'Esad sana söylüyorum, Putin sen anla!'

15 Nisan 2018 Pazar  |  KÖŞE YAZILARI

ABD ve Batılı müttefiklerinin sabaha karşı Suriye'ye düzenlediği saldırının görünen ve görünmeyen yönleri var.

İşin görünen yüzünde, Suriye hükümetini kimyasal silah saldırısı düzenlemekle suçlayan Batılı ülkelerin son bir kaç gündür "ısıttıkları" operasyonda düğme basması var. Nispeten sınırlı sayılabilecek ve kimilerine göre aslında "görünüşü kurtarma" amacı taşıyan operasyonda Suriye'ye ait bazı tesisler vuruldu.

İşin ilk anda görünmeyen yüzünde ise, Esad'a yönelmiş görünen bu saldırının aslında, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in şahsında Rusya'ya yönelik bir "meydan okuma" ve "gözdağı" var. Bu öyle bir saldırı ki, hem Rusya'ya mesaj gönderiyor ama hem de Moskova'yı karşılık vermek zorunda bırakmıyor. Eğer operasyon Suriye'deki Rus hedeflerine yönelseydi Putin'in misillemede bulumak dışında bir seçeneği kalmayacaktı. Zaten, açıklaması ne kadar sert görünürse görünsün Putin'in ilk tepkisinde ölçülü bir dil kullanması gözden kaçmıyor. Bu nedenle, işleri çığrından çıkarabilecek bir operasyon yerine Suriye hedefleriyle sınırlı bir saldırı ister istemez Moskova'nın da işine geliyor.

Peki, Batı "Esad sana söylüyorum, Putin sen anla" mesajıyla ne demek istiyor?

Son yıllarda giderek gözlerini kendi sınırları dışına çeviren -ya da çevirmek zorunda kalan- Rusya, özellikle Suriye'de 30 Eylül 2015 tarihinde başlattığı operasyonla yeniden uluslararası bir güç olarak sahneye çıkmaya başladı. ABD ve müttefikleri ise bu duruma "Rusya'nın palazlanması" olarak bakıyor ve Rusya'nın egemenlik alanlarını sınırlarının ötesine taşımasını kesinlikle istemiyor. Çünkü Rusya'nın güçlenmesi Batı'nın çıkarlarının zarar görmesi anlamını taşıyor.

Bu aynı zamanda, Sovyetler Birliği'nin dağıldığı 1992 yılının sonlarından itibaren Batı'nın Rusya'nın yeniden ayaklari üzerinde doğrulmasını engelleme taktiğinin bir parçası. 

Doğru, Rusya'nın kendi hırsları var, yeniden güçlü bir imparatorluk olarak uluslararası sahneye çıkmak, ABD ile yeniden "eşit" olmak istiyor.

Buna karşılık başta ABD Batı ise, Rusya'nın yeniden "görkemli günler"e dönmesini engellemek için elinden geleni yapıyor. Batı'nın, "Soğuk Savaş"ın bitiminden hemen sonra eski Doğu Bloku ülkelerine alarak Rusya sınırlarına yaklaşmasının, daha doğrusu resmen kuşatmasının nedeni bu.

Köşeye sıkışan Rusya ise can havliye hamleler yapıyor, örneğin Gürcistan'ın NATO'ya girmesini önlemek için savaşıyor, ittifak askerlerini "burnunun dibinde" görmemek için Kırım'ı ilhak ediyor, savunma duvarını önde tutmak için Suriye'ye giriyor.

Şu anda Rusya'nın dış politikadaki başarı hanesine yazılan bu hamlelerin gerçekte işe yarayıp yaramayacağı orta ve uzun vadede belli olacak.

Ama Suriye'ye son saldırıyla Batı'nın verdiği Moskova'ya mesaj açık: Sınırlarına dön ve oradan dışarı başını sakın uzatma!..