'Görüntüyü kurtarma operasyonu'

14 Nisan 2018 Cumartesi  |  GÜNLÜK

ABD, İngiltere ve Fransa'nın Suriye'ye sabaha karşı düzenlediği füze saldırılarının, eğer dikkatli okunacak olursa, aslında üç Batılı ülkenin görüntüyü kurtarma operayonundan başka bir şey olmadığını anlamak gerekiyor.

Saldırıyı düzenleyen üç ülkenin liderleri de yaptıkları açıklamalarda, operasyonun amacının Beşar Esad rejiminin kimyasal silah kullanma kapasitesini yok etmek amacını taşıdığını vurguladılar. Ancak seçilen hedeflerin ikinci derecede önemli askeri tesisler olması ve saldırının iki saat gibi kısa sayılabilecek bir süreyle sınırlı tutulması, üç Batılı ülkenin koordineli saldırılarının Suriye'nin askeri alt yapısına had safhada zarar vermeyi amaçlamadığını gösteriyor.

Beyaz Saray ve Pentagon'dan sızan bilgilere bakılırsa, ABD silahlı kuvvetlerinin üst kademesi,Trump'ı ve dolayısıyla saldırıya katılan İngiltere ve Fransa'nın liderlerini de operasyonun kapsamını sınırlı tutmak amacıyla ikna  için  azımsanmayacak derecede bir baskı uyguladı  ve bunda da başarılı oldu, çünkü ABD ve Rusya'nın genelkurmay karagahları arasında son bir hafta içinde yoğunlaşan iletişim trafiği, Amerikan tarafını Rusya'nın misilleme konusundaki ciddiyetine inandırdı.

Sonuç olarak üç Batılı ülke, zalim Suriye liderini cezalandırma sözlerini sözüm ona tuttular, bir sınavdan daha alınlarının akıyla (?!) çıktılar.

Rusya saldırıdan hemen sonra, çeşitli başkentlerdeki veya uluslararası örgütler nezdindeki büyükelçileri aracılığıyla ABD, İngiltere ve Fransa'nın bu saldırılarının karşılıksız kalmayacacğini güçlü ifadelerle ilan etti.

Rusya'nın saldırıya hangi ölçüde ve nasıl bir tepki göstereceğini şimdiden tahmin etmek olanaksız. Ancak, saldırı sonrasında hemen ilk akla gelen sorulardan biri, bu saldırılardan sonra Suriye kaynaklı bu uluslararası gerilimin Rusya ile Batı arasındaki soğuk savaşı nasıl etkileyeceği.

Suriye ordusunun Douma'da kimyasal silah kullandığı yolundaki haberlere çok ciddi soru işaretleriyle yaklaşmak gerekiyor.

Nedenlerini şöyle açıklamak mümkün:

- Suriye ordusu, Rusya'nın ve İran'ın önemli askeri desteği sayesinde ülkedeki iç savaşın gidişatını önemli ölçüde tersyüz etmeyi, Esad karşıtı muhalif grupları teker teker kontrol ettikleri yerleşim merkezlerinden temizlemeyi başarmış ve başkant Şam çevresinde sadece bir kaç banliyöde direnişi sürdüren muhalif grupları da kıskaca almıştı.  Bu durumda Suriye ordusunun kimyasal silah kullanmaya ihtiyacı yoktu.

- Douma'da düzenlendiği iddia edilen kimyasal silah saldırısından bir kaç gün önce ABD Başkanı Donald Trump, Suriye'deki ABD birliklerinin ülkeye geri dönmelerini hızlandıracağını ilan etmişti. ABD başkanının birliklerini geri çekeceğini ilan ettiği bir sırada ordusuna kimyasal silah kullanmaları emrini vermesi için Beşar Esad'ın geri zekalı olması gerekir ki Suriye liderinin aptal bir politikacı olmadığını herhalde herkes kabul ediyordur.

Saldırılarla ilgili başka sorular da sormak gerekli.... 

Örneğin üç Batılı ülke, neden uluslararası kuruluşların görevlendirdiği uzmanların Douma'da kimyasal silah düzenlendiği iddialarını araştırmak için başlattığı incelemenin sonucunu beklemeden harekete geçti? Hedeflenen tesisler herhalde yerinden kaçmıyordu. Washington, Londra ve Paris'in yapılan incelemenin sonuçları açıklanmadan yangından mal kaçırırcasına  füze saldırılarını düzenlemeleri, yoksa amacın üzüm yemek değil bağcı dövmek mi olduğunu gösteriyor?
 
Suriye'ye düzenlenen hava saldırılarına çok daha geniş, İngiltere'de kızıyla birlikte zehirlenen mülteci çift taraflı casus Sergei Skripal'ı da içine alan bir pencereden bakmak zorunlu.

Öncelikle her iki olaydaki ortak noktaya işaret etmek gerek: Kimyasal silah veya kimyasal zehir kullanarak suikast girişimi. Kimyasal unsurlar kullanılarak yapılan saldırılar, ister toplu katliam ister tek bir suikast için olsun, sıradan insanlar arasında ateşli silahların kullanıldığında yaratılan tepkinin çok daha şiddetlisini yaratıyor,  Çünkü bu tür saldırılardan sonra basına servis edilen fotoğraf, video ve haber ayrıntıları insanlardaki tiksinti duygusunu patlama noktasına getirme potansiyeli taşıyor.

Uluslararası basında son altı-yedi haftadır çıkan, ister Skripal ister Suriye ile ilgili olsun, çıkan tüm haberlerde Rusya'nın doğrudan ya da dolaylı olarak suçlanması sadece basit bir raslantı mı? Yoksa bu haberler  dünya çapında ve Batı basınının  da üstü kapalı biçimde gönüllü olarak kullanılmayı kabul ettiği  bir algı operasyonunun kilit şifreleri mi?

Bir başka deyişle, acaba İngiltere'nin Salisbury kentinde ve Suriye'nin başkenti Şam'ın Douma banliyösünde yaratılan kimyasal saldırı algısı ne kadar gerçek? Eğer bu iki olayda gerçekten kimyasal silahlar kullanıldıysa, bu eylemlerin arkasında doğrudan ya da dolaylı olarak Rusya'nın bulunduğunu gösteren ne kadar kanıt var?

İngiltere hükümeti, mahalle çocukları gibi yuiksek perdeden bağırıp Rusya'yı adeta nefes bile almadan suçlarken Rusya'nın Skripalı'ye yapılan saldırıyla ilgili delil isteklerini neden duymazlıktan geliyor?

Douma'daki kimyasal silah operasyonunu Mossad'ın ya da CIA'in ya da MI6'nin düzenlemediğinden nasıl emin olabiliriz?

Özet olarak söylenmesi gereken şu: Batı Rusya'nın son bir kaç yılda sessiz sedasız ve başarılı bir diplomasiyle elde ettiği kazanımları tersine çevirebilmek için  büyük bir telaş içinde. (Rusya'nın kazanımlarını 2018 yılı öngörülerini içeren dört bölümlük bir dizide irdelemiştik.) Amaç Rusya'yı uluslararası kamuoyu nezdinde olabildiğince soyutlamak ve mümkünse Putin'in devrilmesini sağlamak. Kimyasal saldırılarla Rusya'yı özdeşletirme algısının bu hedefe yönelik bir operasyon olduğunu düşünmek tamamen hayalci bir komplo teorisi olamayacak kadar gerçeğe yakın, ne yazık ki bu konuda gerçeklerin tam anlamıyla açığa çıkmasını ummak hayalciliğe daha yakın duruyor.

ABD'nin Vietnam Savaşı'na Pentagon'daki generallerin söylediği bir yalan üzerine girdiği 50 yıl sonra açıklığa kavuştu. Suriye iç savaşının ve ABD/Batı istihbarat örguitlerinin yediği haltların gerçeğini kaç yıl sonra öğrenebileceğiz, şimdilik meçhul...
 
Cengiz İzmirli (mahlas)