oğullar adlı romana o dönem gelen tepkiler Turgenyev'i hayal kırıklığına uğratmış. Kimileri nihilizme fazla pirim verdiği için onu eleştirmiş, kimileri de Rus soylularına fazla yüklenmesini gündeme getirmiş. Bunun üzerine yazar ülkeden ayrılmış ve hayatının son 22 yılını Avrupa'da geçirmiş. Bununla birlikte Rusya'ya olan seyahatlerinde saygı ve takdirle karşılanmış. 1883 yılında Fransa'da hayata veda etmiş yazar.

Turgenyev 19. yüzyılda altın çağını yaşayan Rus edebiyatının en önemli isimlerinden biri. Tolstoy ve Dostoyevski büyük yazarlar ama Turgenyev'e de hakkını vermek gerekiyor. Babalar ve Oğullar ile ilgili olarak ise son bir not şu olabilir belki de: Bu roman kahramanları ve konuyu önceden planlamanın ve iyi bir kurgunun da yeterince sarsıcı sonuç getirebileceğini gösteriyor aslında. İçtenlik, tema, beklenmedik gelişmeler romanın kendini yazdırması gibi olgular vardır ama romanlarda iyi bir kurgu da en az bu sayılanlar kadar önemlidir. Ayrıca yazar içinde olduğumuz ve etrafımızda akıp duran hayat nehrine sessizce dikkat çekmeyi başarıyor bu romanda.

Samih Güven

Yazının orjinalini okumak için tıklayın