Türkiye'de ifade özgürlüğü raporu

29 Mart 2018 Perşembe  |  GÜNLÜK

Prof. Dr. Yaman Akdeniz ile Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak English PEN için "Türkiye'de Can Çekişen İfade Özgürlüğü: OHAL'de Yazarlar, Yayıncılar ve Akademisyenlerle İlgili Hak İhlalleri" raporu hazırladı.

78 sayfalık raporu Prof. Akdeniz, Londra'daki Free Word Centre'da gerçekleşen toplantıda açıkladı.

Rapor "Giriş" bölümünde, yazar, yayıncı, akademisyen ve akademi ile ilgili baskı ve ifade özgürlüğüne müdahale niteliğindeki soruşturma, yargılama ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde ortaya çıkan Kanun Hükmündeki Kararnamelerle (KHK) alınan kapatma ve kamudan ihraç kararlarının "Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti döneminde sıklıkla karşımıza çıkan genel 'susturma politikasının 'yeni işlem ve araçları" olarak tanımlanıyor.

Darbe girişiminin ardından STK ve insan hakları aktivistlerinin, iş insanlarının, yazarların, yayıncıların ve akademisyenlerin yaygın bir şekilde hedef gösterildiğini vurgulayan raporda "Bu tür uygulamalar hem özel, hem de mesleki ortamlarda oto-sansürü teşvik etmekte, hükümetin bu tarz uygulamaları sonucunda, ifade özgürlüğünün yerini siyasi söylem ve muhalif görüşlerin azaldığı bir korku iklimi almaktadır" değerlendirmesi yer aldı.

Raporda yer alan tespitler özetle şu şekilde:

Raporda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Özgür Gündem ve Hrant Dink kararları hatırlatıldı.

* Son yirmi yıldır başlıca mesele başta gazeteciler olmak üzere yazarların ve aydınların şiddet ve teröre katkı sundukları iddiasıyla cezai kovuşturmaya uğratılarak hapsedilmesi.

* 24 Temmuz 2015'te çözüm sürecinin sona ermesiyle başlayan çatışmalarla, ve son olarak darbe girişimi sonrasında da ifade özgürlüğüne müdahalenin en temel gerekçesi olarak terörle mücadele gösterildi. 

* 2014'te Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Cumhurbaşkanı'na yönelik ifadeler de sıklıkla cezalandırılan ifadeler kategorisine eklendi. 

* Türkiye, muhalif görüşteki akademisyenden milletvekiline, sanatçıdan, gazeteci ve yazarına kadar hemen herkesin terör propagandası yaptığı veya terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle sorgulanıp, tutuklanabildiği ve yargılandığı bir dönemden geçiyor. 

* AKP hükümeti özgürlüklere saldırmak için 1980'ler ve 1990'larda kullanılan sert yöntemlerin yerine farklı yöntemler kullanan çok daha ince düşünülmüş, karmaşık bir mekanizma geliştirdi. 

* Terör ve örgütlü suçlarla mücadele kapsamında açılan ceza soruşturmaları "daha az gaddar ama etkili" yeni stratejinin en önemli parçası haline geldi.

Son 7 yılda 26 bin 921 kişi "propagandadan" mahkum 

* 2010-2017 arasında TMK 7/2'de yer alan terör propagandası suçundan toplam 94,396 dava açıldı, aynı dönem içinde 103 bin 227 karar verildi, bunlardan 26 bin 921 tanesinde mahkumiyet kararı, 15 bin 599 tanesinde beraat kararı verildi, 4 bin 622 kararda da hükmün açıklanması geri bırakıldı.

98 bin 904 kişi "üyelikten" yargılandı

* Aynı dönemde örgüt üyeliğine ilişkin TCK 220/7 kapsamında 13 bin 581 dava açıldı, 11 bin 751 karar verildi, 2 bin 226 kararda mahkumiyet, 3 bin 418 kararda beraat kararı verildi, 62 kararda hükmün açıklanması geri bırakıldı.

* Silahlı örgüt üyeliğini düzenleyen TCK 314/1'den ise aynı dönemden toplam 3bin 213 dava açıldı, 1870 karar verildi. Bu kararlardan 334 tanesi mahkumiyet, 155 tanesi beraat, 1 tanesinde hükmün açıklanması geri bırakıldı. 

* 2010-2017 döneminde ise en çok dava TCK 314/2 kapsamında silahlı örgütlere üyelikten açıldı. Bu dönemde 98 bin 904 dava ile terör propagandası davalarından daha fazla dava açılmış, 88 bin 62 karar verilmiştir. Bu kararlardan 34 bin796 tanesi mahkumiyet, 13bin 635 tanesi beraat kararıydı. 621 tanesinde hükmün açıklanması geri bırakıldı. 

* TCK 314/2 kapsamında soruşturma ve kovuşturmalarda özellikle 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında ciddi bir artış yaşandı. 2015'te bu hükme dayanarak 14 bin 854 dava açılmışken, 2016'da açılan dava sayısı yüzde yüz artarak 29 bin 434'e ulaştı. 

2 yılda 6 bin 272 Cumhurbaşkanına hakaret davası

* Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Cumhurbaşkanı'na hakaret suçunu düzenleyen TCK'nin 299. maddesi kapsamında açılan davalarda da büyük bir patlama yaşanmıştır. 2010-2016 arasında açılan toplam 6 bin 860 davanın 6 bin 272 tanesi 2014-2016 arasında, yani Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra gerçekleşmiştir. 2010-2016 döneminde toplam 1315 mahkumiyet kararı verilirken, bunlardan 1162 tanesi Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminde verildi.

38 bin 254 kişiye Cumhurbaşkanına hakaret soruşturması

* TCK 299. maddesinde yer alan Cumhurbaşkanına hakaret suçu ile ilgili ceza soruşturmalarında da ciddi artış görüldü. Cumhurbaşkanlığı görevini Ağustos 2014'te Recep Tayyip Erdoğan devralmadan önce 2010-2014 yılları arasında toplam 2 bin 136 soruşturma açılmışken, rejimin ana sembolü olarak görülen Erdoğan'ın göreve başladığı 2014 yılı içinde Cumhurbaşkanına hakaret suçundan 682 bin 2015 yılı içinde 7 bin 216 ceza soruşturulması açılmış, 2016 yılı içinde ise çok ciddi bir artışla toplam 38 bin 254 ceza soruşturması açılmıştır. Dolayısıyla, 2016 yılı içinde açılan 38 bin 254 ceza soruşturmasının tamamı sadece bir kişi ile, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili. 

116 bin 250 kamu görevlisi ihraç edildi

* OHAL döneminde yayınlanan KHK'ler ile toplam 116 bin 250 kamu görevlisi hakkında bir daha kamu görevinde yer almamak üzere ihraç kararı verildi. İhraç edilenlerin sadece yüzde 1,69'u hakkındaki ihraç kararı geri alındı. 31 Aralık 2017 tarihi itibarıyla hakkındaki ihraç kararı devam eden kişi sayısı 114 bin 279. Akademisyenler özeline bakıldığında, OHAL döneminde 118 kamu üniversitesinden ihraç edilen akademisyen sayısı 2017 sonu itibarı ile 5 bin 822. Bu süreçte sadece 141 akademisyenin ihraç kararı geri alındı.

İfade özgürlüğü krizi Anayasal bir kriz

* Hükümet son on yılda sürekli yargıya yönelik müdahalelerde bulundu, bu müdahaleler sonrasında yargının hükümetin iradesinin dışında herhangi bir adım atması tamamen imkansız hale geldi.

* Hükümetin yargıya nasıl keyfi ve sık bir şekilde müdahale ettiği yüksek mahkemelerin değişen daire ve üye sayılarından da görülebilir.

* Hükümetin yargı üzerindeki etkisi o kadar baskındır ki ülkede insan hakları ihlallerine karşı gidilebilecek olan son merci olan Anayasa Mahkemesi'nin kararları dahi hükümetin hoşuna gitmediğinde derece mahkemeleri tarafından göz ardı edilebiliyor. 

* İfade özgürlüğü krizi artık Türkiye'deki hukuk devleti krizi ve son dönem Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması ile başlayan Anayasal krizle doğrudan bağlantılı hale gelmiş durumda.

* Rapor kapsamında incelenen 80 yazar bir eylemleri nedeniyle değil ve fakat söz ve yazıları nedeniyle terör örgütü üyesi olmak, terör örgütü propagandası yapmak benzeri suçlarla suçlanıyor. 80 yazardan 77'si aynı zamanda gazeteci, 19'u de akademisyen. 80 yazardan 19'u halen tutuklu, 22'si ise tutuksuz yargılanıyor. Yazarlardan 34'ü hakkındaki yargılama sonuçlanmış, 26'sı yargılandıkları suçlardan ceza almış, 8 yazar da yargılandıkları suçlardan beraat etti. 

* Bu metin, Türkiye'de otoriterleşmenin dönüm noktalarından birini oluşturdu. Daha önce daha kısıtlı bir kesime yönelik olarak yürütülen çok yönlü susturma stratejisi Barış için Akademisyenler Bildirisinden sonra hızla tüm muhalif kesimlere yayıldı, rutin bir pratiğe dönüştü. 

"Yapısal krize çözüm bulunmalı"

Raporun "Sondeyiş" kısmında ifade özgürlüğü krizinin Anayasal bir kriz haline geldiğini vurgulayan yazarlar "Sorunun çözümünü de bireysel vakalarda değil bu yapısal krizin aşılmasında aramak gerekmektedir. Bu çözümün, olağanüstü hal durumunun otomatik olarak tekrar tekrar uzatıldığı bir süreçte üretilmesinin mümkün olmadığı da açıktır" ifadelerini kullandı.

(Elif Akgül, Bianet)

Yazının orjinalini okumak için tıklayın