Romanlarda kalan Rus soyluları

30 Mart 2018 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

Rus romanlarının çekici yönlerinden biri de, bizi konuk ettikleri soyluların masalsı yaşantısı mıydı acaba? İnsan  hayatının doğum, ölüm, ilk aşk, evlilik, mutluluk, yalnızlık, ihanet, yoksulluk, zenginlik, savaş ve barış gibi birçok önemli aşamasını büyük ölçüde soyluların hayatının içinden geçerek ama sıradan insanların hayatını da anlayarak okuduk bu romanları. Rus yazarlarınca dürüst, tarafsız ve gerçekçi şekilde ele alınışını izledik bu hayatların.

İsim gününde ya da davetlerde ne giyeceğini düşünen güzel prenseslerin telaşı, etrafta koşuşturan uşaklar, kütüphanesinde kahvesini yudumlayan kontlar, konaklara sürekli misafir taşıyan at arabaları, troykalar canlandı zihnimizde.

Ya da Tolstoy'un deyimiyle davet sahibi gururlu konteslerin görevlendirdiği orkestranın sesini çatal bıçak sesleri, konukların konuşmaları ve uşakların ayak sesleri bastırıyordu.

İlk aşklarını yaşayan prens ve prenseslerin o duygu ve arzu dolu dünyalarına, evlilik heyecanlarına şahit olduk.

Aslında televizyon, telefon, internet gibi olguların bulunmadığı o dönemlerde davetler, balolar, tiyatrolar, mektuplar insanların sosyalleştiği en önemli etkinliklerdi. Evlerin çeşitli bölümlerinde toplanan kadınların başkaları hakkındaki konuşmaları, yeni evelenecekler, aşklar, önemli gelişmeler hakkındaki fikirlerini gözledik bu romanlarda. Erkeklerinse ülke meseleleri, dünya siyaseti, sanat, edebiyat hayatı ve başkaları hakkındaki konuşmalarına denk geldik benzer şekilde.

Genel olarak bakıldığında, Rus soylu sınıfı özellikle 17, 18 ve 19. yüzyıllarda Rus toplumunun dinamosu ve sürükleyici gücüydü. Bu sınıfın önemli bir misyonu vardı. Bu da sanat ve edebiyatı himaye etmek, kurumların ve ekonominin gelişmesine katkı sağlamak ve toplumun ilerlemesine öncülük etmekti.

Büyük Petro Batılılaşma çabalarının merkezine soylu sınıfını koymuştu deyim yerindeyse. Moda, sanat, davranışlar ve entelektüel fikirler açısından soylu sınıfına önemli görevler vermişti. Avrupa ülkelerine seyahat etmelerini zorunlu kılmış, giyim kuşam ve davranışlar konusunda buyruklar getirmişti.

Büyük Katerina döneminde de Petro'dan beri süregelen idareyi modernleştirme, eğitimi ve sanatı teşvik etme yönündeki gelenek güçlü şekilde sürdürülmüş ve soylu sınıfına önemli görevler verilmişti.

Dünya genelinde soylular ve unvanları özellikle Ortaçağ Avrupa'sında yaygınlık kazanmıştı. Kral ya da imparator her şeyin sahibi ve üstünde olurken kralların bağışladığı, aileden geçen, önemli hizmetler sonucu ya da başka şekillerde edinilen topraklara bağlı olarak önemli haklar elde eden insanlardı soylular.

Rus soylu sınıfı ise 14. yüzyılda ortaya çıkmaya başlarken 20. yüzyıl başlarında nüfusun yüzde birine kadar ulaşmış ve Ekim Devrimi ile birlikte ortadan kalkmıştı.

19. yüzyıldaki Rus toplumuna bakıldığında soylular (dük, prens, kont, vikont, baron), ruhban sınıfı, tüccarlar, köylüler ve serfler gibi ana katmanlar bulunuyordu. Soylu sınıfın diğerlerine göre önemli ayrıcalıkları vardı. Bunlar arasında toprağa bağlı olarak çalışan serflere sahip olmak, bazı özel eğitim kurumlarına gidebilmek, bedensel cezalardan muaflık, arma taşıma gibi haklar bulunuyordu. Ama soyluları ayıran en önemli şey topraktan gelen zenginlik ve yüksek yaşam standartlarıydı elbette. İyi eğitim alıyor, seyahat ediyor, sanat ve edebiyatla uğraşıyorlardı.

Rus soylu sınıfı Çarlık sisteminin ve toplumun önemli bir unsuruydu. Bununla birlikte 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yeni değişim dinamiklerinin ortaya çıkmasıyla bu sınıfının etkisi de azalmaya başlamıştı. Genelde kamu görevlerindeki çalışmaları, fikir hayatına etkileri ve toplumun siyasi ve ekonomik hayatına katkılarıyla son derece önemli olan Rus soyluları ağırlaşan toplumsal sorunların çözümü konusunda etkisiz kalıyordu. Bazı soylularsa  topraklarını kendiliğinden serflere dağıtıyor, değişimi anlamaya çalışıyordu. Ekim Devrimi sonrasına ise önemli bir kısmı ülkeyi terk etmiş, bir kısmı da sürgüne gönderilmişti.

Böylece Avrupa ülkelerinden farklı olarak soyluların topluma olan etkisi büyük ölçüde sona eriyor, komünist sistem ile birlikte yepyeni bir sosyal ve ekonomik düzene geçiliyordu.

Kısacası Rus klasik romanlarında okuduğumuz soyluların o masalsı yaşamı, güzel prensesler, aşklar ve ihtiraslar, hayatın anlamına dair çıkarımlar bu romanları güzelleştiren en önemli unsurlardan biriydi belki de...

Samih Güven

Yazının orjinalini okumak için tıklayın