Beden işçiliğinden beyin işçiliğine geçiş

16 Mayıs 2018 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

İnsanoğlunun buharlı makinelerle başlayan, akıllı makinalarla devam eden sanayileşme sürecinin dört aşaması olduğu kabul ediliyor. Üretimde insanın yerini önce buhar gücünün, sonra elektriğin, sonra elektroniğin sonra da akıllı makinalar ve yapay zekânın alması aşamalarını birbirinden ayırmamız ve üretim biçimi ve yapısındaki dönüşümleri anlamamız için böyle bir sınıflamaya ihtiyaç var. 

Sanayileşme süreci aynı zamanda insanın beden işçiliğinden beyin işçiliğine giden yolculuğunu da anlatıyor. Beş bin küsur yıllık insanlık tarihini bir cümlede özetlemek mümkün olsaydı bunun en iyi ifade eden cümle; insanın hikâyesi beden gücünü kullanan insandan beyin gücünü kullanan insana dönüşümünün hikâyesidir demek olurdu. 

Tarım ya da sanayi üretiminin her aşamasının merkezinde insan vardır. İnsan, öğrenme, konuşma ve düşünme gibi çok özel yeteneklere sahip bir canlı olmasına rağmen onu diğer canlılardan ayıran bu özelliklerinden faydalanabilmesi için eğitilmesi gerekiyor. Eğitim insanın yaratıcı gücünü tahrik eden, analiz yapmasını, neden sonuç ilişkisini kurmasını sağlayan bir beyin eksersizinden başka bir şey değil.

 İnsanın eğitilmesinin önemini yüzlerce yıl önce kavrayan ve kurumsallaştıran ülkeler bugün gelişmiş ülkeler ya da sanayileşmiş ülkeler dediğimiz ve sanayileşmenin dördüncü aşamasına merdiven dayamış ülkeler. Sadece sanayi alanında değil, bilim, hukuk, felsefe, kültür, sanat adına okuduğumuz tartıştığımız beşeri konuların kaynağının da bu ülkeler olması yine tesadüf değil. Bu toplumlar antik çağlardan bu yana yaklaşık iki bin beş yüz yıldır bu konuları düşünüyor, okuyor ve tartışıyorlar.

Bu açıdan baktığımızda, her sanayileşme evresinin, eğitim, hukuk, felsefe, siyaset, kültür ve sanat gibi yapısal bir ekosistemin ürünü olduğunu anlamak zor olmasa gerek. Yapısal ekosistem belirli olgunluğa erişmeden sanayileşmenin herhangi bir evresinde oyun kurucu olmak ne yazık ki mümkün değil. Ancak durum o kadar umutsuz da değil. Sanayi toplumu olmak için başta eğitim olmak üzere alınması gereken yapısal önlemler bilindiğine göre en azından denemiş olanı tekrarlayarak aranın fazla açılmasını önlemek mümkün.

Bunu yapmak için orta ve uzun vadeli bir yapısal dönüşüm programını uygulamak ve biraz da sabırlı olmak yeterli. Ancak sorun da burada başlıyor. Çünkü sanayileşme sürecinde arkada kalmış ülkelerde,  halkın da politikacıların da beklentileri hızlı gelir artışı sağlayacak politikalara yönelik oluyor. Çoğunlukla, popülist düzenlemeler ve yapısal dönüşüm düşmanı olan kısa vadeli önlemlerle bir yandan kıt kaynakların verimsiz harcanmasına diğer yandan da çok kıymetli zamanın kaybedilmesine yol açan politikalar tercih ediliyor. 

Maalesef, makinaların birbirleriyle ve insanlarla iletişim kurabildiği bir çağda kısır politikalarla kaybedilen bir saniyeyi bile telafi etmek mümkün olmayacak. Bu defa parası neyse verir alırım, sanayi 4.0 a geçerim demek de mümkün değil. Çünkü makine ithal edip üretim yapmanın devri çoktan geçti. Makineler akıllandı üretimi de kendileri yapmaya başladı. Bu çağda, makinalardan daha akıllı insan yetiştiremeyen ülkeler bırakın sahada oyun kurucu olmayı top toplayıcı bile olamayacak.