'Onlar'ı yazdım bugün!

13 Mayıs 2018 Pazar  |  KÖŞE YAZILARI

Belleğimde çakılı bölük pörçük anılar düştü aklıma bugün...
                                                                                                                
Gençliğimde 'onlar'a şiir diye yazdığım manzumeleri hatırladım bugün...
 
Yıllar, yıllar öncesine gittim bugün...
 
- Bugün kafam dumanlı, varmayın üstüme üstüme, demiş ya şair.
 
İşte o durumdayım bugün...
 
Rutin yazılar yazmayacağım bugün...
 
Örnekler vermeyeceğim bir Avrupa ülkesinden. 
 
Ne AB'yi anlatacağım ne de ötekileri. 
 
İç ve dış politikayı 'es' geçeceğim bugün. 
 
Ne üçkağıtçıları anlatacağım ne de yüzsüzleri...
 
Bugün dilim döndüğünce, aklım yettiğince, içimden geldiğince 'Onlar' ı yazacağım...
 
Bugün 'Onlar'ın günü...
 
Bugün Anneler Günü. 
 
Ayşe, Fatma, veya Fahriye, Leman, Mine, Huriye ya da Rabiye olsa da adları, değişmez. 
 
Maria, Leida, Jozefine, Anuşka olsun, hiç fark etmez...
 
Dünyanın neresinde hangi anne olursa olsun, hiç değişmez...
 
Varlığı tartışılmaz, yeri doldurulmaz  anneleri  yazacağım bugün. 
 
Dokuz ay canda can taşıyan, günü gelince doğuran, emziren, teniyle ısıtan, yeri gelince dizlerinde sallayan, tatlı sesiyle ninni fısıldayan, yemeyip yediren, içmeyip içiren, kötü anını belli etmeyen, hastalıkta çırpınıp aklını yitirecek hale gelen, kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyen, hayatta olan, olmayan anneler için yazacağım bugün...
 
Yalnız ben mi yazacağım? 
 
Elbette hayır.
 
Kimi annelerden anı anlatacak, kimi yaşanmış olayları...
 
Ama benim anlatacaklarım saklambaç oynuyor akıl labirentlerinde.  
 
Kurmaya çalıştığım tümceler isyan ediyor utanmadan dağarcığım içinde. 
 
Harf denilen eğik-bükük çizgilere tıklamakta direniyor parmaklarım, gitmiyor tuşların üzerine...
 
Yüreğimde bir ses soruyor:
 
- Büyük işe giriştin, nasıl anlatacaksın?' 
 
Ateşler sarıyor dört bir yanımı. 
 
Bırakıyorum yazı yazmayı bir süre. 
 
Sonra toparlanıyorum. 
 
Tıkladığım tuşlar dile geliyor. 
 
- Söz verdim yazacağım, başka yolu yok...
 
Gazetelerde sütunlar, köşelerde yazarlar, TV'lerde programlar, radyolarda mikrofonlar anneleri anacak.'  
 
O ses diyor ki:
 
- Anmak yetmez, yaşamak da gerekir'
 
- Nasıl?
 
Sürdürüyor:
 
 - İyi dinle, diyor. Cemre havaya düşer hava ısınır. Suya düşer su ısınır. Toprağa düşer toprak ısınır. Havaya, suya, toprağa düşen cemre gibidir anne sevgisi, ısıtır, hayat verir. Eşi bulunmaz enerjidir, tartışılmaz.  Toprak suya, su toprağa,  soğuk sıcağa, sıcak soğuğa,  gece aydınlığa, aydınlık geceye, açlık tokluğa, tokluk açlığa nasıl bağımlıysa, anne sevgisine öyle bağımlıdır insan. '
 
 Biliyorum, sesini duyamayacağım...
 
Ay ışığı yüzünü göremeyeceğim. Mis kokan teninden yoksun kalacağım.
 
Rüyaya yatacağım...
 
Cebeci'ye, O'na gideceğim bugün...
 
Mezarına bir avuç toprak daha serpip 'Rahat uyu Anam!' diyeceğim. 
 
Biraz su döküp bir de çiçek bırakacağım yattığı yere. 
 
Ve O'nu yaşayacağım bugün! 
 
Elleri öpülesi anneler, gününüz kutlu olsun...