'Sayın Cumhurbaşkanımız bize güvenmiyor'

05 Mayıs 2018 Cumartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Küçük sayılabilecek bir kente uçakla gitmiş, havaalanından dışarıya çıkıyordum.

Beni İzmir'den tanıyan bir polis memuru yanıma yaklaşarak gülen bir yüzle 'Hoşgeldiniz!' dedi. Özel bir nedenle tanıdığım çalışkan bir memurdu.

Havaalanında olağanüstü bir durum var gibi görünüyordu. Ne olduğunu sorduğumda;

"Yarın Sayın Cumhurbaşkanı gelecek de," diye yanıtladı. "Havaalanına araba sokmuyorlar, yolcuları sıkı bir aramadan geçirerek içeri alıyorlar. Kentten gelen arabalar, yolda çevrilerek sıkı bir denetlemeden geçiriliyor ve havaalanının dış kapısından içeri sokulmuyorlar."

Sanki bu işleri polisten başka birileri yapıyor gibi konuştuğunu görünce merakla sordum;

"Neden 'yapıyorlar, ediyorlar' diye konuşuyorsunuz? Bu işleri yapan sizler yani polis değil mi?"

Polis arkadaşın yüzü karardı. Çevresini ürkek bir bakışla taradıktan sonra alçak bir sesle;

"Sayın Cumhurbaşkanımız bize güvenmiyor," dedi. "Ankara'da, Sarayda bulunan yüzlerce özel korumasını getiriyor ve bizi asla kendisine yaklaştırmıyor!"

"Biliyorum," diye sohbeti uzatmaya çalıştım. "Tayyip Bey'in gittiği her yerde, orada bulunan polislerin tabancalarındaki şarjörleri de boşaltıyorlarmış."

"Sadece bu kadar olsa neyse," diye devam etti polis arkadaş. "Bizim canımızı yakan en önemli şey, Cumhurbaşkanı ve Başbakan havaalanına ineceği zaman, bizi odalara kapatmaları ve dışarı çıkmamızı yasaklayarak onurumuzla oynamaları!"

Evet, yanlış duymadınız;

Cumhurbaşkanı'nın gittiği yerlerde, havaalanında görevli polisler odalara kapatılıyor ve dışarı çıkmaları yasaklanıyormuş.

Ve havaalanındaki bütün otoparklar boşaltılıyor, oraya park etmiş bulunan araçlar çekilip götürülerek başka yerlere bırakılıyormuş.

AKP Genel Başkanı'nın geçtiği yollarda alınan sıkı önlemler, Başbakan Binali Bey için de geçerli.

Kaç kez gözlerimle gördüm. Gittiği her havaalanında alınan önlemler nedeniyle, halkın anasından emdiği süt burnundan geliyor!

Geçeceği yollarda alınan sıkı önlemler, görevli polislerin hem silahlarından şarjörlerin alınarak ve hem de odalara kapatılarak 'etkisiz!' hale getirilmesi, arabaların bir gün öncesinden park yerlerinden bile çekilmesi ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Ankara'dan getirdiği kendi keskin nişancıların, geçeceği tüm yollarda çatılara çıkarak önlem alması!

Çok korkuyorlar, çoook!

Neredeyse gölgelerinden korkar durumdalar!

Anlatılanlara göre; yedikleri yemek ve içtikleri su bile bir başkası tarafından denetlenmeden masalarına konmuyormuş.

Tarihin en büyük korkakları diktatörlerdir. Kendilerini izleyen gölgelerinin bile her an eline silah alarak arkadan vuracağını düşünürlermiş.

Bunların en başında gelen Hitler, en çok da, kendisinden korkanlardan korkarmış. Korku öylesine içine sinmiş ki, ne zaman bir yere gitse, eğer korkarak yanından uzaklaşan birini görse, onu yakalatıp cezalandırırmış.

Onun kedilerden korkması ve nefret etmesi de bundan olsa gerek. Uzaktan bile görse, kaçmakta olan zavallı sokak kedileri onu çıldırtır, yönünü değiştirirmiş.

Bugün, geçmişin büyük ve acımasız diktatörlerini aklımıza getiren olaylar yaşıyor olmamız ne büyük şanssızlık!

Ama işte, kendi polisinden korkarak özel güvenlik teşkilatı kuranları ve gittiği yerde potansiyel bir tehlike gördükleri- devletin polisini odalara hapsedenleri görünce ister istemez insanın aklına eski diktatörlerin yaptıkları geliyor.

KORKU, CESARET YARATIYOR

Diktatörlerin toplumda yarattığı korku atmosferi, diktatörün kendi korkularının bir sonucudur.

Çünkü diktatörler, yarattıkları korkunun kendilerini koruyan bir kalkan olduğuna inanırlar. Korku salarak kendi korkularından kurtulmaya çalışsalar da, tam tersi olur; İçlerindeki korku giderek artar ve bir ruhsal hastalık olan paranoyaya döner.

Medya, yazar-çizerler, üniversiteler, halk, bürokrasi, asker ve tüm toplum kesimleri üzerine çöken korku atmosferi daha nereye kadar gidecek?

Önümüzdeki seçimleri bir umut olarak görenler hiç de az değil!

Bu umudun, bir cesaret ortamı oluşturacağı ve karşı koyma psikolojisiyle korku dağlarının çökertileceğini düşünenler çok!

Hitler; "Diktatör, bisiklete binen adama benzer, durursa devrilir," demişti, kendi sonunu tanımlar gibi!

Acaba bizim toplumsal cesaretimiz (ve elbette bilincimiz), bisikleti durduracak düzeye ulaştı mı, ne dersiniz?

Havaalanındaki o polis arkadaştan öğrendiğim üzüntü verici uygulamalardan sonra, nereye gitsem tanıdığım polislere bir şeyler soruyorum.

Hemen hepsi söz birliği etmişçesine kendilerine üvey evlat muamelesi yapıldığını söylüyorlar. Onurlarını kıran davranışlar bir yana, maaşları konusunda da kırgınlar.

Seçim armağanı olarak askerlere maaş artışı yapılırken kendilerinin unutulmuş olmasını içlerine sindiremiyorlar.

"Bizden korkan ve onurumuzla oynarcasına tabancalarımızı boşaltıp bizi odalara tıkayanların gözünde ne itibarımız olacak ki? Elbette para da vermezler!" diye sitem etmişti içlerinden biri.

Not: Bu yazım önce odatv'de yayınlanmıştır.