13 köyden kovulan sivri dilli gazeteci...

24 Mart 2018 Cumartesi  |  MG ÖZEL

Bu sıralarda sosyal medyada eski bir söyleşi, hem de tam 23 yıllık bir söyleşi aniden popüler oldu. Söyleşiyi yapan "nevi şahsına münhasır", yani kendine özgü bir karakteri, tarzı olan "muzip" gazeteci Musa Ağacık. Konuştuğu kişi ise, söyleşi tarihinde, yani 1995'te Türkiye güzeli seçilen Demet Şener. Gazeteci Burhan Akdağ'ın arşivinden alınan söyleşi, o zamanlar Milliyet'in birinci sayfasında büyük ilgi çeken "Musa'nın Teybi" köşesinden. O söyleşide Şener, kitap okumasını hiç sevmediğini söylüyor ve "Türkiye'yi içten gelen bilgilerle tanıtabilirim. Kitap okumakla Türkiye'yi tanıyamam" diyor. Biz de bu fırsattan yararlanarak, "Musa'dan Beri" kitabının üçüncü baskısına hazırlanan Ağacık'la Medya Günlüğü için yaptığımız eski bir söyleşiyi yayınlamak istedik. İşte karşınızda Ağacık... 

Musa Ağacık adını duymayan herhalde yoktur. 30 yılı aşkın süredir medya içinde yer alan Ağacık gerçek bir "basın emekçisi". En önemli özelliği hiç beklenmedik anlarda, beklenmedik kişilere çoğu gazetecinin aklına bile getirmeye çekineceği soruları, hem de lafı hiç dolandırmadan sorabilmesi.

Karşısında 12 Eylül'ün güçlü generali Kenan Evren, Turgut Özal, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan, Aydın Doğan ya da Mihail Gorbaçov olması farketmiyor. Onun zeka ürünü, kimi zaman alaycı, cesur sorularından kaçabilen pek kimse yok. Sorduğu sorular ne kadar zor, hatta kimi zaman "uçuk" olabilse de muhatapları arasında ona saygı duymayan yok. Ama "sivri dili" aynı zamanda onun sık sık işsiz kalmasına da yol açıyor. Şimdiye kadar tam 13 yerden kovulan Ağacık, "Benim darbe koşullarında Evren'e sorabildiğim soruları bugün gazeteciler Tayyip Erdoğan'a sormaya korkuyor"diyor.

-Senin kamuoyunda asıl tanınman Milliyet'teki "Musa'nın Teybi" ile oldu. Nasıl başladı?

- Aslında kamuoyunda tanınmam Melih Aşık'ın yanında çalışmaya başlamamla başladı. Basının omurgalı isimlerinden Melih Aşık ile önce Güneş'te, (1 ay) sonra İstanbul Yeni Asır da (3 ay) 1986 yılından 1995'e kadar tam 9 yıl Milliyet'teki Açık Pencere sütununda birlikte çalıştık. Kamuoyu beni ilk önce Melih Aşık'ın Güneş, İstanbul Yeni Asır ve özellikle de Milliyet'teki Açık Pencere köşesindeki sorularımdan tanıdı. Ufuk Güldemir 1995-96 yıllarında Milliyet'e genel yayın yönetmeni olarak geldiğinde bana, "Çok iyi soru soruyorsun, senin Açık Pencere'de yaptığın bu ayaküstü röportajların çok ilgi çekiyor. Gel bunu birinci sayfaya taşıyalım"dedi. Ben o ana kadar Melih Aşık'ın yanında, yani "Açık Pencere"deyim. Melih Ağabey de bana, "Senin ünün artık bu köşeyi aşmaya başladı"diyor. Neyse, "Musa'nın Teybi" böyle başladı. Gazetenin birinci sayfasına çıkmaya başladım. İnanılmaz bir olaydı benim için. Kısa sürede büyük ilgi çekti. Her yaptığım röportaj birinci sayfadan yayınlanıyordu. Sadece okurlar değil, yabancı büyükelçilerin, diplomatların bile ilgisini çekiyordu Güldemir'e yabancı elçiliklerden tebrik faksları yağıyordu. Dış politika muhabiri arkadaşları fazla kimse tanımazken, ''Musa'nın Teybi''nden dolayı yabancı dil bilmediğim halde büyükelçiler beni ismen tanıyordu. Hatta bir Alman resepsiyonuna herkes koyu renk takım elbise giyerken ben kırmızı ceketle gitmiştim. Birand da bana biraz bozuk atmıştı ama Alman Büyükelçisi'nin eşi ceketimi çok beğendiğini söylemişti (gülüyor)

 -Amramowitz'le ilgili bir anın var...

-Evet! Sovyetler Birliği'nin 1989'daki 72. yıldönümü Ankara'daki Sovyet Büyükelçiliği'nde verilen resepsiyonla kutlanmıştı. O zaman Sovyet Büyükelçisi olan Albert Çernişev Sovyet Devrimi'nin son olarak kutlanan 72. yıldönümü resepsinonuna beni de davet etmişti. Amerikan Büyükelçisi Morton Amramowitz de oradaydı. Bizi tanıştırırken tercümanlar Milliyet'ten olduğumu söyledi. O da herhalde şaka olsun diye, "Milliyet'in adını hiç duymadım" dedi. Ben de bunun üzerine, "Eğer siz Milliyet gibi saygın bir gazeteyi duymadım diyorsanız bu burnunuzun boyunuzdan büyük olmasından ileri geliyordur" diyerek kendini beğenmiş olduğunu ima ettim. Hemen ardından da yine herkesin içinde, "Siz sorunuzu sordunuz, sıra bende, 'Sizin için CIA ajanı diyorlar, doğru mu' diye sordum! Çok bozuldu. Ben sözünü sakınan bir insan değilim... Neyse, ben kokteylden ayrılırken demin tercümanlarla konuşan Abramowitz bana Türkçe, "Sayın Ağacık" diyerek elimi öyle bir sıktı kı, parmaklarım kırılacak sandım! Hatırlarsanız, bir de Richard Perle vardı, Ankara'ya gelmişti. ABD Savunma Bakan Yardımcısı. Lakabı da "Karanlıklar Prensi"ydi. Bir seferinde de ona, "Siz 'Karanlıklar Prensi misiniz diye sormuştum. "Evet" demişti!

-Söz "Açık Pencere"den açılmışken, Melih Aşık'ı da kısaca anlatabilir misin?..

-Ondan çok şey öğrendim. Çok titiz, çok dikkatli, kılı kırk yaran bir adam. Diğer yandan birlikte çalışması zor bir insan, her şeyi üç kez tekrarlar. Ama bu zorluk mesleğe saygısından kaynaklanıyor. Onunla çalıştıktan sonra gazeteciliği titiz yapmaman mümkün değil. Çok iyi, içinde kötülük barındırmayan bir insan. Fenerbahçe Başkanı olduğu dönemde kendi kardeşi Metin Aşık'ı bile eleştirmekten kaçınmayan bir gazeteci Melih Ağabey. Şimdi böyle kaç tane gazeteci kaldı ki...

-Çiller'le ilgili çok anın olduğunu biliyorum. Birini anlatır mısın?

- 5 Nisan kararları alınmıştı. Çiller o kararların alındığı Ataköy'deki Holliday Inn Oteli'ne Michael Jackson gibi basın toplantısına dumanlar içinde falan çıktı. Tesadüfe bakın ki, o gün Milliyet'in manşetinde, gazetenin Washington muhabiri Turan Yavuz'un Çiller'in ABD'deki mal varlığıyla ilgili haberi vardı. Çiller o basın toplantısında dünyaca ünlü yatırımcıları Türkiye'ye davet ettiğini söyleyince, ben dayanamadım şöyle bir bir soru sordum:

- Sayın Başbakan, dünya para babalarını Türkiye'ye yatırım yapmaya çağırırken kendi malvarlığınızı yurtdışına götürmeniz çelişkili değil mi?

-Yani nasıl Musa'cığım?

- Sayın Çiller, siz Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak Amerika'da yatırım yapıyorsunuz. Sonra da yabancıların Türkiye'ye yatırım yapmasını istiyorsunuz. Siz kendi ekonomi politikanıza güvenmezken, eloğlu nasıl güvensin?

-Çiller bunun üzerine heyecanlandı: "Ay Musa'cığım, sen bizdensin, sana sonra vereceğim (cevabı kastediyor). Salonda gülüşmeler oldu.

 -Ben de bunun üzerine bağırarak sordum: Nerede ve ne zaman?

Güneri Cıvaoğlu, Nazlı Ilıcak, bana dönüp"Ayıp olmadı mı Musa Bey" dedi bana ama ben bir saygısızılık etmemiştim. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Türkçeyi iyi kullanamıyorsa suç benim mi? Korumalar da beni ite kaka dışarı attı (gülüyor) Halbuki ben Başbakan'a bir soru soruyorum, hakaret yok, küfür yok, saygısızlık yok..O da bana sonra cevap vereceğini söyleyince ben de açıklık getiriyorum, yerini ve zamanını soruyorum! Bu sırada ne kadar yağcı varsa bana saldırmaya başlıyor, insanın ağırına gidiyor.

Darbeci Evren ve darbe ürünü Özal'a sorduğum sorular nedeniyle Evren ve Özal'ın basın danışmanlığını yapan Ali Baransel, beni tam 9 kez korumaların elinden kurtardı. Ali Baransel benim babamın oğlu değil ama basın danışmanlığı yapacak kişi böyle olmalı, görevini iyi yapan, kendisine saygısı olan aynı zamanda saygıyı hak eden biriydi.... Oysa şimdikiler basın danışmanı değil, birer borozan, yıkamacı yağlamacı, birer zorba...

- Milliyet'ten nasıl ayrıldın?

- Ahmet Altan'ın "Atakürt" yazısıyla başlayan olaylarından ardından Ufuk Güldemir istifa etti. O gidince benim yazılarıma iki ay ambargo, sansür uygulandı, bir yerde faturayı bana kestiler. Bana bir tepki oluştu. Güldemir'in istifasından sonra "Musa'nın Teybi" uzun süre sayfaya konulmadı. Bu, benim için büyük bir yıkıntı oldu, bu sırada 10 yıldır hayatımı paylaştığım kız arkadaşımdan da ayrılmıştım, büyük bir depresyon yaşadım... Milliyet'in Doktoru Sabahhattin Koç, yaşadığım travmanın yakın tanığı ve de bir bakıma sağlığıma yeniden kavuşmamın da güvencesidir diyebilirim. Güldemir'in istifasından sonra Milliyet'in Genel yayın Yönetmeni olan Doğan Heper, bana, ''Musa, x... abiler, senin birinci sayfada yazmanı hazmedemediklerinden Aydın Bey'e şikayet ettiler, haberin olsun!'' dedi. Duyduklarıma inanamadım. Çünkü beni şikayet edenlerin başında yıllardır ''abi'' deyip saygı duyduğum ve kamuoyunda çok iyi tanınan iki ünlü meslek büyüğümdü. "O kim ki, birinci sayfada yazıyor"demişler!

Bir de şu var, ben Alevi bir aileden geliyorum. Basında, bir takım yerlerde bilinçaltında Alevi düşmanlığı olduğunu düşünüyorum. Ben yetim büyüdüm. Kimse beni sahiplenmedi. Benin gibi bir adamın gelip Milliyet'in birinci sayfasında yazması bazılarına koydu. Hiçbir zaman yağcı olmadım. Benim için yağcılık sağcılıktan bile kötüdür, çünkü sağcının hiç olmazsa bir karakteri vardır...Daha sonra Milliyet'in başına gelenler de beni sahiplenmedi, sürekli engellendim. İçlerinde belki iyi gazeteci olanlar vardı ama kötü yöneticiydiler.

-Beklenmedik anlarda "pat" diye çoğu kişinin cesaret edemeyeceği sorular sorabiliyorsun. Bunun bir sırrı var mı?

- Aslında var. Şöyle bir örnek vereyim: Semra Özal bir seferinde, "Çocuklarımın dikili bir ağacı bile yok"demişti. O dönem İstanbul Belediye Başkanı olan Tayyip Erdoğan ile Topkapı'da Özal'ın mezarının başında ağaç dikerken, "Semra Hanım, nihayet ilk dikili ağacınız oldu ne düşünüyorsunuz" diye sordum. Çok kızdı. Neden? Çünkü, yolsuzluk iddiaları üzerine çocuklarının dikili ağacı bile olmadığını söylemişti.. Yani, gazeteci bellek sahibi olmalı, yoksa soru soramazsın.

Bir seferinde ise Hakkari'ye gittiğimde belediye bandosu bir törendeydi. Bando Şefi beni görünce jest yapmak için bir parça çaldı. Özel timciler çok kızdı, bana "Sen kimsin ki senin için bando çalıyorlar"diye bağırıp çağırdı. Ben de kendilerine dedim ki, "Siz benim gibi bir vatan evladını tanımadan, gerçekten vatanı koruyabilir misiniz?" Özel Tim'cilerin beyin sigortaları attığından yanıt veremediler. Yani, gazeteci biraz da esprili, biraz da hazır cevap olmalı efenim!

-Medyanın bugünkü durumunu nasıl görüyorsun?

-Medyanın yüzde 99'u fiili olarak iktidarın güdümünde. Omurgalı olan sadece yüzde birlik kesim. Medyadaki arkadaşlarım, "Musa biz seni çok seviyoruz ama bu dönemde bize gelme"diyor. Neden? Sorduğum sorular yüzünden. O sorular bir zamanlar olay oluyordu. Şimdi kapılarını kapattılar. Ferhat Boratov ABD'li muhalif gazeteci Michael Moore'la ilgili bir film seyretttikten sonra bana, "Musa sen aynı soruları daha iyi soruyorsun"demişti. Benim darbe zamanı Evren'e sorabildiğim soruların yüzde birini bugün gazeteciler Başbakan Erdoğan'a sormaya cesaret edemiyor. Yazık...

Musa Ağacık'la söyleşinin ünlü siyasetçilerle ilgili anılarının yer aldığı ikinci bölümünü okumak için:

 http://www.medyagunlugu.com/Haber-337-32-kisim-tekmili-birden-musa-agacik.html